Metro-Gastro dergisinin Kasım-Aralık 2007 sayısı için hazırladığım yazıya şöyle başlamışım: “Tandır ekmeği kavılcayla daha antika olur ama ekmek yaparken kavılca ununu kırmızı buğdayla karıştırırız. Kavılca daha az konur ki yapışık olmasın. Kavılcayı haşıl yapmada, yarma çorbasında ve kaz pilavında kullanırız. Eskiden şehirden alma un olmadığı için pişi, mafiş gibi hamur işlerini, ekmeği, erişteyi kara değirmende öğütülen kavılca ve kırmızı buğday unuyla yapardık” diyor İsmet Kızıltepe (65). Öyle hızlı ve heyecanlı konuşuyor ki, heyecanına ortak olmamak mümkün değil. Aylardan Eylül. Güneşli bir günde Kars’ın Aydıngün Köyü’ndeyiz. Çıldır Gölü’nü tepeden gören seksen haneli bir köy burası. Köyün aynı zamanda bakkalı olan kahvehanesinde bir yandan ayranlarımızı yudumluyor, bir yandan İsmet amcayı dinliyoruz. O gün saatlerce İsmet amca ve Aydıngünlüleri dinlemiştik. Bu fotoğrafı da o gün çekmiştim. Beti Minkin'in 2006 yılında başlattığı proje beşinci yılını doldurdu. Sonunda organik sertifikalı kavılca buğdayının unu paketlendi ve Sade markasıyla satışa sunuldu. Karslı köylülerin atalarından öğrendikleri yöntemlerle yetiştirdikleri buğdaylar bunlar. Anadolu'nun çok eski türlerinden. Binlerce yıldır yetiştiriliyor kavılca bu topraklarda ve ne yazık ki bizler bu güzelim türlerin yerine hangi ülkeden geldiğini bilmediğimiz ithal buğdayların unlarına mahkum bırakılıyoruz. Yahut Türkiye'de yetiştiriliyor ama tohumunun nerede geliştirildiğini, genleriyle oynanıp oynanmadığını dahi bilmiyoruz. Gelin yerli tohumlarımızdan, yerli ürünlerimizden vazgeçmeyelim. Haydi siz de deneyin kavılca ununu. Bakalım nasıl bulacaksınız, onunla neler yaratacaksınız. Bizimle de paylaşır mısınız o tarifleri?
(Proje hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Kars Yöresi Sürdürülebilir Köy Projeleri)





