Bugün canım yeşillik, ferahlık istedi. Ne koyayım diye düşündüm. Arşivden güzel bir deniz manzarası mı? Enginliklere, göğe, gökle denizin birleştiği yere gideyim. Sonra birden, her nasılsa, bu çiçek geldi aklıma. Bezelyenin bu alımlı, canlı, canım çiçeği. Neden geldi ki? Muhtemel ki iki gündür sultani bezelye yediğimden. Geçen hafta pazardan yarım kilo sultani bezelye almıştım. Burada erkence çıkar bu güzeller. Sezonun ilk bezelyeleri. Sebzelikte bekledi durdu garibim. Çünkü canım hep başka şeyler çekiyordu. Sonra birden, ne olduysa, sıra ona geliverdi. Mahmurluktan silkindi, uyandı, gerindi, itinayla hazırlandı ve arkadaşlarıyla buluştu bizimkiler. Soğan, sarımsak, havuç, karnabahar, brokoli... Bir güzel kavurdum onları ve afiyetle yedim. Kalan yarısını yemek de bugüne kısmetmiş. Bu sefer sadece soğan, sarımsak ve havuçla kavruldular. Üzerlerine elbette susam serptim. Yedikçe iyileştim, yedikçe yeşerdim. Başka coğrafyalara gittim. Sığ ormanlıklara, çamlıklara, yeşil tepelere, genç bir kızın kendi elcağızıyla yetiştirdiği bezelye çiçeklerine.*
Dört şey var ki def eder kaygıyla üzüntüyü,
Dördü de panzehirdir hem bedene, hem ruha.
Tadını çıkarmalı insan bütün bunların:
Su, çiçek bahçeleri, şarap ve güzel yüzler.
Ebu Nuvas (Zevkten dört köşe, Arap şiiri)
Kaynak: Eski Anadolu ve Ortadoğu’dan Şiirler, Talat S. Halman






