16 Mayıs 2011

Dondurmaya methiye

Bugün yazı yazmayacaktım. Yok aslında yazmayı düşünüyordum ama ertelemiştim, Artun hocanın yeni kitabı için tanıtım yazısına ayrılacaktı bugün. Bir de twitter'ı biraz daha mı tanısam, iyi mi ettim, çok mu zamanımı alacak, gerek var mıydı düşünceleriyle oyalanacaktım. Anneme Maya'nın son resimlerini gösterirken (artık 5 yaşında kocaman bir kız Maya, dünyanın en muhteşem yaratığı bize göre, ah özlemimiz çok büyük!) birdenbire karşıma çıktı. Ah dedim ah ah ne güzeldi. Gözlerimi kapattım, o ana döndüm şimdi olsa yeniden dedim, biraz daha yesem. Sonra kızdım kendime neden daha önce tatmadım ki dedim. Öyle geller ve gitler yaşadım işte. Bir şeye benzemiyor aslında değil mi? Oysa çok şey. Beyaz olan zencefilli, gri olan siyah susamlı. Bir dondurma bu kadar mı muhteşem olur? Ününü hak ediyormuş Il laboratorio del gelato. Fazlasıyla. Sonra bir de fesleğen ve limonlu sorbelerini tattım. O da güzel ya benim aklım siyah susamlıda kaldı. Şimdi ışınlansam ve bir kez daha yesem istiyorum. Ya da evde benzerini yapmaya çalışsam. Siyah susamım yok. Belki zencefillisini deneyebilirim. Zihnimde fikirler dansetmeye başladı. Ne güzel bir süreç... Sizin en favori dondurmanız hangisi? Ve nerede?

15 Mayıs 2011

Artık ben de twitter'dayım!

Bazen çok yenilikçi, bazen de sabit fikirli oluyorum. Burcumun özelliği mi bu yapı? Belki. Aman ne gerek var derken birden -nasıl oldu sormayın, ben de bilmiyorum- bir Twitter hesabı açtım. Tijen İnaltong olarak twitter'da olacağım. Önümüzdeki haftalarda enteresan şeyler olmaya başlayacak ve onları izleyenlere aktarmaya başlayacağım. Şimdilerde ise yine hafifleme sevdasındayım. Belli mi olur günlük hafif tarifler bile gelebilir kısa kısa. Takip etmek isterseniz yan taraftaki twitter kutucuğunu tıklayarak ulaşabilirsiniz. İlk takipçim kim mi? Taaa Ontario'dan bir dişi kamyon şöförü! Dünya çok mu küçüldü yoksa bana mı öyle geliyor? Ve evet soruyorum:
Siz Twitter hakkında ne düşünüyorsunuz?
Üye oldu iseniz nasıl kullanıyorsunuz?
Ne tarz mesajları okumayı seviyorsunuz?
Çok zamanınızı alıyor mu? (Ya da şöyle sorayım, ne kadar zaman ayırıyorsunuz?)
Vakit ayırıp yanıtlayan tüm dostlara teşekkürler.
*
(Twitter'a üye oldum olmasına, profilimi de düzenledim ya şimdi yeniden giremiyorum. Hani blogspot'ta olduğu gibi genel bir sorun mu var yoksa sorun benden mi kaynaklanıyor anlamaya çalışıyorum. Teknoloji de başa bela galiba!)

12 Mayıs 2011

Börtü Böcek için Doğa Dostu Öneriler ve Ev Yapımı İlaçlar

Size çok kıymetli bir kitaptan bahsetmek için bir kez daha dünya mutfakları dizisine ara veriyorum. Dün elime geçen, yanda fotoğrafını gördüğünüz, kitap evinde veya bahçesindeki (küçücük bir bahçeniz dahi olsa, sadece üç beş gülünüz veya bir kaç kök domatesiniz, biberiniz olsa dahi) börtü böcekten doğal yollarla kurtulmak isteyenler için. Siz de benim gibi hem kendi sağlığımıza hem çevre sağlığına zarar veren kimyasallardan uzak durmak istiyorsanız bu kitap tam size göre. Ben bu yaz hem evde (başta karıncalar için), hem de bahçede (özellikle de ön bahçeye ne eksem/diksem köklerini yiyerek onları öldüren danaburnu için!) yararlanacağım Börtü Böcek için Doğa Dostu Öneriler ve ve Ev Yapımı İlaçlar'dan. Füsun hanım bu kitabı ısrarla yazılı bir kaynak isteyen öğrencilerini ve doğa dostları için yazmış ve kendi imkanlarıyla yayımlamış. Kitabı Pandora'dan sipariş edebilir, sipariş bilgileri için Buğday Derneği'nin web sitesindeki şu yazıda bulunan e-posta adresinden kendisine ulaşabilirsiniz. Ellerinize sağlık Füsun hanım, iyi ki yazmışsınız bu kitabı!

10 Mayıs 2011

Dünya mutfaklarından-Hollanda

Bugün Hollanda'da, daha doğrusu Amsterdam'dayız. Neden Hollanda? Özledim herhalde o güzelim kanallar arasında yürümeyi, bir kafede oturup kahve içmeyi, çarşılarında, pazarlarında dolaşmayı. Hollanda denildiğinde akla ilk gelen yiyecek peynir olsa gerek. Çeşit çeşit peynir: Gouda, Edam, Maasdammer... Hollanda'ya ilk gidişimi anımsıyorum. Bir arkadaşımın misafiri olmuştum. Yıl sanırım 1988. İlk sabahımda beni bir şarküteriye götürmüş ve peynirleri sen seç demişti. Küçük dilimi yutacaktım neredeyse. Öyle çok çeşit arasından nasıl seçecektim ki. Yok dedim, seçemem. Hiç birinin tadını bilmiyorum ki. O seçmişti. Neydi seçtikleri anımsamam imkansız. O ilk seferden sonra çeşitli kereler Hollanda'ya gittim, değişik peynirler tattım, farklı yörelerini gezdim ya o ilk ziyaretimin anıları zihnimden asla silinmedi. Son Amsterdam ziyaretimde ise sevgili Helga'nın misafiri olmuş ve beş gün kalmıştım. İşte fotoğrafta gördüğünüz "broodje haring"i de o gezide tattım. Bu balıklı sandviç kentin pek çok yerinde karşınıza çıkacak olan balık büfelerinde (haringhuis) satılıyor. Hollandalıların en sevdiği "fast-food"lardan biri broodje haring. Hafif sirkeli bir sosta bekletilmiş ringa balığının turşu ve incecik doğranmış soğanla buluşturulmuş hali bu. İsterseniz tek başına, isterseniz sandviç ekmeği arasında alabiliyorsunuz balığınızı. Sonra bir kanalın başına gidiyor, bir banka oturuyor, öyle dalıp gidiyorsunuz etrafınızda akıp giden dünyaya. Ya da o dünyadan uzaklaşıp kendi aleminize dalıyorsunuz. Amsterdam güzel kent. İnsanı kendine nasıl aşık edeceğini biliyor.

06 Mayıs 2011

Dünya mutfaklarından-Vietnam

Baştan söyleyeyim: Ben Vietnam'a gitmedim. Çok istedim, hatta vize için Ankara'daki Vietnam konsolosluğuna dahi gittim ancak vizeyi kısa süreli veriyor olmaları, giriş ve çıkış gününü baştan bildirme gerekliliği, ülkeye uçakla girip uçakla çıkmanı istemeleri gibi o an için zorlayıcı bulduğum nedenlerden almadım. Farklı bir yoldan dönmek istiyordum en azından, Mekong Nehri üzerinden, tekneyle Kamboçya'ya geçecektim, niyetim öyleydi. Günlerim ise hiç kesin değildi. Neyse, uzun lafın kısası, Vietnam'ı görmedim. Henüz. Bir gün göreceğim elbet ya bu o ülkenin lezzetlerinden mahrum kalacağım anlamına gelmez. Resimde gördüğünüz "summer roll" yani yaz sarması. Sebzeli. Daha doğrusu incecik pirinç eriştesi, taze soğan ve yeşillikli. Dışı ıslatılmış pirinç yufkasıyla kaplı. (İsterseniz karidesli veya etlisini de sipariş edebiliyorsunuz.) Yanında üzeri yer fıstıklı, tatlımsı bir sosla geliyor. Doyurucu ve serinletici ancak sosa banmadığınızda dümdüz bir tadı var. Sos birden sınıf atlatıyor o sade sarmaya. New York'ta, Brooklyn'de de bir Uzakdoğu mahallesi vardır. İşte bu restorana (Thanh Da I) da orada gittim. Mahallenin yarısı Latin Amerikalı, iki blok ötede birden Çinli nüfus artıveriyor, Latin Amerika ezgilerini duymaz oluyorsunuz. Çin marketleri, balıkçıları, restoranları, sokak satıcıları... İşte bu Vietnam lokantası da orada ve çok ünlü. Çalışanların tamamı kadın, çoğu yaşlı. Hatta kasadaki kadın İngilizce bilmiyor, ödeyeceğiniz miktarı hesap makinesine yazıp gösteriyor. Ama çok tonton. Gülümseyiveriyorsunuz o öyle yaptığında. İşte ben de o gün, o yiyeceği atıştırırken, bir gün Vietnam'a gitmeyi hayal ettim. Belki bir gün. Neden olmasın?

03 Mayıs 2011

Dünya mutfaklarından-Meksika

Yazıya geçmeden Arman Kırım'ın vefatından dolayı duyduğum üzüntüyü paylaşmak istedim. Çok erken bir ölüm. Çok şaşırtıcı, çok beklenmedik, umulmadık. Böyle durumlarda sözsüz kalıyorum. Ne desem boş. Ailesine sabır dilemekten başka çare var mı ki?
*
Bu fotoğraftakiler "flauta(s)". Bir tür börek. Bizim sigara böreğini andırıyor ancak Meksikalı. "Tortilla" dedikleri, mısır unundan yapılmış, incecik, yuvarlacık, mini kreplerin (veya yufkalar, nasıl anlatmalı ki o güzelim çıtırları?) içine bir harç konarak yuvarlanmış ve kızartılmış hali. Fotoğraftakiler peynirli ancak farklı harçlarla da hazırlanabiliyor. Çok lezzetli, çok çıtır, çok iştah açıcı ve ben yakın zamana kadar kendisiyle nasıl tanışmadım şaşıyorum. (Hele de taco, quesadilla, chimicanga, enchilada ve dahi pek çok nefis Meksika yiyeceğini mutfağımda dahi hazırlamışken.) Hayatım her gün Meksika yemeği yiyerek geçmediyse de bunca yıl içinde epey bilgilendim sayılır. Peki neden daha önce tanışmadım "flauta"larla? Yanında ferahlatan (neden ve nasıl olduğunu bilmiyorum, belki de kişniş yapraklarıdır o hissi veren) ufak bir salata, ayrı bir tabakta siyah fasulye ve pilavla servis ediliyor. Wikipedia'nın "flauta" (daha doğrusu "taquito") açıklaması şurada, fazlasını merak edenler için. Meksika'ya gitmek istiyorum ben. Meksika'nın renklerine bulanmak, festivallerine katılmak, kadınlarla yemek pişirmek, tortilla yufkaları açmak, kakao ezmek, gülmek, eğlenmek, pazara gitmek. İspanyolca bilmeden gerçekleştirmek hem de bunu. Olmaz mı acaba?

29 Nisan 2011

Dünya mutfaklarından-Avusturya

Rüya gibi bir gündü. Aylardan Eylül, günlerden pazar, Helga ve Markus ile Viyana'nın hemen dışındaki bağlardayız, yani Stammersdorf'da. Toplu taşıma araçlarını kullanarak, bisikletle veya arabayla gidilebilecek kadar yakın kent merkezine ancak bir o kadar da uzak. Uzak çünkü bağların arasında yürürken kentten tamamen uzaklaşıyorsunuz. Sonbaharda, bağbozumu zamanı gittiğinizde bölgede bulunan mahzenlerde o firmaların şaraplarını tadabiliyorsunuz. Kimi yerlerde canlı müzik de oluyor, aynı o gün bizim izlediğimiz gibi. Geleneksel Viyana şarkılarını (Schrammel) söylüyor yaptığı işten mutlu olduğu her halinden belli olan bir hanım, gitar, keman ve akordeon eşliğinde. Bu tür yerlere "heurige" deniyor. Benzerleri Viyana'da da var. Basit yiyeceklerin şaraba eşlik ettiği bu restoranlarda tek bir kural var o da sadece kendi üretimleri olan şarapları sunmaları. Fotoğrafta gördüğünüz içinde bütün şeftali olan bir tür hamurişi, Pfirsichknödel. Benzerini Hırvatistan ve Almanya'da da tattığım bu tatlı çörek oldukça lezzetli. Hamuru patates ile hazırlanıyor ve haşlanarak sunuluyor. Çatalınızla kestiğinizde şeftalinin suyu akıyor. Hmmm nasıl da iştah açıcı. Hırvatistan'da yediğim erikliydi. Farklı meyvelerle deneyebilirsiniz. İşte tarifi:
http://www.kochjournal.at/rezeptdetail_englisch.php?id=236