Sizi bilmem ama, "pastane" ziyaretleri benim en güzel gezi anılarım arasında üst sıralardadır. Yıllar öncesinden kalma anılar vardır zihnimde. Mesela Paris'ten mi Brüksel'den mi olduğunu anımsayamadığım bir enstantane. Güneşli bir gün. Bir pastane vitrinindeki çilekli ekler pasta göz kırpmış. Dayanamayıp girmişim. Bir başka sefer Cenova'dayım, geleneksel bir fırında, mantar şeklinde bezeler görmüş, denemek istemişim. New York'ta, "yoğrulmadan" yapılan ekmekleriyle ünlenen fırını bulmuşum, arayıp tarayıp, ekmektense ilk defa gördüğüm sütlaçlı tartoletlerden sardırmışım. Vilnius'dayım. Hava buz. Sokakta yürümek dahi istemiyor insan. Yine bir pastane çekmiş beni, ta içine kadar. Oradan aldığım kekle pasta arası lezzeti tatmadan dışarıdaki masalardan birine koymuş, fotoğrafını çekmişim. Benzer şekilde, Pazin'de (Hırvatistan) milföy benzeri bir pastayı denize nazır bir bankta oturarak yemiştim. Bu aralar tatlı yemeyi yasakladığımdan mıdır nedir, hep o "tatlı" anılar geliyor aklıma. Fotoğraftaki de Amsterdam'dan. "Meringue"li tartlardan. Ara sıra özlediğim, sevdiğim bir lezzet. Yemeden önce fotoğraf çekilecek ya, nerede nerede derken bir köprü üzerinde karşıma çıkan bisikletin üzerine koydum, deklanşöre bastım, kimseler görmeden (ve bir kazaya uğramadan) tartımı aldım, makineyi çantama koyup başladım ısırmaya.
22 Eylül 2009
En güzel gezi anıları
Sizi bilmem ama, "pastane" ziyaretleri benim en güzel gezi anılarım arasında üst sıralardadır. Yıllar öncesinden kalma anılar vardır zihnimde. Mesela Paris'ten mi Brüksel'den mi olduğunu anımsayamadığım bir enstantane. Güneşli bir gün. Bir pastane vitrinindeki çilekli ekler pasta göz kırpmış. Dayanamayıp girmişim. Bir başka sefer Cenova'dayım, geleneksel bir fırında, mantar şeklinde bezeler görmüş, denemek istemişim. New York'ta, "yoğrulmadan" yapılan ekmekleriyle ünlenen fırını bulmuşum, arayıp tarayıp, ekmektense ilk defa gördüğüm sütlaçlı tartoletlerden sardırmışım. Vilnius'dayım. Hava buz. Sokakta yürümek dahi istemiyor insan. Yine bir pastane çekmiş beni, ta içine kadar. Oradan aldığım kekle pasta arası lezzeti tatmadan dışarıdaki masalardan birine koymuş, fotoğrafını çekmişim. Benzer şekilde, Pazin'de (Hırvatistan) milföy benzeri bir pastayı denize nazır bir bankta oturarak yemiştim. Bu aralar tatlı yemeyi yasakladığımdan mıdır nedir, hep o "tatlı" anılar geliyor aklıma. Fotoğraftaki de Amsterdam'dan. "Meringue"li tartlardan. Ara sıra özlediğim, sevdiğim bir lezzet. Yemeden önce fotoğraf çekilecek ya, nerede nerede derken bir köprü üzerinde karşıma çıkan bisikletin üzerine koydum, deklanşöre bastım, kimseler görmeden (ve bir kazaya uğramadan) tartımı aldım, makineyi çantama koyup başladım ısırmaya.
17 Eylül 2009
Dünyanın en iyi 50 yiyeceği/Patlıcan
Böyle listelerden haz etmem. Kime göre en iyi 50? Neden en iyi? Beklenti yaratmaktan başka işe yaramadığını düşünürüm, bakmadan edememekle birlikte. İngiliz The Guardian gazetesindeki listede "dünyanın en iyi 50 yiyeceği ve bu yiyeceklerin tadılabileceği adresler" var. Onca muhteşem yiyecek varken neden "en iyi domates suyu", "en iyi milkshake" (meyveli, çırpılmış süt mü demeli?) yer alır ki listede? (O zaman yiyecek ve içecek desinler zaten değil mi?) İşi gücü bırakıp, bütçeyi denkleştirip dünya seyahatine çıkamayacağımıza göre listeye sadece "ağzımız sulanarak" bakabiliriz. O da hepsine değil. Mesela en iyi patlıcan Atina'daki Ta Kioupia adlı restoranda yenirmiş. Haltetmişler demek geliyor içimden. Hele bir gelsinler Türkiye'ye, patlıcanlı yemeklerin alasını yemezlerse ne olayım. (Bugün ne kadar iddialıyım böyle!) Rahmetli Aydın Usta'yı (Yılmaz) anmadan edemiyorum patlıcan söz konusu olunca. Bir patlıcan yemekleri kitabı hazırlamak istiyordu. İddiası Türkiye'de yüzlerce çeşit patlıcanlı yemek olduğu idi ki Anadolu'nun her yerinde patlıcanla yapılmış birbirinden farklı yemekler, mezeler (hatta reçeli bile yapılıyor, malum) vardır. Bense bu ara közlenip ayıklandıktan sonra sarımsaklı yoğurtla "yoğurulmuş" patlıcan salatasına aş eriyorum (kulakların çınlasın Işıl'cığım!) sadece. Bir de patlıcan kumpire. Hangisini yapsam acaba?
16 Eylül 2009
Eylül'de ne yemeli?
Radikal'den Elif Türkölmez'in yazısı: Eylül'de ne yemeli. Sizce ne yemeli? Mevsime istinaden, arşivden bir fotoğraf seçtim. Bundan 3.5 yıl önce çekilmiş. (Bu mevsimde çekilmiş değilse de Radikal'deki yazıyı okursanız durumu anlayacaksınız.) Bir Şubat günü Çanakkale'ye, Ümitlere gitmiştim. Ümit de beni (Cem'ciğim de vardı yanımızda, şimdi büyüdü adam oldu da İstanbullara okumaya gitti kuzum) Çanakkale'de en sevdikleri balıkçıya götürmüştü. Minicik, aralarda kalmış bir yer. Temiz, taze, ucuz. Önden balık çorbası, sonra kalamar ve sardalya. Bir an o güne dönesim geldi. Oysa bugün, burada olmaktan mutlu, halimden hoşnudum. Biraz sersem haldeyim, onu da havaya yordum. Yazıda göreceksiniz, Gönül Paksoy hünnaplardan, alıçlardan bahsetmiş. Buralarda da yetişiyor ya henüz pazarda görünmedi hünnaplar. Alıç vardı tatlı bir kadının tezgahında. Bir kaçında kuşburnu, birinde üvez. Çocukluğumda, okulun önüne gelen alıççıyı hatırladım pazardakileri görünce. İplere dizdiği alıçları bir sopaya asar getirirdi. Sarılı, turunculu, yer yer kırmızı yanaklı alıçlar... Alır kolye gibi boynumuza takardık. Bu anıları Meyve Ağacından Hikayeler'de yazmıştım. Eylül gerçekten çok bereketli bir ay. Sofralarımızdan eksik olmamasını dilediğimiz bolluk ayı.
14 Eylül 2009
Kış hazırlıkları listesi
Önceki yazıda sağlıklı, ucuz ve lezzetli yemekleri listeleyelim demiştim. Sağolun, sitelerinizde yer verdiğiniz güzel tariflerinizi paylaştınız. Dilerim okuyan arkadaşlarımıza faydası olur bu tariflerin. Bu üç kısastan birinin eksik olduğunu düşündüğüm tariflere not düşmüştüm. Şimdi de diyorum ki yaptığımız kış hazırlıklarını listeleyelim, vakit geç olmadan işe girişecek olan dostlarımız varsa bu listeden yararlansınlar. Yani listede yer almasını istediğiniz tarifler varsa linkini yazın, ben de burada yer vereyim, ne dersiniz? Ben listeyi kendi yaptıklarım ve bir kaç arkadaşımızın sitelerinde gördüklerimle başlatıyorum:
Tarhana (dizi halinde, gün gün yazmıştım hatırlarsanız):
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/08/tarhana-yapm-1-gun.html
Domates kurutma:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/08/domatesin-krmzs.html
Tuba'dan patlıcan, biber, domates ve kekik kurutma yazısı:
http://tubaninpenceresinden.blogspot.com/2007/06/evde-patlican-domates-biber-ve-kekik.html
Üzüm kurutma:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/08/uzum-kurutma-surec.html
Üzüm kurutmanın bir sürü yolu var. Bu da Betül'ün yöntemi:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2009/08/ilk-kez-yaptklarmdan-devam.html
İncir kurutma:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/09/incir-kurutma.html
Mine'den elma, muz ve nektarin kurutma:
http://www.teatime-blog.com/turkce/2007/09/09/meyve-kurusu/
Yine Mine'den ev yapımı sebze bulyon (bu tarife bayıldım):
http://www.teatime-blog.com/turkce/2009/02/18/sebze-tozu-ev-yapimi-bulyon/
Fethiye'den biber salçası:
http://www.yogurtland.com/turkce/2006/09/27/biber-salcasi/
Betül'den hem salça, hem de suyuna yapılan tarhana:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2009/08/ilk-kez-yaptklarmdan.html
Narince'den erişte:
http://narince-narince.blogspot.com/2009/09/ksa-dogru.html
NuNu'dan envai çeşit reçeller (burada böğürtlen reçelinin adresi var, devamı için Bir Dut Masalı'nın arşivini tarayabilirsiniz):
http://birdutmasali.blogspot.com/2009/07/bogurtlen-receli.html
Anne ve bebisi sitesinde de domates reçeli tarifi varmış:
http://annevebebisi.blogspot.com/2009/09/domates-receli.html
Rumma'dan incir reçeli:
http://www.rumma.org/yemekler/tatlilar/incir-receli.html
Müjde'den Aydın yöresine has "gömme turşu":
http://mujdenindenemeleri.blogspot.com/2009/08/patlcan-biber-tursusu-gomme-tursu.html
Leziz'den "çiçek turşusu":
http://leziz.blogcu.com/ye-28-geleneksel-kis-hazirliklari-cicek-tursusu_4597203.html
Ve tabii 2007 yılında Mahsun Prenses'in evsahipliğini yaptığı "Kış Hazırlıkları" etkinliğine gönderilen tarifleri tarayabilirsiniz:
http://mahzunprenses.blogspot.com/search/label/%23YE%23%20Etkinlikleri
Tarhana (dizi halinde, gün gün yazmıştım hatırlarsanız):
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/08/tarhana-yapm-1-gun.html
Domates kurutma:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/08/domatesin-krmzs.html
Tuba'dan patlıcan, biber, domates ve kekik kurutma yazısı:
http://tubaninpenceresinden.blogspot.com/2007/06/evde-patlican-domates-biber-ve-kekik.html
Üzüm kurutma:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/08/uzum-kurutma-surec.html
Üzüm kurutmanın bir sürü yolu var. Bu da Betül'ün yöntemi:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2009/08/ilk-kez-yaptklarmdan-devam.html
İncir kurutma:
http://mutfaktazen.blogspot.com/2009/09/incir-kurutma.html
Mine'den elma, muz ve nektarin kurutma:
http://www.teatime-blog.com/turkce/2007/09/09/meyve-kurusu/
Yine Mine'den ev yapımı sebze bulyon (bu tarife bayıldım):
http://www.teatime-blog.com/turkce/2009/02/18/sebze-tozu-ev-yapimi-bulyon/
Fethiye'den biber salçası:
http://www.yogurtland.com/turkce/2006/09/27/biber-salcasi/
Betül'den hem salça, hem de suyuna yapılan tarhana:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2009/08/ilk-kez-yaptklarmdan.html
Narince'den erişte:
http://narince-narince.blogspot.com/2009/09/ksa-dogru.html
NuNu'dan envai çeşit reçeller (burada böğürtlen reçelinin adresi var, devamı için Bir Dut Masalı'nın arşivini tarayabilirsiniz):
http://birdutmasali.blogspot.com/2009/07/bogurtlen-receli.html
Anne ve bebisi sitesinde de domates reçeli tarifi varmış:
http://annevebebisi.blogspot.com/2009/09/domates-receli.html
Rumma'dan incir reçeli:
http://www.rumma.org/yemekler/tatlilar/incir-receli.html
Müjde'den Aydın yöresine has "gömme turşu":
http://mujdenindenemeleri.blogspot.com/2009/08/patlcan-biber-tursusu-gomme-tursu.html
Leziz'den "çiçek turşusu":
http://leziz.blogcu.com/ye-28-geleneksel-kis-hazirliklari-cicek-tursusu_4597203.html
Ve tabii 2007 yılında Mahsun Prenses'in evsahipliğini yaptığı "Kış Hazırlıkları" etkinliğine gönderilen tarifleri tarayabilirsiniz:
http://mahzunprenses.blogspot.com/search/label/%23YE%23%20Etkinlikleri
11 Eylül 2009
Ucuz, Sağlıklı, Lezzetli (Sizden gelen önerilerle)
Bugün bir gruptan gelen linke tıklayıp şu siteyle tanıştım:
http://cheaphealthygood.blogspot.com/
Sitenin sağ üst köşesinde bu ay New York pazarlarında hangi sebze ve meyvelerin olduğu yazılı: Elma, "blueberry" (likapa veya maviyemiş Türkiye'de ne yazık ki yaban mersini diye çevriliyor ki aynı ad 3 ayrı meyveye verilmiş durumda. Zavallı gerçek yaban mersini -murt- bu işten pek mutlu olmasa gerek), brokoli, havuç, karnabahar, kereviz, mısır, salatalık, patlıcan, üzüm, yeşil yapraklı bitkiler, pırasa, kavun, nektarin, bamya, armut, biber, erik, patates, balkabağı, turp, ahududu, taze fasulye, kabak, domates...
Listenin büyük çoğunluğu bizim pazardaki durumla örtüşüyorsa da ne bileyim, bizim pazarlar çok daha renkliymiş gibi geliyor. Evet, ıspanaklar, kerevizler, brokoliler de boy göstermeye başladı da yazlıklar sonsuz bereket sunmakta. Ben taze cevizle bademi, kızılcığı, börülceyi, şeftaliyi, inciri ekliyorum ilk etapta. Neyse, konuyu dağıtmayayım. Söyleyeceğim şey, sitenin başlığını görünce aklıma sormak geldi. Sizin ucuz, sağlıklı, lezzetli tarifleriniz neler? Bloglarınızdan bir tarif linki verebilirsiniz mesela. Ne dersiniz? Ben pişirmeden yaptığım kabak salatasını bu listeye koydum bile. Kabak ucuz mu ucuz. Çiğ yendiği için pişirme maliyeti yok. Limonla sarımsağı da ucuzlar listesine kattık mı geriye kalıyor zeytinyağı. En sızma, en halis olanından aldığım zeytinyağının kilosu 8 tl idi. Eh kullandığım iki -maksimum- kaşık yağın maliyeti ne olacak?
*
Gelen tariflere bu yazıda yer vereceğim. Nasıl olsa hepimize yarayacak tarifler bunlar. Sizin de tarif ve yorumlarınızı beklerim. Hepimizin sağlık kavramı farklı işleyebiliyor. Birimizin sağlıklı bulduğu bir yemek bir diğerimiz için sağlıklı olmayabilir. Bu yüzden görmediğimiz noktaları birbirimize göstermek anlamında da kıymetli olacağını düşünüyorum bu listenin:
İlk bağlantı adresi sevgili Gönül'den geldi. Gönül diyor ki:
"Ben de okuyunca hangisinin linkini versem diye düşündüm ve semizotununkini vermeye karar verdim... Yapılışı çok kolay, yemesi çok zevkli, oldukça vitaminli bir sebzemiz semizotu."
http://eyvahyemekyandiocakbatti.blogspot.com/2008/04/semizotu-salatasi.html
Papatya Prenses kırmızı biberli mantar tarifini uygun görmüş bu kategoriye:
http://papatya.kizkulesi.net/2008/11/kirmizi-biberli-mantar.html
Bu pancarlı nefis atıştırmalıklar (Beste "başlangıçlar" demiş) çok hoş görünüyor. Teşekkürler Beste:
http://bestebonnard.blogspot.com/2008/07/pancarl-aperetifler.html
Pelin'in tarifi bulgur salatası (tabuleh). Tam bu sıfata uyuyor bence:
http://pelincelezzetler.blogspot.com/2009/04/tabbouleh-bulgur-salatas.html
Narince'den "bıdı". Yöresel bir yemek. Gerçi hepimiz farklı adlarla biliyoruz bunu. Yöreye göre yapılış tarzı değişebiliyor, şekli de. Ancak bulgurlu bir güzel yemek bu da:
http://narince-narince.blogspot.com/2009/05/bd.html
Pembe Çikolata'dan mevsime uygun bir salata tarifi:
http://pembecikolata.blogspot.com/2009/05/kozlenmis-krmz-biber-salatas.html
Pelin "tariflere bakarken kerevizi özlediğimi anladım" diyor. Bu sayfada yer alacak tarifi ararken kerevizi anmış. Biz de kereviz sohbeti yaptık. Betül ise kış güzeli kerevizin sezonunu açmış bile. Bir de rengarenk salata yanına:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2007/11/salata.html
Gaye sitesindeki "otlu cevizli erişte"yi uygun görmüş. Lezzetli ve ucuz denebilir evet ama makarnanın kalorisi oldukça yüksek. Özellikle diyette iseniz veya kilonuza dikkat ediyorsanız az miktarda yemekte fayda var. Ben son zamanlarda tartıp 50 gram makarna koyar oldum tencereye (yanında bol sebzeyle):
http://mutfaktapenguen.blogspot.com/2008/10/otlu-evizli-erite.html
Rumma domates çorbası önermiş. Mis gibi köy domatesleriyle pişirildiyse elbette lezzetlidir. Ucuz olduğuna şüphe yok. Sağlık konusunda biraz çekimser kaldım ama kararsızım da:
http://www.rumma.org/yemekler/corbalar/domates-corbasi.html
Eh bu iki tarifi koyduktan sonra Kitchen Sweet Kitchen'ın "Un, patates, biraz da tereyağı. Hafif değil ama kesinlikle doyurucu. Maliyeti kişi başı 1 lirayı geçmez. Önceden piknik hazırlığı yapmadan köye gitmişsek 'hingel' yiyeceğiz demektir," diyerek gönderdiği (bence de çok lezzetli) hingel/hınkal tarifini koymamak olmaz:
http://kitchensweetkitchen.blogspot.com/2008/11/hingel-ya-da-hinkalsivas.html
Nur mantarlı tarifler vermiş. Benim buna itirazım iki açıdan. Birincisi hala mikrodalga fırınlara güveniyor değilim. Bugüne kadar evime hiç sokmadım, sokmak niyetinde de değilim. Doğal pişirme sürecini etkileyen bir sistem olduğu için güvensizliğim. Bir de eski yazılarımdan birinde yıllarca mantar üretici bir firmada çalışan bir arkadaşımız mantar üretiminde çok ciddi miktarda tarım ilacı ve antibiyotik kullandığını, çünkü mantarların hastalık kapmaya çok yatkın olduğunu söylemişti. Bunu duyduğumdan beri kültür mantar satın almıyorum:
http://nurunguncesi.blogspot.com/2009/04/mikrodalgada-mantar-yemegi.html
Neşe bir yöresel tarifini yollamış: Patlıcan söğürmesi. "Bugünlerde bizim pazarlarda patlıcanın 3 kilosu 1 lira," diyor, "bu paraya pide bile alınmaz!"
http://elifsultan1.blogspot.com/search/label/D%C4%B0YET%20YEMEKLER%C4%B0
Şükran "yoğrularak" yapılan bir kısır tarifine yer vermiş sitesinde:
http://lezzettabagi.blogspot.com/2009/01/cig-kofte-gibi-yogrulan-ksr.html
Aysel ise Brüksel lahanalı bir salata önermiş:
http://sicakpaylasimlar.blogspot.com/2009/03/bruksel-lahanasi-salatasi.html
http://cheaphealthygood.blogspot.com/
Sitenin sağ üst köşesinde bu ay New York pazarlarında hangi sebze ve meyvelerin olduğu yazılı: Elma, "blueberry" (likapa veya maviyemiş Türkiye'de ne yazık ki yaban mersini diye çevriliyor ki aynı ad 3 ayrı meyveye verilmiş durumda. Zavallı gerçek yaban mersini -murt- bu işten pek mutlu olmasa gerek), brokoli, havuç, karnabahar, kereviz, mısır, salatalık, patlıcan, üzüm, yeşil yapraklı bitkiler, pırasa, kavun, nektarin, bamya, armut, biber, erik, patates, balkabağı, turp, ahududu, taze fasulye, kabak, domates...
Listenin büyük çoğunluğu bizim pazardaki durumla örtüşüyorsa da ne bileyim, bizim pazarlar çok daha renkliymiş gibi geliyor. Evet, ıspanaklar, kerevizler, brokoliler de boy göstermeye başladı da yazlıklar sonsuz bereket sunmakta. Ben taze cevizle bademi, kızılcığı, börülceyi, şeftaliyi, inciri ekliyorum ilk etapta. Neyse, konuyu dağıtmayayım. Söyleyeceğim şey, sitenin başlığını görünce aklıma sormak geldi. Sizin ucuz, sağlıklı, lezzetli tarifleriniz neler? Bloglarınızdan bir tarif linki verebilirsiniz mesela. Ne dersiniz? Ben pişirmeden yaptığım kabak salatasını bu listeye koydum bile. Kabak ucuz mu ucuz. Çiğ yendiği için pişirme maliyeti yok. Limonla sarımsağı da ucuzlar listesine kattık mı geriye kalıyor zeytinyağı. En sızma, en halis olanından aldığım zeytinyağının kilosu 8 tl idi. Eh kullandığım iki -maksimum- kaşık yağın maliyeti ne olacak?
*
Gelen tariflere bu yazıda yer vereceğim. Nasıl olsa hepimize yarayacak tarifler bunlar. Sizin de tarif ve yorumlarınızı beklerim. Hepimizin sağlık kavramı farklı işleyebiliyor. Birimizin sağlıklı bulduğu bir yemek bir diğerimiz için sağlıklı olmayabilir. Bu yüzden görmediğimiz noktaları birbirimize göstermek anlamında da kıymetli olacağını düşünüyorum bu listenin:
İlk bağlantı adresi sevgili Gönül'den geldi. Gönül diyor ki:
"Ben de okuyunca hangisinin linkini versem diye düşündüm ve semizotununkini vermeye karar verdim... Yapılışı çok kolay, yemesi çok zevkli, oldukça vitaminli bir sebzemiz semizotu."
http://eyvahyemekyandiocakbatti.blogspot.com/2008/04/semizotu-salatasi.html
Papatya Prenses kırmızı biberli mantar tarifini uygun görmüş bu kategoriye:
http://papatya.kizkulesi.net/2008/11/kirmizi-biberli-mantar.html
Bu pancarlı nefis atıştırmalıklar (Beste "başlangıçlar" demiş) çok hoş görünüyor. Teşekkürler Beste:
http://bestebonnard.blogspot.com/2008/07/pancarl-aperetifler.html
Pelin'in tarifi bulgur salatası (tabuleh). Tam bu sıfata uyuyor bence:
http://pelincelezzetler.blogspot.com/2009/04/tabbouleh-bulgur-salatas.html
Narince'den "bıdı". Yöresel bir yemek. Gerçi hepimiz farklı adlarla biliyoruz bunu. Yöreye göre yapılış tarzı değişebiliyor, şekli de. Ancak bulgurlu bir güzel yemek bu da:
http://narince-narince.blogspot.com/2009/05/bd.html
Pembe Çikolata'dan mevsime uygun bir salata tarifi:
http://pembecikolata.blogspot.com/2009/05/kozlenmis-krmz-biber-salatas.html
Pelin "tariflere bakarken kerevizi özlediğimi anladım" diyor. Bu sayfada yer alacak tarifi ararken kerevizi anmış. Biz de kereviz sohbeti yaptık. Betül ise kış güzeli kerevizin sezonunu açmış bile. Bir de rengarenk salata yanına:
http://yemekkutusu.blogspot.com/2007/11/salata.html
Gaye sitesindeki "otlu cevizli erişte"yi uygun görmüş. Lezzetli ve ucuz denebilir evet ama makarnanın kalorisi oldukça yüksek. Özellikle diyette iseniz veya kilonuza dikkat ediyorsanız az miktarda yemekte fayda var. Ben son zamanlarda tartıp 50 gram makarna koyar oldum tencereye (yanında bol sebzeyle):
http://mutfaktapenguen.blogspot.com/2008/10/otlu-evizli-erite.html
Rumma domates çorbası önermiş. Mis gibi köy domatesleriyle pişirildiyse elbette lezzetlidir. Ucuz olduğuna şüphe yok. Sağlık konusunda biraz çekimser kaldım ama kararsızım da:
http://www.rumma.org/yemekler/corbalar/domates-corbasi.html
Eh bu iki tarifi koyduktan sonra Kitchen Sweet Kitchen'ın "Un, patates, biraz da tereyağı. Hafif değil ama kesinlikle doyurucu. Maliyeti kişi başı 1 lirayı geçmez. Önceden piknik hazırlığı yapmadan köye gitmişsek 'hingel' yiyeceğiz demektir," diyerek gönderdiği (bence de çok lezzetli) hingel/hınkal tarifini koymamak olmaz:
http://kitchensweetkitchen.blogspot.com/2008/11/hingel-ya-da-hinkalsivas.html
Nur mantarlı tarifler vermiş. Benim buna itirazım iki açıdan. Birincisi hala mikrodalga fırınlara güveniyor değilim. Bugüne kadar evime hiç sokmadım, sokmak niyetinde de değilim. Doğal pişirme sürecini etkileyen bir sistem olduğu için güvensizliğim. Bir de eski yazılarımdan birinde yıllarca mantar üretici bir firmada çalışan bir arkadaşımız mantar üretiminde çok ciddi miktarda tarım ilacı ve antibiyotik kullandığını, çünkü mantarların hastalık kapmaya çok yatkın olduğunu söylemişti. Bunu duyduğumdan beri kültür mantar satın almıyorum:
http://nurunguncesi.blogspot.com/2009/04/mikrodalgada-mantar-yemegi.html
Neşe bir yöresel tarifini yollamış: Patlıcan söğürmesi. "Bugünlerde bizim pazarlarda patlıcanın 3 kilosu 1 lira," diyor, "bu paraya pide bile alınmaz!"
http://elifsultan1.blogspot.com/search/label/D%C4%B0YET%20YEMEKLER%C4%B0
Şükran "yoğrularak" yapılan bir kısır tarifine yer vermiş sitesinde:
http://lezzettabagi.blogspot.com/2009/01/cig-kofte-gibi-yogrulan-ksr.html
Aysel ise Brüksel lahanalı bir salata önermiş:
http://sicakpaylasimlar.blogspot.com/2009/03/bruksel-lahanasi-salatasi.html
10 Eylül 2009
Helva ne içindir?
Helva ne için kavrulur sahi? Ağzımız tatlansın diye mi? Ölenle ölünmez, acılar yüreğe gömülür, hayat devam eder diye mi? Ramazana göre bir tarif vereyim istiyordum aslında ya dün İstanbul ve Trakya'da yaşananlar, ölümler, kayıplar, savaş alanına dönen yollar, birbirine giren tırlar, sonrasında fırsat bu fırsattır diye yıkıntılardan bir şeyler kapmaya çalışanlar... Ama yüreğimi en çok yakan minibüste kapalı kalan kadınlar. Dışarı çıkamamak, eli kolu bağlı kalmak ve öylece ölüme gitmek. Ne acı. Diyecek söz var mı? Hangi sözcük silebilir ki acıyı? İnsan ister istemez helvaya sığınıyor. Onun o tane tane ağza gelen tatlılığı, içindeki hafiften erimiş çikolata, kavrulmuş bademin dişe gelişi. Teselli edecek gibi değil ama yine de şansımı deneyeceğim:65 gram tereyağı, dilimlenmiş dörtte üç bardak badem ve 1.5 su bardağı irmiği sürekli karıştırarak kavurun demişim, Turunç Kokulu Düşler'de (yine turunç kokularının zamanı gelecek yakında. Ümit hep var çünkü. Yaşanan güzelliklere özlem de yerinde duruyor. O helvayı kavurduğum gün, bu fotoğrafı çekişim, Antalya günlüğüne yazışım, kitabın yayımlanıp elime gelmesi, sizlerle buluşması...) Ayrı bir yerde de iki su bardağı sütü kaynatın, ateşten aldıktan sonra içine yarım su bardağı bal ve bir portakal kabuğunun rendesini katın demişim. Belki bitter çikolatayı önceden ufak ufak doğramak lazım, hazır olsun (80 gr). İrmiğin rengi döndüğünde sütü ekleyip karıştıracak ve bilirsiniz işte, herkes yapar helva, kapağı kapatılıp kısık ateşte suyu çektirilecek. Ateşten alınıp beş dakika dinlendirildikten sonra çikolataları eklenecek, karıştırılıp servis edilecek. İster sıcakken, ister serinleyince. Acıyı bal eyleyecek mi? Zor ama...
09 Eylül 2009
Her sabah bir avuç maydanoz
Bu sene maydanozlarımız çok güzel oldu. Yerlerini pek sevdiler. Neredeyse gün boyu güneş görüyorlar. Ben de onlara her gün biraz su veriyor, büyüyenleri koparıyorum ki yerine yenileri çıksın. Yaz başında geldiğimizden beri gür bir şekilde çıktılar. Sadece bizi değil, yan komşumuzu da maydanozsuz bırakmadı, 30x40 santimetrekarelik (belki biraz daha büyüktür) maydanoz tarlamız. Hal böyle olunca her sabah koparıp yıkadım bir avuç maydanozu ve kahvaltı soframıza koydum. Güneşi içmiş kıpkırmızı (veya pespembe) domateslerimiz, çıtır salatalıklar ve yine bahçemizin biberleriyle birlikte. O baharlı, baskın tadını seviyorum ama bazen fazla baskın oluyor ve ağzımda sadece onun tadını hissediyorum. Düşünüyorum, acaba maydanozu sevdiğim için mi yiyorum yoksa şifalı diye mi? Pek çok yiyeceği sağlıklı-sağlıksız diye ayırıyor, belli kalıplara sokuyor, ona göre karar veriyoruz yiyip yememeye. Eskiden öyle değildi elbet. Kahvaltı sofrasına maydanoz çıkarıyorsanız sevdiğiniz içindi, sağlıklı diye değil. Belki sağlıklı olduğunu da düşünüyorduk ama ne bileyim kolesterolü düşürüyormuş, yaşlanmaya karşı yenmesi gereken bilmemkaç besinden biriymiş, şeker hastalarının her gün bir avuç yemesi gerekliymiş diye değil. Şimdilerde hepimiz beslenme uzmanı kesildik ve tüm gazeteler bu uzmanlara avuçla para veriyor -tabii onlar "hepimiz"den daha iyi biliyorlar- ve televizyonlarda program yapan mankenler de gazete kupürlerini kesip oradan okuyarak ahkam kesiyorlar ya biraz işin ucu da tadı da kaçmış gibi geliyor bana. Yani ben maydanozu seviyorsam yemeliyim, öyle değil mi? O gün yemek istemiyorsam kendime işkence etmemeliyim, "her gün bir avuç maydanoz" kansere karşı korur diye çanlar çalmamalı beynimde. Zevk almalıyım yiyip içtiğimden. Hayatın en güzel keyiflerinden biri değil mi yemek? Onun bile tadını çıkaramaz olduk sanki. Bilmem yanılıyor muyum?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
