Urfa'ya ilk gidişim 2000 senesindeydi. Antalya'dan düzenlenen bir tura katılmıştık annemle. Toplam 17-18 kişiydik, ben tabii en aykırısı grubun. Herkes çarşılardan kumaşlar, elbiseler alırken, ben fileme -evet o zamanlar da bir filem vardı- maş fasulyesi, kabuklu mercimek, pirinç, şifalı otlar doldurup gelirdim. Hanımların pek hoşuna giderdi getirdiklerim. Bu ne, bu ne diye sorar dururlardı. O gezide kendimi en iyi hissettiğim yer Urfa olmuştu. En güvende, en huzurlu. Sabah erkenden kalkıp kimseler uyanmadan kaçmış, bir dolmuşla kent merkezine gitmiş, bal-kaymak ve taze pideyle kahvaltı etmiş, sonra Balıklıgöl'de almıştım soluğu. Taziye odalarını anımsıyorum. Mırra ikram etmişlerdi, içmiş, gençlerle sohbet etmiştim. Hepsi candan, hepsi içtendi. Gözlerindeki pırıltıyı bugün dahi hatırlıyorum. Aradan geçen yıllarda Urfa gelişmiş, büyümüş, şıklaşmış ancak Balıklıgöl büyüsünü yitirmemiş. Eflatun örtülü kadınların allı güllü, simli fistanları, gümüş kemerleri, yüzlerdeki çizgiler, sırtlarındaki feraceler (yerel dilde ne denir ki o örtülere? ferace de yanlış betimleme) hepsi, ama hepsi büyüledi beni. Bir kez daha. Çok kısaydı Urfa'da geçirilen zaman ancak Urfa Müzesi, ardından gittiğimiz, henüz kazılmakta olan görkemli mozaiklerin evi Halepli Bahçe ve öğle yemeği sonrası çıktığımız, insanlık tarihinin ilk ibadet yeri olduğu söylenen, tarımın başladığı çağlardan eski (12 bin yıllık olduğunu belirtti rehberlerimiz) Göbekli Tepe gerçekten görülmesi gereken yerlerdi. Bir etyemez Urfa'da ne yer? Cevahir Konukevi'ndeki öğle yemeğinde önden gelen bostana salatası ve lebeni çorbasını kaşıkladım (hatta ikinci kaseyi de istedim), ardından közde pişirilmiş patlıcan ve domatesleri soyup doğradım ve bir nevi patlıcanlı, domatesli pilava dönüştürdüm yanında gelen sade pilavla karıştırıp. Masadakiler şıllık tatlısı istemişlerdi, tadımlık. Bir parça da ondan attım ağzıma, tamam işte, doydum. Yedim hepsini afiyetle.
19 Haziran 2009
Urfa-Balıklıgöl
Urfa'ya ilk gidişim 2000 senesindeydi. Antalya'dan düzenlenen bir tura katılmıştık annemle. Toplam 17-18 kişiydik, ben tabii en aykırısı grubun. Herkes çarşılardan kumaşlar, elbiseler alırken, ben fileme -evet o zamanlar da bir filem vardı- maş fasulyesi, kabuklu mercimek, pirinç, şifalı otlar doldurup gelirdim. Hanımların pek hoşuna giderdi getirdiklerim. Bu ne, bu ne diye sorar dururlardı. O gezide kendimi en iyi hissettiğim yer Urfa olmuştu. En güvende, en huzurlu. Sabah erkenden kalkıp kimseler uyanmadan kaçmış, bir dolmuşla kent merkezine gitmiş, bal-kaymak ve taze pideyle kahvaltı etmiş, sonra Balıklıgöl'de almıştım soluğu. Taziye odalarını anımsıyorum. Mırra ikram etmişlerdi, içmiş, gençlerle sohbet etmiştim. Hepsi candan, hepsi içtendi. Gözlerindeki pırıltıyı bugün dahi hatırlıyorum. Aradan geçen yıllarda Urfa gelişmiş, büyümüş, şıklaşmış ancak Balıklıgöl büyüsünü yitirmemiş. Eflatun örtülü kadınların allı güllü, simli fistanları, gümüş kemerleri, yüzlerdeki çizgiler, sırtlarındaki feraceler (yerel dilde ne denir ki o örtülere? ferace de yanlış betimleme) hepsi, ama hepsi büyüledi beni. Bir kez daha. Çok kısaydı Urfa'da geçirilen zaman ancak Urfa Müzesi, ardından gittiğimiz, henüz kazılmakta olan görkemli mozaiklerin evi Halepli Bahçe ve öğle yemeği sonrası çıktığımız, insanlık tarihinin ilk ibadet yeri olduğu söylenen, tarımın başladığı çağlardan eski (12 bin yıllık olduğunu belirtti rehberlerimiz) Göbekli Tepe gerçekten görülmesi gereken yerlerdi. Bir etyemez Urfa'da ne yer? Cevahir Konukevi'ndeki öğle yemeğinde önden gelen bostana salatası ve lebeni çorbasını kaşıkladım (hatta ikinci kaseyi de istedim), ardından közde pişirilmiş patlıcan ve domatesleri soyup doğradım ve bir nevi patlıcanlı, domatesli pilava dönüştürdüm yanında gelen sade pilavla karıştırıp. Masadakiler şıllık tatlısı istemişlerdi, tadımlık. Bir parça da ondan attım ağzıma, tamam işte, doydum. Yedim hepsini afiyetle.
18 Haziran 2009
Teras bahçeleri
Biliyorum sadece İngilizcesi olanlar okuyabilecek ama bir kaç resim de var, herkese ilham verebilir:http://www.nytimes.com/2009/06/17/dining/17roof.html?_r=2&ref=dining
The New York Times'dan, teras bahçeleri haberi. (Bizde de balkonda, terasta ürün yetiştirenler var. Eminim aranızda da ufalak tefelek saksılarda yeşillikler, otlar yetiştiren dostlarımız bulunuyordur.) Amerika'nın her tarafında teraslarda, balkonlarda yetiştirilen ürünleri anlatıyor. Bu haberi bahçemizin ilk biberini koparttıktan hemen sonra gördüm. Daha da anlamlı geldi. Bir tanecik biberim büyümüştü. Rokalar, maydanozlar, semizotları da kopardım, salatamı renklendirmek için. Kayısılar dökülmeye başladı, biz de kurutmaya. Oh be dedim, dünya varmış. Bir kaç tane de gök kayısı varmış düşenlerin arasında, onları salataya doğrayacağım. İnsanın bahçesi olması gibisi var mı? Küçücük bir bahçe bizimki ve önceden yetişmiş ağaçlar yüzünden (bir tarafta bir kayısı ve bir meyve vermez mandalina, öte tarafta bir kayısı daha) istediklerimi bir türlü yapamadım ama olsun, şu nimetleri toplamak bile ne güzel şey. Kiraz domateslerimiz de çıkmaya başlamış, yakında kızardıklarını görürüz. Keyfim yerine geldi resmen. (Fotoğraftakiler geçen yılki domateslerimiz. Yakında yine bu güzelliğe kavuşacağım için pek mutluyum.)
Gaziantep Deyince, Nilhan Aras
Gaziantep dedik, Urfa dedik ama bu geziye neden gittim, bunu henüz söylemedim. Fotoğrafta gördüğünüz kitabın tanıtımı idi Gaziantep ve Urfa'ya gidişimin nedeni. Kişiliğine de yaptıklarına da hayran olduğum, Metro-Gastro dergisini gün be gün geliştirişini (tabii Nilhan'la birlikte Ayla'yı da anmalıyım, Ayla Ceyhan'ın da emekleri yadsınamaz. Derginin iki neferi Ayla ve Nilhan) izlemekten -bu dergiye emek verenlerden biri olmaktan gurur duyuyorum- sevinç duyduğum bir isim Nilhan Aras. Bunu tüm kalbimle ve hiç bir abartı olmadan söylüyorum. Metro Group'a da Türk mutfak kültürüne verdikleri katkı için teşekkür ediyorum. Onlar bu işe girişmese ne dergi olurdu ne de bu güzelim kitaplar. Nilhan Aras'ın yazıp hazırladığı Gaziantep Deyince adlı kitabı görmeden biliyordum ortaya muhteşem bir eser çıktığını ancak gördükten sonra daha da büyük bir heyecan duydum. Gaziantep deyince akla gelen herşey var bu kitapta. Antep fıstığı var, Zeugma var, Tahmis kahvesi var, dokumalar, yemeniler, firik, maş, katmer, Alanazik, kebaplar, tatlılar, baklavalar... Gaziantep'e yapılan bunca ziyaret, kentin yerlileriyle yapılan söyleşiler, toplanan bilgiler, çekilen birbirinden güzel fotoğraflar. (Laleper Aytek'e de bu güzel fotoğraflar için teşekkürler) Gaziantep Deyince, D&R mağazalarında ve Metro Gross Marketlerde -yıl sonuna kadar 30 TL fiyatla- satılacak.
17 Haziran 2009
Halfeti'nin büyüsü
Yolcu yolunda gerek dedim yollara düştüm. Bir kez daha. Bu sefer eve dönüş içindi. Ya da eve varış. Bu sefer yollarda en çok neyi sevdim biliyor musunuz, sapsarı saçaklarıyla etrafına bakınan ayçiçeklerini. Belki kuşların getirdiği, belki yoldan geçen arabaları seyreden çocukların düşürdükleri ayçiçeklerinin kendi kendilerine büyüyüp serpilmesi bana hep evrenin olağanüstülüğünü düşündürmüştür. Sevinç duymuşumdur onları gördüğümde. Yine onları seyrederek geçtim o yollardan. Yazacak, anlatacak çok şey birikti ya şimdi yine acelem var, işler beni bekliyor. Hiç değilse Halfeti'nin büyülü atmosferinden bir enstantane ile buluşturayım sizi istedim. Devamını da anlatacağım elbet, sadece şu anda değil. Bugün günlerden çarşamba, haftanın en ortası. Güzel olsun devamı.
16 Haziran 2009
Buluşmamız çok güzel geçti
Hemen yazamadım affedin. İstanbul benim tempomda yaşamıyor, fettan bir kadın o, insanı zorla kendi temposuna uyduruyor. Eh köyden gelmişsin, şehir seni ne yapsın? Bebek şenlikleri mi istersiniz, sergi gezileri mi... Üç güne herşey sığar mı? Sığmaz. Dost ziyaretleri aksadı tabii. Neyse ki kazasız belasız buluşmamızı gerçekleştirdik. Gelirim diyen herkes gelemedi ama gelenlerle pek güzel vakit geçirdik. Kıskandırmak gibi olmasın ama NuNu'nun şımşık (kendisi gibi) pastası, Işıl'la Münevver'in muhteşem makaronları ile Fenerbahçe parkında Marmara denizine karşı püfür püfür sohbetler ettik. Artık yazıların devamı eve varınca. Yolcu yolunda gerek.
14 Haziran 2009
Hayvan, Sebze, Mucize
Bu kitabı çok sevdiğimi söylemiştim. Bir kez daha okurum, seve seve. Radikal kitap ekine anlattım bu sefer. Okumak isteyenler için linki:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=940420&Date=14.06.2009&CategoryID=40
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=940420&Date=14.06.2009&CategoryID=40
12 Haziran 2009
Yarın geliyorsunuz değil mi?
Sevgili dostlar, Delfina'cığım çok hoş bir öneride bulundu. Birbirimizi kolay tanıyalım diye yaka kartları hazırlayacakmış. Benden yarın buluşmaya geleceklerin isimlerini bildirmemi istedi ancak çok yoğun ve yorucu (ama bir o kadar da keyifli) bir geziden geceyarısı bir arkadaşıma misafir olarak döndüğüm için henüz kendime gelmiş değilim. Becerebilirsem şu ana kadar bende olan isimleri kendisine ileteceğim ama olmadı boş kart getirirsen herkes kendisi doldursun dedim. Katılmak isteyenler için iki aşağıdaki yazıya bakınız diyorum, yer, gün, saat bilgileri orada var. Yarın görüşmek üzere. Antep-Urfa resimlerini bilgisayara yüklediğimde elbet geziyi de anlatacağım. Halfeti'yi, Halepli Bahçe'yi, Göbekli Tepe'yi, katmeri, sevgili Nilhan'ın ellerinden çıkan muhteşem kitap Gaziantep Deyince'yi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
