Bu siteyi farketmiş miydiniz? Ben etmemişim. Beyking'ciğim ellerin dert görmesin, ne güzel bir site açmışsın. Pazara, markete bez çantaları, fileleri ve zorunlu haller için evden poşetlerle giden, pazarcılardan asla poşet kabul etmeyen (evde bir poşet canavarı var çünkü, annem her alışverişten bol poşetle dönüyor!) biri olarak siteni ve verdiğin mesajı tüm kalbimle destekliyorum:
http://pazarfilesi.blogspot.com/
07 Mayıs 2009
06 Mayıs 2009
Bizim pazardan haberler
Bugün aslında yağsız şekersiz kurabiyeyi anlatacaktım, fotoğrafıyla. Hep kek mi yapacağız, madem yiyecekleri çeşitlendiriyoruz, değişiklik olsun demiş ve evdeki malzemelerle kotarmıştım bu lezizeyi. Evdeki hesap çarşıya uymadı, pazarın renkleri öne çıktı. Bugün de pazarı anlatalım bari. Adet oldu, her sene dut mevsimini açtığımda burada duyuruyorum. Elimde değil, o kadar severim ki. Diyet miyet gözüm görmez dut arz-ı endam ettiğinde. Neyse ki yaramazlık yapmadım, bir kase aldım (2 tl) ve yarısını yedim. Çilekçim pek şekerdir. Siftahını benimle yaptığı için evden götürdüğüm kabıma teker teker seçip koyarız birlikte. Tezgahtakileri gözü tutmadı, kasadan koyalım dedi (2 tl/kg). Enginarcımı da pek severim. Pazarın en yakışıklısıdır (duymasın!) Ona gidip yahu enginar ucuzlamadı mı imanım gevredi para dökmekten dedim. Güldü, abla büyükler 1.5 lira dedi. Beş tane enginar soydurdum. Aman hatırlatayım, limon tuzu içinde yüzen bembeyaz enginarlara yüz vermeyin. Bekleyin başında, soydurun ve sadece limon sürdürün. Hafif kararsın ne olacak? Hemen limonlu suda haşlarsanız yine beyazlayacaktır. Yenidünyalar gırla. Onu da tanıdığım bir kadından aldım (2.5 tl/kg), haftaya daha tatlanırmış, öyle dedi. Peynirimi yaptım, süzülüyor şimdi; enginarlarımı ayıklayıp haşladım, sadece iki tanesini yedim (beheri 64 kaloriymiş); koca bir kase diyet salatası yedim; cumartesi pazarından aldığım gerçek bezelyeleri (1.5 kg) ayıkladım. Artık onu yarın pişiririm. Pek yorulmuşum. Çayımı demlesem, 35 kalorilik mini kurabiyelerimden bir kaç tane yesem, şükretsem pazarın, topraklarımızın bereketine...
05 Mayıs 2009
İzmirli dostlarla buluşma/Bir hasret hikayesi
*
Aşk böyle bir şey işte. İnsanı toprağından, ailesinden, sevdiği herşeyden koparıveriyor. Pişman mısın diye soruyorlar bazen. Yok değilim. Özlem koyuyor bazen ya kocamı çok seviyorum. Onu bunca sevmesem burada işim ne. Tamam çok güzel bir yerde yaşıyoruz. İşimiz, hayatımız iyi. Dostlarımız var. Çarşıya inip gezinmeyi, buradaki esnafla sohbet edip alışveriş etmeyi çok seviyorum. Hem öyle uzak da sayılmam Türkiye’ye. Buradaki insanlar da, adetler de bizimkine çok yakın. Ege’nin iki kıyısı işte. Asırlarca birlikte yaşamışız. Vücut dilimiz de, yemeklerimiz, hatta aile yapılarımız bile aynı. Bu benzerlik beni eğlendiriyor aslına bakarsanız. Bir de söksem şu Yunancayı. Buraya sonbaharda taşındım. Taşınma telaşı, yeni bir yeri öğrenmek, alışmak, çat pat da olsa dilini öğrenmek... Bu telaşın içinde etrafıma çok da dikkat etmemişim. Yaz gelip artık daha bir buralı olduğumda, işlerimi yoluna koyup, evin düzenini de iyice oturttuğumda bir gün tek başına pazara çıktım. Türkiye’deyken de pazara çok gitmezdim aslında. Çalıştığım için o işler hep anneciğimin eline bakardı. Pazarda herşey capcanlı, tazecik. Aaa bir de ne göreyim, sirken yok mu pazarda. En sevdiğim otlardan biridir. Anneciğim pek güzel yapar salatasını. Bakakalmışım. Sirken diye bir bağırdım, pazarcı da, alışveriş yapan hanımlar da şaşırdı. “Vlita?” dedi pazarcı. “Vlita? Yok yok sirken bu,” demişim. Sonra karşılıklı gülüşmeye başladık. Konuşmamızı duyan yaşlıca bir hanım geldi, çat pat Türkçesiyle, “kizim, bu susam otudur. Yani siz öyle der buna. Biz vlita diyor,” dedi. Birden Giritli babaanneciğimi hatırladım. Onun konuşması geliverince aklıma gözlerim bir yaşardı ki. Kadıncağız ellerimi tuttu, “Ah vre, vatan hasreti zor. Bilmez miyim, biz de az mı çektik,” deyip sarıldı, iki yanağımdan öptü. Baktım onun da gözleri dolmuş. Ben de ona babaannemden bahsettim, Girit’ten geldiğinden, konuşmasının bana onu anımsattığından. O gün bugündür Madam Efi’yle sık sık görüşürüz. Ben ona gittiğimde mutlaka zümrüt yeşili bir kaşık tatlısı ikram eder, incirden yaptığı. Kahveler onun evinde de, benimkinde de benim işim. Pek sever köpüklü kahvemi. O beni ziyaret ettiğinde de anacığımın açma böreğinden pişirir, yanına bir güzel çay demlerim. Burada da ailemden biri var artık. Kan bağımız yok ya olsun. O benim Yunanlı babaannem.
04 Mayıs 2009
Bir yeşil daha
Okumak isterseniz (ne yazık ki İngilizce, Hürriyet'in İngilizce gazetesinde yayımlandı) Jane Tuna'nın benimle söyleşi yaparak hazırladığı yabani otlar yazısı:
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11543912
*
Bahar gelince gözüm hep yeşili görür demiştim. Bugünlerde hem diyetin dayanılmaz hafifliği, hem bahar pazarlarının albenisi beni baştan çıkarmaya devam ediyor. Bu fotoğraf yeni çekilmedi aslında. Sadece bugün için vitamini bol bir öğle/akşam yemeği alternatifi sunayım istediğim için arşivi taradım, bulunca da hemen buraya yapıştırdım. Brokoliyi hafifçe pişirip yemeyi seviyorum. Hem rengini, hem çıtırlığını kaybetmiyor böyle olunca. Tabii vitaminini de öldürmemiş oluyorsunuz. Yazık değil mi içerdiği onca A ve C vitamini ile demir ve kalsiyuma? Bu fotoğraf 2007 sonbaharında çekildiği için içinde etli bir kırmızı biber var. Şimdi mevsimi değil, dolayısıyla sofralarımızda yeri çok yok kendilerinin. En azından benim soframa kırk yılın başı konuk olabilir sera canavarları. Gelelim günlük A vitamini ihtiyacınızın %66'sını, C vitamini ihiyacınızın da %481'ini karşılayan bu basit yemeğin nasıl yapıldığına: Yayvan bir çelik tencereye iki yarım halka halinde doğranmış soğan, bol sarımsak, bir çorba kaşığı zeytinyağı, az tuz ve az karabiber koyup hafifçe kavurun. Şerit halinde doğranmış bir etli kırmızı biberle brokolinin sap kısımlarını ekleyin. Bir kaç dakika da birlikte kavrulsunlar. Sonra da güzelim çiçeklerini koyun tencereye. Kapağını kapatıp kendi suyuyla, çok kısık ateşte 4-5 dakika pişirin ve dumanı tüterken iki tabağa pay edin. Yarısı sizin olsun yarısı da kim talip olursa. 209 kalori almış olacaksınız. Ve kendinizi çoook iyi hissedeceksiniz. (Mehtap'ın diyet sınıfı daha şimdiden toplam 100 kilonun üzerinde verdi bile. Sadece 3. haftasını bitirenler tartıldı, geriye kalanlarımız üç hafta geçirmeyi bekliyor ve kararlılıkla diyetine uyuyor, güzel besleniyor, bol bol yürüyor, bol su içiyor. Tartılmasalar da pantolon ve etekler bollaşmaya başladı. Bir ay sonra dünya çoook daha hafif bir yer olacak ve bu hareketin parçası olanlar kendilerini yeniden doğmuş gibi hissedecekler! Kimse için geç değil. Siz de kilo vermek, yaza sağlıklı ve zinde bir bedenle girmek, zayıflamasanız bile kışın bedeninizde biriken toksinlerden arınmak istiyorsanız bu sağlık hareketinin bir parçası olun.)
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11543912
*
Bahar gelince gözüm hep yeşili görür demiştim. Bugünlerde hem diyetin dayanılmaz hafifliği, hem bahar pazarlarının albenisi beni baştan çıkarmaya devam ediyor. Bu fotoğraf yeni çekilmedi aslında. Sadece bugün için vitamini bol bir öğle/akşam yemeği alternatifi sunayım istediğim için arşivi taradım, bulunca da hemen buraya yapıştırdım. Brokoliyi hafifçe pişirip yemeyi seviyorum. Hem rengini, hem çıtırlığını kaybetmiyor böyle olunca. Tabii vitaminini de öldürmemiş oluyorsunuz. Yazık değil mi içerdiği onca A ve C vitamini ile demir ve kalsiyuma? Bu fotoğraf 2007 sonbaharında çekildiği için içinde etli bir kırmızı biber var. Şimdi mevsimi değil, dolayısıyla sofralarımızda yeri çok yok kendilerinin. En azından benim soframa kırk yılın başı konuk olabilir sera canavarları. Gelelim günlük A vitamini ihtiyacınızın %66'sını, C vitamini ihiyacınızın da %481'ini karşılayan bu basit yemeğin nasıl yapıldığına: Yayvan bir çelik tencereye iki yarım halka halinde doğranmış soğan, bol sarımsak, bir çorba kaşığı zeytinyağı, az tuz ve az karabiber koyup hafifçe kavurun. Şerit halinde doğranmış bir etli kırmızı biberle brokolinin sap kısımlarını ekleyin. Bir kaç dakika da birlikte kavrulsunlar. Sonra da güzelim çiçeklerini koyun tencereye. Kapağını kapatıp kendi suyuyla, çok kısık ateşte 4-5 dakika pişirin ve dumanı tüterken iki tabağa pay edin. Yarısı sizin olsun yarısı da kim talip olursa. 209 kalori almış olacaksınız. Ve kendinizi çoook iyi hissedeceksiniz. (Mehtap'ın diyet sınıfı daha şimdiden toplam 100 kilonun üzerinde verdi bile. Sadece 3. haftasını bitirenler tartıldı, geriye kalanlarımız üç hafta geçirmeyi bekliyor ve kararlılıkla diyetine uyuyor, güzel besleniyor, bol bol yürüyor, bol su içiyor. Tartılmasalar da pantolon ve etekler bollaşmaya başladı. Bir ay sonra dünya çoook daha hafif bir yer olacak ve bu hareketin parçası olanlar kendilerini yeniden doğmuş gibi hissedecekler! Kimse için geç değil. Siz de kilo vermek, yaza sağlıklı ve zinde bir bedenle girmek, zayıflamasanız bile kışın bedeninizde biriken toksinlerden arınmak istiyorsanız bu sağlık hareketinin bir parçası olun.)
03 Mayıs 2009
Güneşköy'den haber var
Aşağıdaki bilgiler Güneşköy web sitesinden:
Sevgili Güneşköy Dostları,
Bahçemiz 2009 başlıyor!
Ailenizi doğal ürünlerle sağlıklı beslemek ister misiniz? Doğaya daha az zarar vermek ister misiniz? Doğal koşullarda yetiştirilen sebzeleri çiftçiden doğrudan almak ister misiniz? Ürünün yetiştiği bahçeyi ziyaret edip çalışmalara katılmak ister misiniz? Ürünlerin haftada bir belirttiğiniz adrese teslim edilmesini ister misiniz?
Evet diyorsanız sizi ‘ Bahçemiz 2009’ projesinin bir parçası olmaya davet ediyoruz!
Ayrıntılar www.guneskoy.org.tr'de...
Sevgili Güneşköy Dostları,
Bahçemiz 2009 başlıyor!
Ailenizi doğal ürünlerle sağlıklı beslemek ister misiniz? Doğaya daha az zarar vermek ister misiniz? Doğal koşullarda yetiştirilen sebzeleri çiftçiden doğrudan almak ister misiniz? Ürünün yetiştiği bahçeyi ziyaret edip çalışmalara katılmak ister misiniz? Ürünlerin haftada bir belirttiğiniz adrese teslim edilmesini ister misiniz?
Evet diyorsanız sizi ‘ Bahçemiz 2009’ projesinin bir parçası olmaya davet ediyoruz!
Ayrıntılar www.guneskoy.org.tr'de...
Yeşil çorba
Aslında bu tarz beslenme bana ters değil. Seviyorum böyle lezzetleri. Dün yeşil çorbanın zamanı geldi demiştim, Mehtap'ın yeşil çorbasının. Daha doğrusu Mehtap'ın çerçevesini çizdiği, benim de evdeki malzemeyle hazırladığım çorbanın. Fotoğraf pek öyle iştah açıcı değil, farkındayım ama oldum olası çorba fotoğrafı çekmeyi beceremem. En azından fikir verir dedim. Tenceremde 250 gr brokoli, 250 gr pazı, 3 taze kelle soğan, arkadaşım Meltem'in bahçesinden körpecik kereviz yaprak ve dalları, 3 çorba kaşığı tam pirinç ve bir çorba kaşığı sızma zeytinyağı var. Biraz tuz biraz da kırmızı pul biber koydum. Pirinçleri önceden haşladım tabii. Onlar yumuşadığında saplarını ekledim. Biraz da birlikte piştiler ve kalanları, yaprak ve çiçek kısımlarını ilave ettim. Yağını indirirken. Mehtap porsiyon başına 1 çorba kaşığı yağ demişti sanki ya ben zaten çorba yaparken tencereye 1 çorba kaşığı yağ koyduğum için bu kadarı bana yetti. Hesapladım, bu miktarı 3 günde yiyecek olursam porsiyon başına kalorisi 150. Sanırım yediğim en düşük kalorili akşam yemeği bu. Üç akşam bu çorbayı içeceğim. Öğlenleri de yeşil tabii sofram. Salatalar, deniz börülcesi, kabuklarını da dişleyeceğim enginarlar var bugünlerde. Yeşil yeşil bakıyorum dünyaya. Zaten bir bahar günü başka ne renk bakar ki insan?
02 Mayıs 2009
Taze iç bakla ve rezeneli bir lezzet
Yeni lezzetler yaratmayı seviyorum, fotoğraftaki gibi. Bazen tesadüfler çok özel tariflerin ortaya çıkmasına yarıyor. Bu da öyle oldu işte. Elimde pazardan aldığım iç bakla vardı. Teker teker kabuklarını ayıklayıp için de içi baklaya ulaştım. Yemyeşil bana bakıyorlardı. Baktım fazla değil. Ne yapsam ne yapsam derken dolaptaki kök rezeneyi hatırladım, içine onu da doğrayayım dedim. Bizim pazarlarda bu ara taze içli sarımsaklar ve taze kök soğanlar da var, onlardan da doğrayınca hacim arttı. Üzerine biraz zeytinyağı gezdirdim, tuz ve karabiber ekledim, tabii biraz da su. Pişirdim hepsi yumuşayana kadar, biraz soğuduktan sonra blenderden geçirdim. Yemyeşil bir güzellik vardı karşımda. O gün Kanadalı misafirim de geliyordu. Sofraya bu kaseyle koydum, tazecik dereotlarıyla süsleyerek. Ekmeklerimizi kızarttım, güzel peynirlerimden çıkardım. Ekmek dilimine bu lezzetten sürüp bir parça da peynir... İlahi bir tat! *
Bu fettan arkadaş diyete uyar mı diye soracaksınız, biliyorum. Bu güzelliği dörde bölerseniz her bir parçanın 150 kalori olduğunu söyleyebilirim. Fena da sayılmaz değil mi? Yanında bir dilim (40 gr) tam undan yapılmış ekmek (100 kalori) yerseniz o öğünde alacağınız toplam kalori 250 olur. Bu tabağı dörde bölmüyoruz, gördüğünüz tamamı değildi. Kabaca 3-4 çorba kaşığı dolusu diyeyim bir porsiyon için, belki biraz daha fazladır, yapalı 2-3 hafta oldu ne de olsa, göz yanılabilir miktarlar konusunda. Tutmayın pazara gidiyorum, yeşillik sepetimi doldurmam lazım. Deniz börülcelerim yıkandı, haşlanmayı bekliyor. Marullar, varsa yabani otlar, rokalar, tereler alayım, kendimi yeşile bulayayım diyorum bugünlerde. Hem Mehtap'ın yeşil çorbasını da ("Siz hala başlamadınız mı" başlıklı yazıda bulabilirsiniz, bir kaç sayfa geriye gidin sayfasında) yapacağım. Biraz silkeleyeyim metabolizmayı değil mi ama? (Mehtap'ın muhteşem bilgilerinden yararlanan/yararlanmak isteyenler için bir öneri: Lütfen yazıları tarayın, işinize yarayacağını düşündüğünüz tüm bilgileri, notları, diyet önerilerini kopyalayıp bir word dosyası hazırlayın. Sonra da gerektikçe bakarsınız. Bunu neden söyledim? Bırakılan yorumlardan birinde, "ama diyet listesi çok gerilerde kalmış, ayrı bir sayfa olarak yayınlasanız da kolay bulsak" diye bir öneri gördüm ve dayanamayıp kızdım. Bu kadın hem yoğun çalışan bir doktor, hem bir anne, hem eş, hem evlat... Bu işi tamamen gönüllü olarak yapıyor, yani bizleri zayıflatma işini. İşini kolaylaştırmamız ve kendi üzerimize düşen işleri yaparak ona yardımcı olmamız gerekmez mi?)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
