05 Aralık 2008

Bildiğiniz iyi bir baklavacı var mı?

Tam bayram üzeri sorulacak soru mu? Belki bayram tatlısı almak isteyenlerin de işine yarar diye soruyorum. Bir televizyon çekimi için İstanbul'da ufak, temiz, mümkünse geleneksel bir baklava imalatçısına ihtiyacım var. Bilenlerin insaniyet namına... (Şaka şaka, biliyorsanız adı, semti ve telefonu benim için yeterli. Çok çok teşekkürler!)

Krizin mutfağa yansıması

Biliyorsunuz bir süredir ana haber bültenlerinde yemek tarifleri izliyoruz. Ağlak sesli bir spiker krizin mutfağa yansımasını izletiyor bize. Ağlak diyorum çünkü kendileri lüks içinde yaşarken titrek ve acımtrak bir sesle -en azından beni kandıramıyorlar- bakın sayın seyirciler, marifetli hanımlar az parayla ailelerini nasıl doyuruyor ahh kriz çok kötü, insanlar işlerini kaybediyor ne yapsın zavallıcıklar diyorlar. Sonra ana haber bülteninin yarısında beş tavuk kanadıyla yapılan beş çeşit yemeği izliyoruz. Kriz durumları her zaman birilerine yarar ama hep halka zarar verir. Emekli maaşları artmaz, erir, çalışanlar işten çıkarılır, işyerleri kapanır ama birileri enselerini biraz daha kalınlaştırır. Her neyse, ben asıl okuduğum bir makaleden özetler paylaşacaktım. Huffington Post adlı internet gazetesinde yayınlanan bir makale bu:
http://www.huffingtonpost.com/leslie-hatfield/desperate-times-dont-call_b_148560.html
Yazı uzun. İngilizcesi olanlar okur ama ben yazının ortasında yer alan listeyi çevireceğim. Mutfak masraflarını kısmak için neler yapabileceğimizi anlatıyor:
1. Mutfağa girin. Evde pişirilen yemek her zaman dışarıda yenenden daha ucuzdur, buna marketlerden alınan konserve ve donmuş hazır gıdalar da dahildir. (Hoş bizde konserveler evde pişirebileceğimizden daha ucuz galiba ya.)
2. Yerel üreticilerden, mevsimlik ürünler alın. Mevsiminde, en ucuz zamanında bol miktarda satın alabileceğiniz sebzeleri kurutarak, dondurarak veya konserve halinde saklayarak tasarruf edebilirsiniz. (Sebzeleri işlemden geçirecek vaktimiz yoksa bile kış zamanı taze fasulye, patlıcan, biber almanın alemi var mı yani? Pırasanın, kerevizin, lahananın bol olduğu bir zamandayız. Hatırlatayım dedim. İlk saydıklarım yaz sebzeleri ve şu anda seralarda yetiştiriliyorlar.)
3. Dikkatli bir tüketici olun. Eğer et yiyorsanız daha azını yiyin ancak yörenizde yetiştirilip kesilen hayvanların etini yiyerek hem daha sağlıklı ve lezzetli şeyler yiyin, hem yerel ekonomiye katkıda bulunun. Böylece dünyanın daha temiz bir yer olmasına da katkıda bulunabilirsiniz. Yüzlerce, binlerce kilometre öteden taşınmadıkları için petrol kullanımı ve hava kirliliği azalır. (Türkiye şartlarında bu ne kadar geçerli olur bilmiyorum ya tüm ürünlere yayabiliriz bu öneriyi.)
4. Hiç bir şeyi ziyan etmeyin. (İşte ana haber bültenlerine çıkan hanımların yaptığı da bu.) Sebzelerin, meyvelerin sap, kabuk, yaprak gibi kısımlarını haşlayıp çorba ve yemeklerde kullanabileceğiniz sağlıklı ve leziz sebze suları yapın. Aynı şey etler için de geçerli. (Burada bir not: TAMAMEN DOĞAL, HİÇ BİR KORUYUCU KATKI MADDESİ İÇERMEZ, diye bastıra bastıra reklam yapan bir firma var hani, tavuk bulyonları için. İnanmayın, koruyucu katkı maddesi olmasa da katkı maddesi içeriyor. Numarasıyla söylemiyorlar ama listede "karamel" denen bir şey var. Bunu şekerle mi yapıyorlar sanıyorsunuz? Yoo, düpedüz katkı maddesi, E'lerden biri, adı karamel! Bir de MSG var tabii, monosodyumglutamat. O da mı katkı maddesi değil? Kandırmasınlar bizi lütfen!)
5. Toptan satın alın. Özellikle tahıl ve bakliyatları toptan almak ucuza gelir. Ayrıca açık olarak alındıklarında paketleme malzemelerine de para vermemiş olursunuz. (Bu aralar İstanbul halinde bir kampanya var, 3,5,20 kiloluk mu? O şekilde çok daha ucuza alabiliyorsunuz. Gerçi evinize uzaksa oralara gitmek zor ama pazardan da olsa kasayla sebze meyve almak daha ucuza gelir. Konu komşu paylaşılır, ilişkiler güçlenir. Eskiden de öyle değil miymiş? Kışlık erzak bir seferde alınır, kilerlerde tutulurmuş. Evet kilerlerimiz yok, ne yazık ki ama kışın balkonlar soğuk, birer dolap yaptırılıp bu tür şeyler o dolaplarda saklanabilir.)
ÇOK İÇ AÇICI BİR YAZI OLMADI AMA ŞİMDİDEN HEPİNİZE İYİ BAYRAMLAR, İYİ TATİLLER. TÜM SEVDİKLERİNİZLE OLMANIZ ve ÇOK KİLO ALMAMANIZ DİLEĞİYLE. YOLA ÇIKANLAR AMAN NE OLUR DİKKATLİ OLUN, NE SEVDİKLERİNİZİ ÜZÜN, NE DE BİZİ.

04 Aralık 2008

Haftada bir kilo vermek için

Geçen gün söz verdiğim bilgilere geldi sıra. Önce basit bir hesaplama yapmak gerekiyor. Yaşınızı, boy, kilo ve hareketlilik durumunuzu girip (sayfanın altında) günlük kalori ihtiyacınızı hesaplayabilirsiniz. Kısaca anlatayım. Diyelim ki 1.65 boyundasınız, 30 yaşında ve 70 kilosunuz. Normal bir hareketlilik düzeyiniz var. Hesapladığınızda günlük kalori ihtiyacınızın 2200 olduğunu göreceksiniz. Yani aynı kiloda kalmak için bu kadar kalori almanız gerekiyor. Ancak siz kilo vermek istiyorsunuz. Uzmanlar haftada bir kilodan fazla verilmemesini öğütlüyorlar. Bunun için de yedi günde 7000 kalori yakmanız (veya daha az almanız) gerekiyor. Günde 1000 kalori eder. Yani ya günlük 1200 kalorilik bir diyet yapacaksınız ya da spora başlayacaksınız. İkisini birlikte yapmak en sağlıklısı, çünkü sporla verilen kiloların daha kalıcı olduğunu söylüyorlar. Ayrıca spor yaptığınızda bedeniniz daha zinde, daha enerjik oluyor. (Bir not daha, spor yapıp metabolizmanızı hızlandırıyor, böylece uykuda da daha fazla kalori harcıyorsunuz. Yani bir taşla bir çok kuş...) Diyelim ki günde 500 kalori yakacağınız bir spor yapıyorsunuz, o zaman 500 kalori eksik almak sizi hedefinize götürecektir. Mantıken hem spor hem de 1200 veya 1500 kalorilik bir diyetle daha fazla kilo verebilirsiniz. Bilmem bu bilgiler açıklayıcı oldu mu? Yani ne yapıyoruz? Hem daha az kalori alacağımız bir beslenme düzenine geçiyor, hem de her gün ortalama bir saat spor yapıyoruz. Sonra da enerjik, sağlıklı birer birey oluyoruz. Geçen gün kime söyledimdi, hepimiz birer kilo versek dünya hafifler. Yalan mı? Hadi kolay gelsin. (Aşağıdaki iki yazıda 1200 ve 1500 kalorilik diyetler için porsiyon oranları ve porsiyon bilgileri var, oraya da bakabilirsiniz.)

03 Aralık 2008

Organik ürünler gerçekten sağlıklı mı?

Kaliforniya'da yaşayan çocuk hastalıkları uzmanı Dr. Alan Greene, bir deney için 3 yıl boyunca tamamen organik besinlerle beslenmiş; evde, yolda, restoranda. Bir hayvanın organik olarak sertifikalandırılabilmesi için 3 yıl geçmesi gerektiğini bildiği için deney süresini 3 yil olarak belirlemiş (sanırım önce normal şekilde beslenen hayvanlari kastediyor, yani ben öyle algıladım. Bildiğim kadarıyla konvansiyonel tarımdan organik tarıma geçen üreticiler için de geçerli bu kural. Toprak da ancak 3 yılda temizlenebiliyormuş çünkü). Dr. Greene, bu deneye organik çiftçiliğe geçtikten sonra hayvanlarının daha az hastalandığını söyleyen bir çiftçiyle konuştuktan sonra %100 organik ürünlerle beslenirse daha sağlıklı olup olmayacağını merak ettiği için başlamış. Üç yıl sonra kendini daha enerjik hissediyor ve sabahları daha erken uyanıyormuş. Çocuk doktoru olduğu için sürekli hasta çocuklarla iletişim halinde olduğunu, eskiden sıkça hasta olduğunu ancak artık çok seyrek hastalandığını söylüyor. Yazının tamamı için:
http://www.nytimes.com/2008/12/02/health/02well.html?_r=1&em

Yuvalarımız hep bereketli olsun!

Sabah cebimde 50 lirayla pazara gittim. Ne çok şey aldım! Çok tatlı bir kız var pazarda. Fazla ciddi ama işini layığıyla yapan, güven duygusu veren biri. Baktım süt getirmiş, 1.5 kg süt aldım ondan, kaynattım. Dolaba atıp ne kadar kaymak bağlayacak bakacağım. Şu anda yoğurdum var, yarın ya da öteki gün mayalarım. Şevketi bostanı başka birinden (hoş o da sevdiğim bir kadındır) aldım diye ondan alamadım, öyle de güzel ve temizdi ki. Hiç değilse yarım kilo turpotu alayım dedim. Körpecik. Bir güzel ayıklamış, yıka haşla. Dört tane de köy yumurtası, yarın omlet yapacağım. Çok oldu yumurta yemeyeli. Benim hacının tarlasında yazlıklardan fazla bir şey kalmamış. Kabak son dedi, 1.5 kg aldım. Barbunyası nefisti, onu da iç olarak getirmişler, kilosu 5 lira. Bir kilo aldım. Yarısını ıspanakla pişireceğim. Beyaz barbunya. Diğer yarısını da haşlayıp buzluğa atarım herhalde, ikiye bölüp. Çorba falan yaparım, minestrone mesela. Hacı ve ablasından iki kıvırcık marul, yarım kilo kuzu ıspanağı, yarım kilo körpe kereviz ve roka aldım bir de. Bir başka yerden 2 kg "klementin" (bizim burada koyu renkli, kokulu mandalinaya öyle derler), 4 demet nergis (daha bollanmadı sanıp ilk gördüğüme saldırınca kazıklandım tabii, demeti 1.5 lira, sonra bir baktım dolu var, millet demetini 1'e veriyor). Ödemiş dediler, 1.5 kg sarı patates aldım, tazemsi duranlardan. Sonra yerelması. Bir baktım eski yerelmacım, çok var ki uğramamışım, beni görünce hemen poşeti hazırladı, 2 kilo mu olsun 3 mü diye. Yok dedim, poşetim var, evden getirdim. Bir kilo yeter, dün salı pazarından da aldım bir kilo. Yemeğini yapıyor musun dedi, ne gerek var, çıtır çıtır yiyorum, elma gibi dedim. Onlar sade pişirirmiş, ben havuç ve pirinçle pişirip üzerine dereotu koyuyorum pişirdiğim zaman dedim. Annem havuç istemişti, iyi ki hatırladım. Bir kilo havuç, sapları hala yeşil yeşil, bir de o güzelim sapları kesmeden getirseler. Son olarak bir kilo olgun Trabzon hurması. Vallahi doldu pazar çantam. Bir de anneme keçi peyniri aldım. Keçi diyorlar ya herhalde inek sütüyle karışıktır. Bayramda sebzemiz bol. Dönüşte baktım daha 10 liram var. Bozdurur bozdurur harcarım artık. Yuvamız, yuvalarımız hep bereketli olsun! (Dün söz verdiğim şeyleri yazacaktım ya, baktım pazar bereketi üzerimden taşmış, paylaşmadan edemedim.)

02 Aralık 2008

Kilo vermek için ne kadar yemeliyiz?

Dün farklı besin gruplarıyla ilgili porsiyon bilgilerini vermiştim. Şimdi de bu listeyi temel alarak ne kadar yemeniz gerektiği bilgisini veriyorum, yine aynı kaynaktan. (Yarın da mevcut kilonuzu korumak için kilo, yaş ve hareketlilik durumuna göre kaç kalori almanız gerektiğine, zayıflamak için ne kadar kalori vermek gerektiğine bakarız isterseniz.)
1200 kalorilik bir diyet yapmak istiyorsanız günlük gıda tüketiminiz şöyle olmalı:
180 gram et veya aynı gruptan protein,
5 porsiyon ekmek/karbonhidrat grubu yiyeceği
3 porsiyon meyve
4 veya daha fazla porsiyon sebze
2 porsiyon süt ürünü
3 porsiyon yağ

1500 Kalorilik Diyet için;
180 gram et veya aynı gruptan protein
6 porsiyon ekmek ve/veya karbonhidrat
4 porsiyon meyve
5 veya daha fazla porsiyon sebze
2 porsiyon süt ürünü
3 porsiyon yağ

01 Aralık 2008

Hepsi bir porsiyon

Aşağıdakilerin hepsi birer porsiyon olarak kabul ediliyor. Buna göre
hangisinden günde kaç porsiyon yediğinizi çıkarabilirsiniz. Örneğin
günde üç dilim ekmek yiyorsanız 3 porsiyon karbonhidrat almış oluyorsunuz.
Üzerine tereyağ sürdüyseniz yağ grubundan da bir porsiyon ekleyin (bir
porsiyon tereyağı 1 tatlı kaşığına denk geliyor). Ya da kahvaltı gevreğinizi
bir bardak sütle yiyorsanız 1 porsiyon karbonhidrat, bir porsiyon da protein
almış oluyorsunuz:

Ekmek, kahvaltı gevreği, makarna, pirinç grubu:
30 gramlık bir dilim ekmek,
30 gram kahvaltı gevreği,
1/2 su bardağı pişmiş makarna veya pirinç (bulguru da bu listeye dahil edebiliriz)

Sebze grubu:
1 su bardağı çiğ yapraklı sebze,
1/2 su bardağı çiğ veya pişmiş diğer sebzeler,
1/2 su bardağı sebze suyu

Meyve grubu:
1 orta boy elma, muz veya portakal
1 su bardağı üzümsü meyve veya küp şeklinde doğranmış karpuz/kavun
1/2 su bardağı doğranmış, pişmiş veya konserve meyve
1/2 su bardağı meyve suyu

Süt, Peynir, Yoğurt grubu:
1 su bardağı süt
1 su bardağı yoğurt (yapay tatlandırıcılı)
3/4 su bardağı yoğurt (sade)
1/4 su bardağı lor veya çökelek
30 gr diğer peynirler

Et, Balık, Yumurta, Bakliyat ve Kuruyemiş grubu
30 gr pişmiş et veya balık
1/2 su bardağı haşlanmış bakliyat
1 yumurta
2 çorba kaşığı fıstık ezmesi
1/3 su bardağı kuruyemiş

Yağ grubu:
1 tatlı kaşığı zeytinyağı, tereyağı veya mayonez
1 çorba kaşığı salata sosu veya krem peynir
(Bu liste Amerikan Diyabet Enstitüsü’nün 1998 yılında yayınladığı liste. Belki değişiklikler olmuştur, ben bunu buldum. Yarın da 1200 ve 1500 kalorilik diyet listesine bakarız.)