Kuzguna yavrusu güzel gelir misali, bana da bu site güzel geliyor. Renkleri içimi açıyor. (Sağolasın Umut'cuğum, sayende!) Sizin de içinizi açmasını dilediğim bir fotoğraf var bugün. Turuncu, ufak, yuvarlacık, canlı ve parlak kabuklu bir tür kabak. Hikâyesi ne peki? Adı Hokkaido kabağı (Japon kabağı veya Uchiki Kuri de deniyor) olsa da anavatanı Kuzey Amerika. Tabii ki kabakgillerden. Daha çok Japonya’nın kuzeyinde, Hokkaido’da yetiştiği için “Hokkaido kabağı” olarak bilinse de Japonya’da ona “Çin kabağı” deniyor. Kestaneye benzer tadı nedeniyle çok sevildiği için artık ABD’de de yetiştirilen bu güzel görüntülü kabağın tohumlarını bir arkadaşı getirmiş Gisela’ya. O da seraya ekmiş. İşte o kabaklardan birinden güzel bir yemek pişirdim. Rengi nedeniyle A vitamini açısından çok zengin olan bu şık görünümlü kabağın ayrıca B ve C vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum içerdiğini söylüyor kaynaklar. Yemek basit. Bol soğan, bol sarımsak, halka halinde doğranmış pırasa ve küp şeklinde doğranmış kabaklar. Tabii ki zeytinyağında pişti. İçine de köri koydum. Adı körili, pırasalı balkabağı yemeği oldu. Yanında kavılca pilavı, fonda cıvıldayan kuşlar ve Mayıs gülleri...
13 Mayıs 2008
Hokkaido kabağı
Kuzguna yavrusu güzel gelir misali, bana da bu site güzel geliyor. Renkleri içimi açıyor. (Sağolasın Umut'cuğum, sayende!) Sizin de içinizi açmasını dilediğim bir fotoğraf var bugün. Turuncu, ufak, yuvarlacık, canlı ve parlak kabuklu bir tür kabak. Hikâyesi ne peki? Adı Hokkaido kabağı (Japon kabağı veya Uchiki Kuri de deniyor) olsa da anavatanı Kuzey Amerika. Tabii ki kabakgillerden. Daha çok Japonya’nın kuzeyinde, Hokkaido’da yetiştiği için “Hokkaido kabağı” olarak bilinse de Japonya’da ona “Çin kabağı” deniyor. Kestaneye benzer tadı nedeniyle çok sevildiği için artık ABD’de de yetiştirilen bu güzel görüntülü kabağın tohumlarını bir arkadaşı getirmiş Gisela’ya. O da seraya ekmiş. İşte o kabaklardan birinden güzel bir yemek pişirdim. Rengi nedeniyle A vitamini açısından çok zengin olan bu şık görünümlü kabağın ayrıca B ve C vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum içerdiğini söylüyor kaynaklar. Yemek basit. Bol soğan, bol sarımsak, halka halinde doğranmış pırasa ve küp şeklinde doğranmış kabaklar. Tabii ki zeytinyağında pişti. İçine de köri koydum. Adı körili, pırasalı balkabağı yemeği oldu. Yanında kavılca pilavı, fonda cıvıldayan kuşlar ve Mayıs gülleri...
11 Mayıs 2008
Peynir ekmek, hazır yemek
Sandviç kırların, pikniklerin, yürüyüşlerin, otobüs ve tren yolculuklarının yiyeceği benim için. Bir de üniversite günleriyle uzak yerlere yapılan seyahatlerin. Hele de az bir bütçeyle yapılıyorsa seyahat, parası kıymetli memleketlerden birindeyseniz ve sokaklarda yenilen her tür yiyecek pahalıysa, en güzeli bir marketten ekmek ve peynir almak, bunlarla bir güzel sandviç hazırlayıp bir parkta, deniz veya nehir kenarında yemektir. Bazen işe götürülür sandviç, bazen pratik bir öğün için çantaya atılır. Hatta damak tadınıza uygun yiyecek bulamayacağınızı bildiğiniz zamanlarda iki dilim ekmeğin arasına en sevdiğiniz peynirlerden koyduğunuz, avokadoyla renklendirdiğiniz, mevsimiyse domates, salatalık dilimleri yerleştirdiğiniz, belki fotoğraftaki gibi marul dilimleri sıkıştırıverdiğiniz.... Sandviçli anılar oradan buradan fırlayıp çıkar. Humus ve felafelli dürümleri anımsarsınız, o çıtır baget ekmeklere yapılmış keçi peynirli sandviçleri. Kentler de gelir sandviçlere takılıp. Brugge'ü hatırlarsınız, Paris'i, Madrid'i, Roma'yı. Deniz kıyılarını, tepelerde tertemiz havayı içinize çektiğiniz anları...
08 Mayıs 2008
Renklerle oynamak
Bugün cumartesi. Olur da bugün -öğlen- 12'ye kadar bu yazıyı okursanız ve yakınınızda bir televizyon varsa, Habertürk kanalında, Ümraniye'deki %100 Ekolojik Pazar'ı izleyebilirsiniz. Canlı yayın programı 12'ye kadar devam edecekmiş. Önceden haberdar olamadığım için ancak şimdi duyurabiliyorum. Pazarın çıkışında bir de imza atabiliyormuşsunuz. Eğer Ümraniye taraflarında yaşıyorsanız, pazar günleri burada bu pazar var olsun diyorsanız birer imza atmanızı istiyorlarmış. Erikler, muzlar, biberler, çiçekler, taze sarımsaklar... Neler neler var. Capcanlı bir yer!
*
Daha fazla merakta bırakmayayım. İlk bilen Elvan'cığım oldu. Evet bu bir muz. Yani muzun bir bölümü. Şu anda muzlar büyümekte. Başka bir fotoğrafını başka bir yazıya koyarım ama burada gördüğünüz yapraklar muzun o bordo güzelim çiçeğinin bir kesitini oluşturuyorlar. O kıvrımları görünce dayanamayıp fotoğraflarını çektim. Dilerim bu güzel manzarayı görmek hepinize kısmet olur. Hayran kalacağınıza şüphem yok. Nasıl da mısır zannettiniz. Oysa mısır bu hale gelir mi bilmem??? (Gönül'cüğüm sana katılıyorum. Bir tuş olsa hayatları renklendirmek için güzel olurdu ama bu biraz yemek yerine hap içmeye benziyor. Hayatta hiç bir şey hap haline getirilmiş olarak verilmiyor ki elimize. Emeksiz yemek olmaz derdi rahmetli Tuğrul Şavkay. Emeksiz hiç bir şey olmuyor.)
*
Biliyorum, son günlerde yordum bu sitenin okurlarını. Kafalarımız karıştı bilgilerle. Bazen paniğe kapıldık doğrular ve yanlışlarla. Ama bu hayat böyle biraz. Dünya her an değişiyor. Doğru bildiklerimiz yanlışlanıyor, yanlış bildiklerimiz doğrulanıyor. İsyan ediyoruz bazen gidişata ya gidişat gitmeye devam ediyor. Neyse, sözü uzatmadan daha fazla, şu sevdiğim fotoğrafla başbaşa bırakayım Mutfakta Zen'in komşu ve ziyaretçilerini. Doğal rengi bu değil elbet. Renkleriyle oynasam ne olur dedim, bir tuşa bastım bu çıktı. Düşsel bir hale geldi. Zaten öyleydi ya. Ne olduğunu tahmin etmek zor bu güzelin. Yine de bilen varsa beri gelsin. (Hani Antalya civarlarında yetişir, çoluk çocuk çok severiz... Hayır bu bir çiçek değil. Aslında evet bir çiçek ama bir meyve aynı zamanda.)
*
Daha fazla merakta bırakmayayım. İlk bilen Elvan'cığım oldu. Evet bu bir muz. Yani muzun bir bölümü. Şu anda muzlar büyümekte. Başka bir fotoğrafını başka bir yazıya koyarım ama burada gördüğünüz yapraklar muzun o bordo güzelim çiçeğinin bir kesitini oluşturuyorlar. O kıvrımları görünce dayanamayıp fotoğraflarını çektim. Dilerim bu güzel manzarayı görmek hepinize kısmet olur. Hayran kalacağınıza şüphem yok. Nasıl da mısır zannettiniz. Oysa mısır bu hale gelir mi bilmem??? (Gönül'cüğüm sana katılıyorum. Bir tuş olsa hayatları renklendirmek için güzel olurdu ama bu biraz yemek yerine hap içmeye benziyor. Hayatta hiç bir şey hap haline getirilmiş olarak verilmiyor ki elimize. Emeksiz yemek olmaz derdi rahmetli Tuğrul Şavkay. Emeksiz hiç bir şey olmuyor.)
*
05 Mayıs 2008
Çözümün mü yoksa sorunun mu parçası olacağız?
Ekolojik Pazar hatırlatması:1-19 Mayıs 2008 tarihleri arasında Ümraniye'deki Meydan Alışveriş Merkezi'nde
sabit bir Ekolojik Pazar var. Cumartesi günü Ayşen arkadaşım gitti, çok beğenmiş. Bilgilendirici konuşmalar da yapılıyormuş. Eğer tutulursa kalıcı olacakmış!
Cumartesi günleri Şişli Feriköy'de Buğday Derneği ve Şişli Belediyesi işbirliğinde %100 Ekolojik Pazar,
Pazar günleri Antalya Cam Piramit'in bahçesinde Buğday Derneği ve Antalya Belediyesi işbirliğinde %100 Ekolojik Pazar (pazara geliş gidişler için belediyenin servis aracı koyacağı söyleniyor),
Çarşamba ve Cumartesi günleri (10:00-19:00) Bursa'da, Nilüfer Belediyesi sınırları içinde, Fatih Sultan Mehmet Bulvari'nda kurulan ekolojik pazar ise özellikle Bursa köylerinde başlatılan projeler kapsamında, yerel üreticilerin ürünlerini tüketiciyle buluşturması açısından önemli. (Önümüzdeki sonbaharda pazarın üzeri kapatılacakmış ve Nilüfer Belediyesi pazara gelen üreticilerden para almıyor, aksine, pazarın gelişmesi için büyük çaba harcıyormuş. Nilüfer Belediyesi'ne teşekkürler. (İlk üç pazar için Buğday Derneği'nin internet sitesinden ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Sonuncusu için nereden bilgi bulunur ben de bilmiyorum, önümüzdeki günlerde belki daha ayrıntılı bilgi verebilirim.)
*
GDO'ya Hayır Platformu'nun "BİYOGÜVENLİK HEMEN ŞİMDİ, GIDA TOHUM HAKTIR KAMPANYASI" sembolü olan mısır balonuyla Türkiye turuna çıkıyor. Şu iki paragraf, kampanyanın basın bülteninden:
"Türkiye tarımı üzerine baskılar ve tarımı yok etme girişimleri hızla sürmektedir. Kamu, tarımdan çekilmekte, küçük çiftçi tarımdan koparılmakta ve tohumundan suyuna, toprağından tarımsal ürünlerine kadar herşey özel sektöre, uluslararası sermayeye, ulusal ve uluslararası tohum, tarım ve gıda tekellerine terk edilmekte, hatta pazarlanmaktadır.
Halbuki biliyoruz ki yaşam için gıda, gıda için tarım, tarım için ise gereksinim duyulan öğeler toprak, su ve tohumdur. Toprak, su ve tohumdan bir tanesi eksik ise gıda olmaz, gıda yoksa yaşam bitmiş demektir. Tohumun, toprağın ve suyun yaşam ve hak olduğuna inananlar olarak gıda egemenliğimizin yok edilmesi ve bize özürlü gıdalar dayatılmasına karşı çıkıyoruz."
Balon mısır 10 Mayıs'a kadar Bursa'da. 9-11 Mayıs tarihleri arasında Ankara'da olacakmış (herhalde iki tane balon var). Ardından Bursa'ya dönüyor, Haziran ayında da Dikili ve İzmir'i ziyaret edecekmiş.
*
Aşağıdaki yazıda bahsettiğim en çok ilaçlanan sebze ve meyveler listesinin tamamını veriyorum. Yine Çevre Çalışma Grubu'ndan. En çok ilaçlanan en üstte ve ona 100 puan verilmiş. Diğerleri ise onunla orantılanarak listelenmiş. Burada puanları belirtmeyeceğim, isteyenler verdiğim bağlantı adresinden gidip bakabilirler (en üstteki en çok ilaçlanan): Şeftali, Elma, Tatlı iri biberler, Kereviz (Amerika'da sapları yenen tür kerevizden bahsediliyor), Nektarin, Çilek, Kiraz, Marul, İthal üzüm (başka ülkelerden gelen üzümlerde daha çok tarım ilacı kalıntısı bulunmuş), Armut, Ispanak, Patates, Havuç, Taze fasulye, Acı biberler, Salatalık, Ahududu, Erik, Portakal, Yerli üzüm, Karnabahar, Mandalina, Mantar, Kavun (kantalop tarzı, bizde de artık seralarda yetiştirilip bu ara piyasaya verilen kavunlar), limon, "Honeydew" kavunu (bizde pek rastlamadım), Greyfurt, Kış kabağı, Domates, Tatlı Patates, Karpuz, Blueberry (likapa, çay üzümü -bizde sadece Karadeniz'de, doğal olarak yetişiyor, marketlerde görüyorsanız muhtemelen ithal edilmiştir, Karadeniz'de yetiştirme çalışmaları vardı bir kaç yıl önce başlayan ancak gelişmeleri izlemedim), Papaya, Patlıcan (enteresan değil mi? Belki de patlıcanın yetişme süresi daha uzun olduğu için atıyordur ilacı), Brokoli, Lahana, Muz, Kivi, Kuşkonmaz, Bezelye (dondurulmuş), Mango, Ananas, Tatlı mısır (dondurulmuş), Avokado, SOĞAN!!!! (En düşük notu soğan almış, yani en ilaçsız olanı oymuş. Bakın sarımsağı koymamışlar listeye, bilseler bizim ne çok sarımsak tükettiğimizi!)
02 Mayıs 2008
Organik ürüne dair/Margarin reklamları
SİZ DE BANA KATILIR MISINIZ?
Sevgili yemek blog yazarları, sizler de kendiniz ve ailenizin (özellikle de çocuklarınızın) sağlığını düşünüyor ve margarin kullanmıyor, kullanımını önermiyorsanız lütfen verdiğiniz tariflerde margarine yer vermeyin. "Bu tarif margarinle de yapılır, isterseniz margarin de kullanabilirsiniz" demek bile tariflerinizi okuyan kişileri margarin kullanımına yönlendirecektir. Ne dersiniz, siz de bana katılır mısınız?
*
Orjinaline buradan ulaşabileceğiniz bir yazının özet olarak Türkçeleştirilmiş halini bulacaksınız burada. Geçen yıl The New York Times gazetesinde yayınlanmıştı. Yazıyı hazırlayan Tara Parker, Dr. Alan Greene'in "Raising Baby Green" adlı kitabından özetle veriyor bilgileri ve özellikle çocukların daha sağlıklı yetiştirilebilmesi için önerilen "stratejik" organik ürünlerden bahsediyor. Tümüyle organik ürün tüketmeniz mümkün olmasa bile hiç değilse bu ürünlerin organik sertifikalı olmasına dikkat edin diyor Dr. Alan Greene. Nedeni ise şu satırlarda:
1. Süt: ABD Tarım Bakanlığı'nca yaptırılan bir araştırmaya göre normal pastörize sütlerin %30'unda tarım ilacı kalıntılarına rastlanmış. Seviye bazı diğer ürünlerle karşılaştırıldığında düşük gibi görünse de bazı çocukların çok fazla süt tüketiyor olması bu konuya dikkat çekmeyi gerektiriyormuş.
2. Patates: Yine Amerika'da yapılan bir çalışmaya göre pek çok kişinin sebze tüketiminin %30'unu patates oluşturuyormuş. Dr. Green organik patates tüketimine geçilmesinin bu nedenle toplam sebze tüketimi üzerinde önemli bir etkisi olacağını söylüyor. 2006'da yaptırılan bir çalışmada patateslerin %81'inde yıkandıktan ve soyulduktan sonra hala tarım ilacı kalıntılarına rastlanmış. Çevre Çalışma Grubuna göre test edilen 43 meyve ve sebze içinde en yüksek oranda pestisit içeren sebze patatesmiş. (Grubun sitesinin linkini tıklarsanız bu 43 sebze ve meyveyi göreceksiniz. Listenin tepesinde şeftali var. İlk onun diğer ürünleri sırasıyla şöyle: Elma, biber, kereviz, nektarin, çilek, kiraz, marul, üzüm, armut. Yani çoğunluğu severek tükettiğimiz meyveler. Yine de tekrar ediyorum, bunlar ABD'de yetiştirilen ürünler ve oradaki ölçümler. Bizde böyle bir liste var mı bilmiyorum, araştıracağım.)
3. Fıstık ezmesi: Tabii yine Amerika örnek veriliyor ancak yer fıstığı çiftliklerinin çoğunda sadece koruyucu tarım ilaçları değil yüksek oranda fungisit (yani mantarı engelleyici ilaçlar) kullanılıyormuş. (Tabii bizde ne kadar yer fıstığı ezmesi tüketiliyor bilmiyorum.)
4. Ketçap: Amerika'daki domates tüketiminin %75'i işlenmiş domates ürünleri şeklinde oluyormuş. (Domates suyu, domates püresi ve ketçap). Burada tarım ilacı ve hormonlardan değil, domatesin içerdiği antioksidan maddeden bahsedilmiş. Organik domatesler diğerlerine göre %75 daha fazla antioksidan içeriyormuş!
5. Elma: Çocukların muzdan sonra en çok tükettiği meyva elmaymış ve portakal suyundan sonra en popüler meyve suyu da elma suyuymuş. Yine elma da en çok ilaçlanan sebze ve meyvelerin başında geliyormuş.
Yazıda Dr. Greene'in web sitesinin adresi de verilmiş. İngilizce bilenler belki bir göz atmak isterler. Bu tabii organik ürünlerle ilgili söyleyeceklerimin tümünü kapsamıyor. Sadece okuduğumda dikkatimi çeken ve paylaşmak istediğim bilgiler. Daha da önemlisi Türkiye'de yapılan araştırmaların sonuçları değil mi? Tabii böyle çalışmalar varsa.
*
Diyetisyenler kimi meslektaşlarının margarin reklamlarına çıkıp "diyetisyenler margarin öneriyor" demesinden rahatsız olmuşlar ve Beslenme ve Diyet Portalı'nda düşüncelerini paylaşmışlar. Ben de belli bir meslek erbabından kişilerin bu tarz reklamlara çıkmasından son derece rahatsızım. Diyetisyenlerin bu çabasını da son derece saygıdeğer ve haklı buluyorum. Lütfen yukarıda linkini verdiğim siteden yazılarını okuyun. Bence margarin tüketimindeki tek sorun margarinin içerdiği trans yağlar değil. Biliyoruz ki margarin bitkisel yağlar doyurularak (yani katılaştırılarak) yapılıyor. Zaten trans yağlar da katılaştırılma sırasında ortaya çıkıyormuş. Diyetisyenler diyor ki, henüz tüm üreticiler yeni sistemi kullanmaya başlamadı, sanayi tipi margarinlerde bu yöntem kullanılmıyor, ayrıca henüz yeni sistemle üretilen margarinlere ilişkin bilimsel çalışmalar yapılmadı. Benim ekleyeceğim bir şey de şu, margarinlerin üretildiği bitkisel yağlar sağlıklı mı acaba? Yani margarinin tek karanlık yönü içerdiği trans yağlar mı? Eğer GDO'lu bitkilerden üretilmiş, ayrıca rafine edilerek besin değerlerini yitirmiş yağlar kullanılıyorsa margarin sağlıklıdır diyebilir miyiz? Ne olursa olsun, siz zeytinyağından şaşmayın arkadaşlar. Bu reklamlara da güvenmeyin. Hele de o reklamlara çıkıp meslek etiğini ayaklar altına alan kişilere hiç mi hiç güvenmeyin!
Sevgili yemek blog yazarları, sizler de kendiniz ve ailenizin (özellikle de çocuklarınızın) sağlığını düşünüyor ve margarin kullanmıyor, kullanımını önermiyorsanız lütfen verdiğiniz tariflerde margarine yer vermeyin. "Bu tarif margarinle de yapılır, isterseniz margarin de kullanabilirsiniz" demek bile tariflerinizi okuyan kişileri margarin kullanımına yönlendirecektir. Ne dersiniz, siz de bana katılır mısınız?
*
Orjinaline buradan ulaşabileceğiniz bir yazının özet olarak Türkçeleştirilmiş halini bulacaksınız burada. Geçen yıl The New York Times gazetesinde yayınlanmıştı. Yazıyı hazırlayan Tara Parker, Dr. Alan Greene'in "Raising Baby Green" adlı kitabından özetle veriyor bilgileri ve özellikle çocukların daha sağlıklı yetiştirilebilmesi için önerilen "stratejik" organik ürünlerden bahsediyor. Tümüyle organik ürün tüketmeniz mümkün olmasa bile hiç değilse bu ürünlerin organik sertifikalı olmasına dikkat edin diyor Dr. Alan Greene. Nedeni ise şu satırlarda:1. Süt: ABD Tarım Bakanlığı'nca yaptırılan bir araştırmaya göre normal pastörize sütlerin %30'unda tarım ilacı kalıntılarına rastlanmış. Seviye bazı diğer ürünlerle karşılaştırıldığında düşük gibi görünse de bazı çocukların çok fazla süt tüketiyor olması bu konuya dikkat çekmeyi gerektiriyormuş.
2. Patates: Yine Amerika'da yapılan bir çalışmaya göre pek çok kişinin sebze tüketiminin %30'unu patates oluşturuyormuş. Dr. Green organik patates tüketimine geçilmesinin bu nedenle toplam sebze tüketimi üzerinde önemli bir etkisi olacağını söylüyor. 2006'da yaptırılan bir çalışmada patateslerin %81'inde yıkandıktan ve soyulduktan sonra hala tarım ilacı kalıntılarına rastlanmış. Çevre Çalışma Grubuna göre test edilen 43 meyve ve sebze içinde en yüksek oranda pestisit içeren sebze patatesmiş. (Grubun sitesinin linkini tıklarsanız bu 43 sebze ve meyveyi göreceksiniz. Listenin tepesinde şeftali var. İlk onun diğer ürünleri sırasıyla şöyle: Elma, biber, kereviz, nektarin, çilek, kiraz, marul, üzüm, armut. Yani çoğunluğu severek tükettiğimiz meyveler. Yine de tekrar ediyorum, bunlar ABD'de yetiştirilen ürünler ve oradaki ölçümler. Bizde böyle bir liste var mı bilmiyorum, araştıracağım.)
3. Fıstık ezmesi: Tabii yine Amerika örnek veriliyor ancak yer fıstığı çiftliklerinin çoğunda sadece koruyucu tarım ilaçları değil yüksek oranda fungisit (yani mantarı engelleyici ilaçlar) kullanılıyormuş. (Tabii bizde ne kadar yer fıstığı ezmesi tüketiliyor bilmiyorum.)
4. Ketçap: Amerika'daki domates tüketiminin %75'i işlenmiş domates ürünleri şeklinde oluyormuş. (Domates suyu, domates püresi ve ketçap). Burada tarım ilacı ve hormonlardan değil, domatesin içerdiği antioksidan maddeden bahsedilmiş. Organik domatesler diğerlerine göre %75 daha fazla antioksidan içeriyormuş!
5. Elma: Çocukların muzdan sonra en çok tükettiği meyva elmaymış ve portakal suyundan sonra en popüler meyve suyu da elma suyuymuş. Yine elma da en çok ilaçlanan sebze ve meyvelerin başında geliyormuş.
Yazıda Dr. Greene'in web sitesinin adresi de verilmiş. İngilizce bilenler belki bir göz atmak isterler. Bu tabii organik ürünlerle ilgili söyleyeceklerimin tümünü kapsamıyor. Sadece okuduğumda dikkatimi çeken ve paylaşmak istediğim bilgiler. Daha da önemlisi Türkiye'de yapılan araştırmaların sonuçları değil mi? Tabii böyle çalışmalar varsa.
*
Diyetisyenler kimi meslektaşlarının margarin reklamlarına çıkıp "diyetisyenler margarin öneriyor" demesinden rahatsız olmuşlar ve Beslenme ve Diyet Portalı'nda düşüncelerini paylaşmışlar. Ben de belli bir meslek erbabından kişilerin bu tarz reklamlara çıkmasından son derece rahatsızım. Diyetisyenlerin bu çabasını da son derece saygıdeğer ve haklı buluyorum. Lütfen yukarıda linkini verdiğim siteden yazılarını okuyun. Bence margarin tüketimindeki tek sorun margarinin içerdiği trans yağlar değil. Biliyoruz ki margarin bitkisel yağlar doyurularak (yani katılaştırılarak) yapılıyor. Zaten trans yağlar da katılaştırılma sırasında ortaya çıkıyormuş. Diyetisyenler diyor ki, henüz tüm üreticiler yeni sistemi kullanmaya başlamadı, sanayi tipi margarinlerde bu yöntem kullanılmıyor, ayrıca henüz yeni sistemle üretilen margarinlere ilişkin bilimsel çalışmalar yapılmadı. Benim ekleyeceğim bir şey de şu, margarinlerin üretildiği bitkisel yağlar sağlıklı mı acaba? Yani margarinin tek karanlık yönü içerdiği trans yağlar mı? Eğer GDO'lu bitkilerden üretilmiş, ayrıca rafine edilerek besin değerlerini yitirmiş yağlar kullanılıyorsa margarin sağlıklıdır diyebilir miyiz? Ne olursa olsun, siz zeytinyağından şaşmayın arkadaşlar. Bu reklamlara da güvenmeyin. Hele de o reklamlara çıkıp meslek etiğini ayaklar altına alan kişilere hiç mi hiç güvenmeyin!
01 Mayıs 2008
1 Mayıs
Sizi hislerime tercüman olan Biyonik Kedi'ye yönlendirebilir miyim? (Sevgili kılıcı, pardon tırnakları keskin kedi, sen "mayası sağlam olmak" diye bir laf bilir misin? Yok canım, sen değilsin, şiirine konu olanlar; mayası çürümüş, yahut mayası hiç işe yaramamış olanlar. Kabaramamış, kabarmış da ancak külhanbeylik etmeye, işçinin, memurun, emeklinin emeği üzerine oturmaya, eşini, yandaşını, yeğenini zengin etmeye yaramış olanlar...)
Çünkü Küba'nın işçileri de insan, Rusya'nın, Kore'nin, Fransa'nınkiler de.
Bizimkiler de insan ama coplanan insan. Hor görülen, dövülen, sövülen, ayaklar altında çiğnenen, emeği neredeyse bedava denecek fiyatlarla Arap sermayesine satılan.
Çünkü onlar neşe içinde kutlarken 1 Mayıs'ı, bizimkiler...
Korku dağlarına, denizlerine, yüreklerine sinmiş mi kalacak Anadolu'nun?
Çünkü Küba'nın işçileri de insan, Rusya'nın, Kore'nin, Fransa'nınkiler de.
Bizimkiler de insan ama coplanan insan. Hor görülen, dövülen, sövülen, ayaklar altında çiğnenen, emeği neredeyse bedava denecek fiyatlarla Arap sermayesine satılan.
Çünkü onlar neşe içinde kutlarken 1 Mayıs'ı, bizimkiler...
Korku dağlarına, denizlerine, yüreklerine sinmiş mi kalacak Anadolu'nun?
30 Nisan 2008
Bahar güzellerinden biri daha
Hasankeyf'e sadakat kampanyası için bir dilekçe de siz göndermek ister misiniz?
Öyleyse burayı tıklayın. Lütfen!
*
Bahar güzelleri teker teker görünüyor tezgahlarda. Her biri yeni bir sevinç benim için. Ama bu aralar sevinçlerim hep buruk, hep yarım. Dünyada gıda krizi büyüyor. Bir yanda cebini dolduran kalantor holdingler, umarsızca harcanan paralar, öte yanda açlıktan birbirini öldüren insanlar, insanların açlığını, yokluk ve yoksunluğunu kullanan politikacılar. Bizi zor günler bekliyor dostlar. Ve hepimize önemli görevler düşüyor. Ayşen'ciğimin önceki yazıya bıraktığı yorumu okuyun ne olur. Hepimiz bir şeyin parçası olmak zorundayız. Ya çözümün, ya ölümün, yok oluşun. Bazen ufacık önlemler, hayatımızda yapacağımız ufacık değişiklikler, dünyanın daha iyi, daha yaşanılır, daha güvenilir bir yer olmasına katkıda bulunabiliyor. Bazen değil, her zaman. İşte bu yüzden hepimize iş düşüyor ya. Ekolojik Pazar'ı, bu pazara gelen üreticileri, iyiyi, sağlıklı ürünler üretenleri desteklemek görevimizin parçalarından biri. Önümüzdeki günlerde bu konuyu tartışmayı, paylaşmayı sürdürelim olur mu? Hiç aklımızdan çıkmasın.
*
Fotoğraftaki taze patatesler minicik aslında. İri göründüklerine bakmayın siz. Birer ceviz büyüklüğündeler en fazla. Beş dakikada haşlanıyorlar. Kabukları incecik, tül gibi. Bir kaseye biraz halis, sızma zeytinyağı, az deniz tuzu, bir diş rendelenmiş sarımsak koyup karıştırıyorum. Patatesleri soyup bütün olarak, yahut ortadan kesip kaseye alıyor, güzelce karıştırıp üzerine her zaman olduğu gibi biraz susam serpiyorum. Öyle güzel bir yemek ki bu. Ve o kadar çok şeyi simgeliyor ki!
Öyleyse burayı tıklayın. Lütfen!
*
Bahar güzelleri teker teker görünüyor tezgahlarda. Her biri yeni bir sevinç benim için. Ama bu aralar sevinçlerim hep buruk, hep yarım. Dünyada gıda krizi büyüyor. Bir yanda cebini dolduran kalantor holdingler, umarsızca harcanan paralar, öte yanda açlıktan birbirini öldüren insanlar, insanların açlığını, yokluk ve yoksunluğunu kullanan politikacılar. Bizi zor günler bekliyor dostlar. Ve hepimize önemli görevler düşüyor. Ayşen'ciğimin önceki yazıya bıraktığı yorumu okuyun ne olur. Hepimiz bir şeyin parçası olmak zorundayız. Ya çözümün, ya ölümün, yok oluşun. Bazen ufacık önlemler, hayatımızda yapacağımız ufacık değişiklikler, dünyanın daha iyi, daha yaşanılır, daha güvenilir bir yer olmasına katkıda bulunabiliyor. Bazen değil, her zaman. İşte bu yüzden hepimize iş düşüyor ya. Ekolojik Pazar'ı, bu pazara gelen üreticileri, iyiyi, sağlıklı ürünler üretenleri desteklemek görevimizin parçalarından biri. Önümüzdeki günlerde bu konuyu tartışmayı, paylaşmayı sürdürelim olur mu? Hiç aklımızdan çıkmasın. *
Fotoğraftaki taze patatesler minicik aslında. İri göründüklerine bakmayın siz. Birer ceviz büyüklüğündeler en fazla. Beş dakikada haşlanıyorlar. Kabukları incecik, tül gibi. Bir kaseye biraz halis, sızma zeytinyağı, az deniz tuzu, bir diş rendelenmiş sarımsak koyup karıştırıyorum. Patatesleri soyup bütün olarak, yahut ortadan kesip kaseye alıyor, güzelce karıştırıp üzerine her zaman olduğu gibi biraz susam serpiyorum. Öyle güzel bir yemek ki bu. Ve o kadar çok şeyi simgeliyor ki!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
