18 Temmuz 2006

Persembe eklentisi. Kars'tan merhaba. Dun geldim. Sag salim. Burasi baska bir dunya tabii. Hakikaten guzel ve ozel bir yer. Henuz fazla bir sey gordum diyemem ama gorecegim. 29 Haziran'a kadar buradayim. Cevrede gorulecek cok sey var. (Kusura bakmayin Ingilizce klavyeyle yazdigim icin Turkce karakterleri kullanamiyorum su anda)

Size kitch Zübeyde ile ya da diger bir deyisle Pembe Ferrarili sütçümüzle basbasa birakiyorum. Bizim Zübeyde alem kadindir. Zaten resimden de anlasiliyor olmali ne kadar komik bir kadin oldugu. Genelde pembe sapkasiyla gelir. Geçen sene Mercedes'i vardi, yani eski üç tekerlekli, arkasi seleli bisikletine Mercedes diyordu. Simdi benim neyim eksik, ben de Ferrari aldim diyor. Hem de pembe. Sapkasi da onunla uyumlu herhalde. Kocasi Karadenizliymis, oglu da ona benzedigi için onlara "hamsiler" diyor. Klaksonuna da dikkatinizi çekerim. Zaten ona ne gerek, islikla Türk sanat musikisi icra ederekten dolasir siteyi. Sabah ve aksam. Her sokaktan her seferinde geçmez elbet. Hayrani çoktur. Lafi sözü boldur. Her gelisinde yeni bir espri bulur! Eh bugünlük bu kadar olsun. Daha valizimi hazirlamadim ben. Durun ayol iki saat içinde evden çikmam gerek.. Haydin hosçakalin. Size orlardan yazarim elbet.

11 Temmuz 2006

Nasil da seviniyor insan


Alt tarafi üç kurusluk sey aldim. Nasil büyük mutluluk. Gören de ev, araba falan aldim sanacak. Yooo. Ben sadece en sevdigim yerlerden en sevdigim güzelleri aldim. Ayvalik'taydim da bugün! Çigdem'ler giderken peslerine takildim. Önce Laleli'ye ugradik. Hani benim su çok sevdigim zeytinyagi markasinin fabrika satis yerine. Burhaniye-Ayvalik yolu üzerinde, Taylieli köyünün girisinde, fabrikanin içinde bu yer. Özlemisim. Nicedir gitmedigimi farkettim. Lavantalar iyice cosmus. Adnan sagolsun biraz toplamama izin verdi. Azicik ama. Lavantali yag yapacaktim ve tak karsima çikiverdiler. Neler aldim? Limon, mandalina, bergamut ve feslegen aromali yaglar (dörtlü sette alirsaniz çok makul fiyatlari, 12 liraya satiliyor ki tek tek alirsaniz 8 lira beheri -yani biraz fazla fark var-). Sonra bol bol zeytinyagi sabunu. Lavantali, bademyagli, limon aromali, sade... En sevdigim sabunlardir. Hele de o miniminnacik olanlari. Onlari seyahate giderken yanima aliyorum. Çok pratikler. Saçimi bile onunla yikadigim düsünülürse! Anneme sele zeytini bir kavanoz, bir de vücut yagi. O benim el kremim oluyor. Bademyagli. Çigdem'e karadut sirkesini çok methetmistim. Ondan aldi. Bir de ona erken hasat sizma aldik. Ben onu da çok severim dogrusu.

Yolculuk devam etti Ayvalik'a. Deniz kenarinda Ayvalik tostu yenecek. Ayvalikgücü müdür oranin adi, hani tam meydanda. Bence agiz tadiyla Ayvalik tostu yemek istiyorsaniz önce çarsidaki bir peynirciden dilimlenmis sepet peyniri alin, tostunuzu bununla yaptirin. Çünkü feci bir peynir vardi, bence sütten falan da yapilmamis. Hani en taze kasar bile (ki onlar da neredeyse asla %100 sütten yapilmiyor!) süner, bir peynir tadi vardir, bu basbayagi garip bir seydi. Acaba yemeyip de üsenmesem, gidip peynir alip yenisini mi yaptirsam dedim ya vazgeçip oturdum, yedim pasa pasa. Ne diyeyse?

En sevdigim kitapçilardan biridir Geylan Kitabevi. Ahmet Yorulmaz'inken yegenine devretmistir. Ne ararsaniz bulursunuz. Küçük bir yerlesim için inanilmaz zengin bir çesitlilik. Hele de mübadele ve göç öyküleriyle ilgili bunca zengin çesidi ben bir de Simurg'da bulmusumdur o kadar. Lavanta Lavanta'yi aldim. Pamir Bezmen'in çevirdigi. Ilk sayfadan gözlerim doldu. Nasil dolmasin. Acilarla dolu göç öykülerinden biri bu da. Benim ailemde mübadele yasamis kimse yok bildigim kadariyla. Ancak ben geçmis yasamimda mübadil miydim ne, müthis içimi acitir bu hikayeler. Bir türlü kabullenemem olup bitenleri. Insanlarin nasil insanliktan çiktigina inanamam. Aa bir de Boşnak Yemekleri kitabini aldim.Selma Peşteli'nin hazirladigi. Kitabin sayfalari arasinda da daha çok ani, yasamdan daha çok kesit olsun isterdim. Ilk sayfalar öyle güzel ki çünkü! Tarifler hem bizden hem yabanci. Bu topraklarin insanlari Bosnaklar. Komsu topraklarin. Tarifler de komsu. Kitabin sayfalarinda anlayacaksiniz bu dediklerimi.

Ayvalık'a gidilir de Kürşat'a gidilmez mi? Tabii ki gittik. Zeynebim orada olsaydi çok daha mutlu olurdum ama yine bir Mübadil ailenin sadece kendi bahçelerinden topladiklari zeytinlerden hazirlanan muhtesem ürünleri tadilmasa olmaz. Oradan da sonunda Laleli sabunlarim için bir sabunluk aldim. Zeytin agacindan yapilma. Kurutulmus ama islatilip vakumlanmis domates ve Fatma hanimin tasarimi olan yesil ve siyah zeytin ezmelerini bir de. Daha ezmeleri tatmadim ama Çigdem'ler begenmisler. Fatma hanimin zevkli ellerinden çikar da begenilmez mi?

Bir diger daimi duragim dogal olarak Güler Pastanesi. Artik adi Yeni Güler Pastanesi. Zaten öyleydi ya ben yenisini kullanmaya pek aliskin degilim. Ne alindi? Tabii ki zeytinyagli, sakizli kurabiye. Ben onu lorlu sanirdim. Degilmis meger. Bugün çikti ortaya. Hem de nasil biliyor musunuz? Geylan Kitabevi'nden rica ettim, beni kirmadilar. Her Güne Bir Yemek'in bir sayfasinda Sibel'cigimin lorlu, sakizli kurabiye tarifi vardir. Sibel o tarifi Güler Pastanesi'nin kurabiyesini yedikten sonra gelistirdi (biliyorsunuz internette dolandi durdu ve blogcu arkadaslarimizin pek çogu yapti bu nefis kurabiyeyi). Iste ben Sibel'imi kandirmisim, meger orjinalinde lor yokmus. Ama böylece nefis bir sey çikti ortaya. Yani artik Güler Pastanesi'nde lorlu kurabiye yapilacak olursa Sibel'e telif ödemeleri gerekecek! Kitaptaki kurabiyenin oldugu sayfadaki kurabiyeleri ise geçen yaz yine ayni yerde çekmistim. Ne güzel degil mi? Iste o güzelim kurabiyelerden aldim. Sonra bir de lor tatlisi. Ölünüz ruhunuzu orada birakiniz. Öyle bir seydir bana göre. Herkes sevmez ya ben bayilirim. Hele de yine Güler pastanesi'nin sakizli dondurmasiyla... Of ki ne of!

Sonra Ayvalik'in arka sokaklari talan edildi tarafimdan ve peksimet satan firin ve koruk serbeti satan kahvehane bulundu, sohbetler edildi, koruk serbeti içilip geri dönüldü. (Midem zaten çifit çarsisina döndü bugün!) Iste o peksimetler nasil bir sey biliyor musunuz? Resimdeki hale dönüsünce hele. Geçen yaz Karaburun'da yedigimiz güzelligin bir benzerini yaptim. Sonunda çikip beni sevinçlere gark eden ve yukarida resmi görülen pembe domatesi ve keçi peynirimi rendeledim, feslegenler kopardim bahçeden ve incecik kiydim, bol sizma zeytinyagiyla karistirip peksimetlerin üzerine suluca pay ettim. Domatesin suyunu çeken peksimetler yumusadi ve nefaset açisindan her tür iltifati kabul eder hale geldi. Peksimet bulmak isterseniz Ayvalik'a geliniz efendim. Nohut mayali nefis peksimetlerden alip götürünüz.

Yaaa iste. Bugün böyle bir sevinç günüydü. Eli kolu dolu döndüm güzelliklerle. Peki ya pazartesi? O zaman da güzelim zeytinler aldim ya hala resimlerini çekemedim. Bir gün elbet.. Aa bunlar da benim bahçedeki pembe domateslerim. Henüz yesil ve minicikler ya büyüyecekler. Ne güzeller. Bakmaya doyamiyorum. Sagolasin Mine'cigim. Ne güzel ettin de yolladin onlari bana. Seve oksaya büyütüyorum inan. (Pembe domateslerin müthis serüveni için ziyaret edebileceginiz bambaska bir site var biliyor muydunuz? Avniye Tansuğ'un hazirladigi pembe domates sitesine bakin. Türkiye'nin çesitli yerlerine dagilmis pembe domateslerin yolculugunu izleyebilirsiniz. Bir de güzel bir haberim var size. Yiyorum Büyüyorum artik sitesine tasindi. Sevgili Zümrüt'cügüm güzel ogulcugu için yaptigi yemekleri kitaplastirmisti. Simdi bir de çocuklu anneler için çok kapsamli bir site açti. Tarifler, uzman görüsleri ve pek çok bilgiler yer aliyor bu sitede. Hemen ziyaret edin ve dostlariniza da söyleyin derim. Ellerine saglik Zümrüt'cügüm. Zümrüt'ün bir de dilegi var, sitede yazilarina yer verebilecegi uzmanlardan yardim istiyor. Ona siteden ulasabilirsiniz sanirim: www.yiyorumbuyuyorum.com adresi. Ulasamazsaniz da lütfen bana iletin.

Bizim pazar da muhtesemdi yalniz. Iyice cosmus her yer. Deliriyorsunuz. Inadina aldigimiz her sey muhtesemdi bu hafta. Seftaliler, nektarinler, çilekler, minimini salataliklar, iste o bahsettigim karga burnu zeytini, biberler... Körpecik hepsi. Günde üç degil alti ögün mü yesem ne? Hele de bana poz veren teyzelerim. Yukaridaki resim onlardan biri. Allahim ne sürprizli bir yer bizim pazar!
**** Bana dutlu tarifler konusunda yardimci olan herkese en içten tesekkürlerimi sunarim. Her bilgi parçasi beni öyle sevindirdi, öyle inanilmaz mutlu etti ki anlatamam. Allah da sizi mutlu etsin her daim. ****

27 Haziran 2006

Ada ve şarap


Bu kadehler Talay’larin nefis fabrikasindaki Mozart konserinden. 250 yili onlar da kutlamak istemisler ve dört yayli çalgidan olusan (iki keman, çello ve viola) ekibe bir de soprano Elif Özel’in güzel sesi eklenmis. Bu fabrikayi, orada müzik dinlemeyi seviyorum. Talay’larin bu yilki en basarili sarabi galiba cabernet-merlot kupaji. Geçen yillardan sevdigim Tenedos kirmizi bu yil gözüme çarpmadi. Çamlıbağ’in magazasinin önü ise Gilda Assa Çigan Orkestrası ile senlenmis. Oradaki degismez favorim cabernet-kuntra. Bir de mistel’i koydum çantama dönüste. O da kurumaya yüz tutmus üzümlerden alkol eklenerek yapilan likör-sarabi Yunatçılar ailesinin. Haşim bey her zamanki kibarligiyla ortalikta. Ünal Çiftliği’nin nefis peynirlerini tattirmakta bir yandan da. Ada gezisi en temel hatlariyla böyle. Üç gün üç gece. Bol dost, bol sohbet, kakuleli kahve ve visne likörü keyfi, çinaraltinda dedikodu, müzik, sarap...

18 Haziran 2006

Bana ne yediğini söyle

%100 Ekolojik Pazaryeri açildi! Açilistan sonra Buğday Bülteni'nde yer alan makale için surayi tiklayin:
http://www.bugday.org/article.php?ID=1419


You Are What You Eat adi. Yazari Dr. Gillian McKeith. Ingiltere’de satis rekorlari kiran, televizyon programi da olan bir kitapti bu. Dr. McKeith bir beslenme uzmani. Bu kitap ise onun diyet degil yasami degistirme kitabi. En kisa haliyle. Adi üzerinde, You Are What You Eat. Yani ne yerseniz o’sunuz.

Iyi oldu kitabi kabul ettigim. Pek çok sey ögrendim. Bilgilerimi de elimden geldigimce kattim kitaba. Pek çok dipnot ekledim çünkü önerilen yiyeceklerin bir kismi Türkiye’de bulunmuyordu, bir kisminin benzerleri vardi, bir kismi evde de hazirlanabilirdi, bir kisminin Latince ismini vermeliyim diye düsünüyordum, ki merakli okurlar arayip o bitkilerle ilgili bilgi bulabilsinler. Sonra tarifler vardi, hepsi en düzgün haliyle çevrildi. Yogun bir çalisma döneminden sonra çeviri bitti. Peki adi ne olacakti? Ne Yerseniz O’sunuz içimize sinmedi. Kulaga hos gelmiyordu, söylemesi zordu. Biz de ortak bir kararla Bana Ne Yediğini Söyle olsun dedik. Alt basligi da orjinalinde de oldugu gibi, Hayatınızı Değiştirecek Beslenme Programı. Kitap geçen hafta sonuna dogru matbaadan geldi, sagolsunlar hemen gönderdiler, ben de gördüm, sevdim, içime sindirdim. Kitapçi raflarindaki yerini almis olmali. Internet ortaminda da arastirirsaniz eminim karsiniza bilgiler çikacaktir. Ancak en genis bilgiyi sanirim www.iletisim.com.tr adresinden alirsiniz. Bakin bakalim sevecek misiniz? Bu kitap ilginç çünkü pek çok hastaliga karsi korunma önerileri içerdigi gibi saç ve cilt sagligindan pek çok rahatsizliga beslenme ve bitkisel takviye önerilerinde bulunuyor. Sonra diyor ki, kilo vermek, saglikli olmak için daha az degil daha çok yiyin! Yanlis duymadiniz, daha çok yiyin diyor ve genis bir liste veriyor. Iste bu listeden istediginizi seçin, yemekleri daha saglikli olarak hazirlayin ve yasaminiz boyunca saglikli kalin diyor. Benden söylemesi, sizden incelemesi. Bilgi için http://www.iletisim.com.tr/iletisim/book.aspx?bid=1237

15 Haziran 2006

Sonunda Burhaniye halleri

Iste Buğday’ın davetiyesi: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği'nin, Pınar Organik Süt ile Milupa Organik'in ana sponsorlugunda ve Şişli Belediyesi ortakliginda hayata geçirdigi Ekolojik Halk Pazarı'nın açilisinda sizi aramizda görmekten mutluluk duyacagiz.

Tarih: 17 Haziran 2006, Cumartesi
Saat: 10:00
Yer: Feriköy Sabit Pazarı
Adres: Bomonti Cad. Lala Şahin Sok.
(Tekel'in eski bira fabrikasının bir alt sokagi, otoparkin alti)
Kroki: http://www.bugday.org/epazaryeri/harita.html
http://www.epazaryeri.org
info@epazaryeri.org

13 Haziran 2006

Geleneksel Lezzetler Senligi

Buğday Derneği’nin Şişli Belediyesi ortakligi ile organik bebek mamasi üreticisi MİLUPA Organik ve Türkiye’nin ilk organik sütünü piyasaya sunan PINAR’ın ana sponsorlugunda kurulacak Türkiye’nin ilk % 100 Ekolojik Halk Pazarı, 17 Haziran 2006 tarihinde Şişli Feriköy’de açiliyor. Cumartesi günleri kurulacak olan pazar, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen ekolojik (organik) ürün üreticilerinin kimyasal girdiler olmadan, tamamen ekolojik yöntemlerle yetistirdigi taze ekolojik sebze ve meyveyi ve diger ekolojik ürünleri her hafta tüketiciye sunacak. Pazarin kurulacagi adres Feriköy’deki eski Tekel Bira Fabrikası’nin alt sokagi. Tam adres Bomonti Cad. Lala Şahin Sok. Tüm Bugday ekibine, sponsorlara, katilimcilara ve ürünlerini getirecek üreticilere buradan tesekkür ediyorum. Ellerinize saglik. Haydi arkadaslar, aracisiz ekolojik sebze, meyve, bakliyat, tahil ve daha nice sertifikali ürünü dogrudan üreticisinden almak için harika bir firsat bu. Cumartesi günleri hiç degilse bir kaç saatinizi ayirip Ekolojik Halk Pazari’ni gezin. Vallahi aklim pazarda kaldi. Istanbul’a ilk gelisimde mutlaka ugrayacagim.
*
Sevgili Fatma Peksen’i (mutfak solisti) yarin (15 Haziran 2006) TRT1’de yayinlanan Erguvan programinin konugu olacak. Yarin Divrigi günüymüs. Fatma Divrigi yemeklerini tanitacak. Program ögleden sonra ama tam saatini bilmiyorum. Sanirim 13:00-13:30 civari basliyordur. Vakti olanlar, gündüz saatinde televizyon izleyebilenler kaçirmasinlar derim.
*
Bilgi: 24-26 Haziran tarihleri arasinda Bozcaada'da 2. Sarap Tadim Günleri gerçeklesecekmis. Büyük gezimden sonraki ilk gezim olacak (daha önce Ayvalik'a küçk bir çikartma düzenlemis olmazsam eger.) Ada ile ilgili bilgi için: www.bozcaada.info
*
Sira geldi Tokat izlenimlerini yazmaya. Gittik, geldik, aradan hafta geçti (neredeyse 2 hafta oldu, yoksa bitti mi bile?) ben ancak yazabiliyorum. Hep söylenmeyeyim istiyorum. Söylenmenin de sonu yok ya olmadi iste. Aklim sitedeydi, verdigim sözlerdeydi ama dergilere verdigim sözler de vardi ve öncelikle onlari tutmak zorundaydim. Çünkü hepsinin bir teslim tarihi var. Bu ay seyahat ve ev yerlestirme isi biraraya gelince, iki aylik dergilerin yayin tarihi bu ay olunca, bir de ekstra yazi isi çikinca is yükü artti. Asagida Tokat’ta yapilan yöresel lezzetler senliginden özet izlenimler var. Daha detayli ve bol fotograflisini Lezzet dergisinin temmuz 2006 yazisinda okuyabilirsiniz.

Kalabalik bir basin ve yazar grubunun davetli oldugu üç günlük etkinligin adi “Geleneksel Lezzetler Senligi” idi. Bu yil ilki düzenlenen senligin amaci öncelikli olarak Anadolu’nun lezzet açisindan öne çikmis yörelerinin mutfaklarini bir araya getirmek, kaybolmus ya da kaybolmaya yüz tutmus lezzetleri aslina uygun tekniklerle pisirip sunmak idi. Senlik 26 Mayis sabahi kortej ile basladi.

O gün ögle yemegi için muhtesem bir sölen hazirlanmisti. Iskilip dolmasi saatler süren hazirliktan sonra pismis, sunulmak üzere bizleri bekliyordu. Iskilip’te dügün ve özel günlerde hazirlanan yemegin (resimde gördügünüz kazanda pisiyor) yaninda çorba, sirke salatasi ve sütle kavrulan un helvasi hazirlaniyor. Uzun uzun pisirilen yemegin kapagini açmadan önce ustasi adet üzerine bahsis istiyor. İlk ögle yemeginin diger özel yiyecekleri ise Susehri’nin bileki ekmegi ve kebabi ile Kelkit usulü etli kuru fasulye. Bileki ekmegi ve kebabinin özelligi açik ates üzerine konan toprak kaplarda pisirilmesi. Altta ve üstte toprak kapla kapanan tepsinin üzerine de kor halinde odunlar konuyor ve böylece her iki taraftan da pisme saglaniyor. Ilk günün aksami yorulmus bedenleri dinlendirmek hamama gidecegiz. Yemekler Honça’dan. Bbat, bakla dolmasi, etli yaprak sarma, alaca patlican ve reyhanli dügü pilavi bayanlar tarafinda servis edilen yiyecekler.

Geldik gezinin ikinci gününe. Kahvalti Kazova Vasfi Diren Tarim İsletmesi’nde yapilacak. Çiftlik, Türkiye’nin ilk meyve suyu üreticisi Dimes firmasina ait. Kahvalti çok zengin. Sacda henüz pisirilmis bazlamalardan tutun da kusburnu marmelatina, kaymaktan çökelege yok yok. Ögle yemeginde yine zengin bir mönü var. Niksar’in “cistil” veya “tas ekmegi” de denen “leylek giligi” (yukaridaki resim) adli tatlisi yas maya, süt, seker, un ve yagla hazirlaniyor, dut pekmezi ve cevizle servis ediliyor. Günün basrol oyuncusu Tokat kebabi. Taze kuzu eti, kuyruk yagi, patlican, domates, yesil biber, patates, sogan, sarimsak ve özel pisirilmis kebap pidesi kullanilarak yapilan Tokat kebabi için özel kebap ocagi gerekiyor. Ögle yemeginin son lezzeti ise Erzincan yöresine ait Gelecos. Yemekten sonra Ballica magarasini geziyoruz.

Aksam yemegi yine çok zengin. Bu sefer Muglali ustalarla Antakyali ustalar karsi karsiya. Mugla’dan börülceli Mugla tarhanasi, otlu sac böregi (ince börek), zerde ve sarayli denen serbetli tatli, Antakya’dan ise zahter salatasi, tuzda tavuk ve künefe var yemekte. Künefe resmini Antakya yazisinda vermistim. Sultan Sofrasi’nin ortaklarindan Bülent bey tuzlu tavugu yaparken ustasi da künefeyi hazirliyor.

Son sabah kahvaltisi tam bir Tokat lezzetleri senligi. Tokat pastirmasi, sucugu, resimde gördügünüz çemen, sebzeli ve etli börek, sebzeli pisi, Tokat’ta sabah kahvaltilarinda yenen pastirma çorbasi, yöresel peynirler, kaymak var. Son duragimiz Zile’nin Yapalak köyü ancak Turhal Anadolu Kiz Meslek Lisesi ögrencileri ögretmenleri (ayni zamanda okulun müdür yardimcisi) Jan Arslan ile birlikte Çerkezlere has karmihig çayi ve metekoy peynirinin yaninda kaymakli ekmek kadayifi ikram ediyorlar bize. Ögrencilerin hazirladigi yazmalar, Turhal hatirasi örtüler, keçeden yapilma ürünler alip yola devam ediyoruz. Zile’nin Yapalak köyünde her yil mayisin son pazar günü yapilan yagmur duasi için köyün her hanesi bir kurban kesermis. O gün darginlar barisir, baska yerlere göç eden köylüler gelir senlige katilirmis. Biz sadece ufak bir kismini görüp ayrilmak zorunda kaldik. Sonra da köy yollarindan geçe geçe Istanbul’a vardik. Mor çiçekleri ve mürver agaçlarini unutamiyorum. Hep arabayi durdurun ne olur, sunlarin bir resmini çekeyim demek istedim ama hadi dedim yolumuz uzun. Bir de ben uzatmayayim. On saat kadar sürdü yolculuk. Sag salim vardik ya, bir sürü güzel lezzetle gönendik ya, daha ne isterim? Bir sonraki yazida Burhaniye’ye geldigimden beri yaptigim yiyecekler, bahçede büyüyen güzeller olacak. Simdilik size güzellikler dileyerek bu yaziyi bitireyim. Saglicakla kalin.

07 Haziran 2006

Antakya-Antep-Sivas


Fatma’cigim demis ki vallahi günde iki kere bakiyorum sitene. Neden güncellemiyorsun? Fatma Peksen’den bahsediyorum. Sivas’taki sevgili dostum, ev sahibemden. Hakli tabii de bende siteyi görecek göz kaldi mi bilmiyordu. Söyledim. Bir haftadir ne huzur var bende ne bir heyecan. Bahçemde salataliklarim çiçek açti, ona sevinmiyor muyum, seviniyorum elbet. Çiçekler ektik, maydanozlar, kisnisler, dereotu, roka ve frenk soganlari ekildi. Yakinda mini mini filiz vermeye baslarlar. Arka bahçede kayisilar oldu, patir patir dökülmeye basladilar. Her sokaga çikisimda birkaç tane yemeden geçmiyorum. Dün aksam da sagolsun sevgili Ahmet beycigimin bahçesine gittik, kocaman kara dutlardan yedik. Bir baska sevincim de sitenin ihlamur kokmasi. Ben de o güzelim ihlamurlardan toplayip kurutuyorum ki kisin güzelim çaylarindan içebilelim.

Eveet gelelim gezimize. Hatirlarsaniz evden 17 Mayis’ta ayrilmistim. Bir daha kendisinden haber alinamayanlara dönüsmedim çok sükür de yorucu ve uzun yolculugum o zaman basladiydi. Adana’ya uçtum ve yol komsum, askerden dönen bir delikanli ve ailesiyle birlikte Adana’ya indim kapali bir günde. Beni Antakya arabalarinin geçtigi yere biraktilar. Oraciktan bir simit ve azicik kasarla bir ayran aldim yolluk. Üç saatten biraz fazla sürdü sanki Antakya. Vardigimda hemen Sultan Sofrası’na gittim. Antakya’da kime sorsaniz size gösterirler. Yöresel yemekleri en güzel haliyle yapip sunan iki idealist ve çaliskan insanin, Metin ve Bülent beylerin sahibi oldugu restoran lezzetçilerce mutlaka ziyaret edilmeli. Bana harika yemekler sundular. Tabii et yemedigim için etsizlerinden yedim ama etli olanlari da fotografladim Flyer dergisine yazacagim yazi için. Sonra gece kalacagim Mozaik otele geçtim. Açildigi alti ay olmus ve Sultan Sofrasi’nin hemen üzerinde. Otelin sahibi Özkan ailesi. Dursun ve oglu otelin basinda. Antakya’nin tam göbeginde, Uzun Çarşı’nin hemen yanibasinda. Bilgi için www.mozaikotel.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Ben gayet rahat bir gece geçirdim, rahatlikla önerebilirim.

Aksamüzeri hemen Uzun çarsiya gittim. Söyle bir koklamak için. Kapanmaktaydi dükkanlar. Olsun. Uzun, upuzun, kimi yerleri açik, kimi yerleri kapali bir çarsi bu. Beni en çok ilgilendiren yani haliyle gidacilarin bulundugu yerdi ki onu da ertesi sabah gezdim.

Tel kadayifçilarin resimlerini çektim, agizli tas kadayif yedim, tırnaklı pide, yağlı ve antakya simidi tattim, yörenin meshur tatlisi kerebiçin köpügünü yapan beyle tanistim. (Bu arada Antakya’da en iyi kerebiçi Petek Pastanesi yapiyormus ama benim ona vaktim olmadi) Aksam yemegimi Sultan Sofrasi’nda yedim, ertesi öglen de fotograflarimi çekip yine hafif bir yemek yiyip üzerine künefemi yiyip yollara döküldüm yine. Yani 24 saat kadar kalabildim Antakya’da.

Ama Halepli İbrahim Usta’nin baklasini yedim sabah. Bir de humusunu. Humus fazla geldi, onca lezzetine ragmen bitiremeyince ekmek arasina koydu, yolluk verdi Ibrahim usta. Sultan Sofrasi ve mönüsü için www.sultansofrasi.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Yöresel kahvaltidan boranilere, oruktan kagit veya tepsi kebabina, künefe, ceviz reçeli ve kabak tatlisina pek çok yöresel yiyecegi en aslina uygun ve leziz haliyle orada yiyebilirsiniz. Uzun Çarsi’da peynirci Mehmet Bilgin’in dükkanina da gittim. Antakya’nin yöresel yiyeceklerini otobüsle büyük kentlere gönderiyorlar. Telefonlari (326) 215 73 865. Nar ekşisi, toz biber, tuzlu yoğurt, sünme peynir, yaprak (ezme) peynir, biber salçası, garlı sabun, kalıp çökelek siparis edilebilir. Sevgili Fatoş arkadasim ve ailesi onlardan her zaman siparis veriyorlarmis, bilesiniz.

Kostur kostur Antakya’dan ayrilip (yetmedi tabii) Antep otobüsüne bindim. Aksam Gonca’daydim. Ertesi sabah da zaten erkenden kalkip yola düstük, Suriye için. Suriye dönüsü Antep’te 3 gün daha kaldim. Malum mideyi bozduk, yattik ilk gün. Sali günü sokaklara çikabildik. Burhan Çağdaş’ta Ali nazik yedik, üzerine de birer bol fistikli baklava. Pek nefisti vallahi. Tamamen iyilesmis olsam daha yerdim. Biz yemegimizi yerken koliler dolusu baklava kargoya verilmek üzere paketlendi. Hani aklinizda olsun! Biraz çarsilarda dolastik, Elmacı Pazarı’na gittik. Azar azar da olsa taze firik (bugday tarlada yesilken yakiliyor ve tütsülü bir nevi bulgur (bulgur yapim islemlerinden geçmiyor) haline geliyor. Öyle yogun ki kokusu, bulgurla karistirip pisirilmesinde fayda var. Ben genelde 2-3 ölçü bulgura bir ölçü hesabiyla pisiriyorum), mas fasulyesi ve kara mercimek aldim (kabuklu kirmizi mercimek). Mevsimi olmadigindan cevizli sucuk ve benzeri ürünlerden almadim.

Aksamüzeri de Anadolu Evleri’ne gittik. Tim ve esi Dila’yla oturduk, sohbete durduk. Nefis bir yer olmus. Hani bütçeniz müsade ediyorsa gidin, konaklayin ve rüya gibi günler yasayin derim. Bir haftasonu için bile düsünülebilir çünkü artik Antep’e günde 3-4 uçus var.

Çarsamba yine yollara düstüm. Bu sefer Sivas’a. Fatma arkadasim beni bekliyordu. Antep-Sivas 8 saat ama nasil? Yola çikali 2 saat olmadan yarim saat mola verdik, sonra benzin molasi, birileri yoldan kiraz alsin molasi (ben geç farkettigim için inemedim), namaz molasi, Malatya otogarinda yarim saat molasi ile. Arabayla 5 saatte rahat gidilecek bir yok. Malatya’yi hiç görmemistim. Etrafindaki kayisi bahçeleriyle yemyesil bir cennet görünümündeydi. Içine girmedim, herhalde çogu kent gibi o da betona teslim olup çirkinlesmistir diyorum. Varsa bir Malatyali fikrini soralim buradan. Bir de eskiden çok moderndi ama çok tutucu bir yer haline geldi demisti bir Malatyali dostum. Sivas’a aksamin bir saati vardim. Fatma’cigim bana nefis eski asindan ikram etti. Kisacik yazmistim zaten. Sabah da güzel mi güzel bir kahvalti yaptik. Akrabalara iç yemeye gittik, bir sürü ikramlarla karsilandik. Ben hala tam dinlenmis degildim. Arada arka odada biraz uzandim.

Sokaklarda dolasirken de bu resmi çektim. Haslanmis ve közlenmis misircilar çarsiyi sarmis. Böyle de güzel bir halde sunuyorlar. Ertesi gün Tokat’a vardik. Neyse ki o 2 saatlik yol. Tokat bir baska alem. Ama onu da bir sonraki yaziya birakiyorum izninizle çünkü hala dergi yazilariyla ve evin isi gücüyle basim dertte!