30 Haziran 2011

Tak Sepeti Koluna

Döndüm. Şimdilik. Dostlar bana "iyi tatiller" dediler ya ben tatil yapmaya gitmedim. Gezmedim mi? Gezdim evet. Muhteşem insanlarla buluştum/tanıştım, güzel lezzetler tattım, geleneklere şahit oldum, yeni yerler gördüm ama bir yandan da sabahın 6'sında kalkıp akşam 9'a, 10'a kadar çalıştım (çalıştık). İkibin kilometreden fazla yol yaptık ve programımızın ilk bölümlerini çektik. Programımız? Evet, programımız. Hazırlayanı ve sunanı olacağım, Kanal 24'te yayınlanacak olan program. Adı Tak Sepeti Koluna. Tanıtımları dönmeye başlamış bile ya henüz kanalın sayfasında yer almıyor program tanıtımı. Yavaş yavaş eksiklerini tamamlayacağız. Tak Sepeti Koluna başlıyor arkadaşlar. Ne olur izleyerek, taksepetikoluna@yirmidort.tv adresine e-posta göndererek, facebook sayfamızdan (henüz yapım aşamasında), twitter hesabımızdan bizi takip edin, destek verin. Dostlarımın desteği, beğenisi benim için çok önemli. Ama eksik gördüğünüzü, hatasını, beğenmediğiniz yanlarını da söyleyin ki eksiklerimizi giderelim, hatalarımızı düzeltelim. İlk bölüm 8 Temmuz 2011 Cuma günü, saat 20:45'te. Ayrıntıları, haberleri buradan paylaşacağım. (Fotoğrafta gördüğünüz ünlü sepetimiz. Bu sepetle dolaştım, içini hep güzelliklerle doldurdum. Programımız da güzel yüreklere ulaşsın dilerim ki.)
Not: Uzaklarda olan dostlarımız programı kanalın web sitesinden yayın anında izleyebilir. Canlı izleyemeyenler de programın yayınından bir kaç gün sonra yükleneceği facebook sayfamızdan izleyebilirler.

20 Haziran 2011

Yola çıkmak lazım

Yaz geldi. Birdenbire. Yağmurlar kesildi. Rüzgarlar dindi. Karpuz kabuğu düştü mü görmedim ama ben deniz mevsimini açtım. Güneşinkini de. Dün akşam Sırtçantalılar grubundan sevgili Timur Özkan'ın editörlüğünü yaptığı Ankaralı Gezginler'in Türkiye'den Gezi Yazıları kitabını okuyordum. Yazılardan biri mavi yolculuğu anlatıyor. Öyle çok çekti ki canım. İsterdim Ege'nin inci gibi koylarında, bir teknede olmayı, sabah yüzümü denizde yıkamayı, hiç bir şey yapmak zorunda olmadan dinlenmeyi. O yüzden de bu fotoğrafı seçtim ya bugünkü yazıya. Dilerim bu yaz hepimiz gönlümüzce dinlenip yılın yorgunluğunu üzerimizden atabiliriz. Sadece bedensel ya da zihinsel yorgunlukları değil, ruh yorgunluklarından da silkelenip tazelenme zamanı. Ben bu teknelerden birinde uzanıp kitabımı okuyor olmayacağım önümüzdeki günlerde ama Ege'nin farklı yörelerinde olacağım. Size bir sürprizim olacak dönüşümde. Benden ses çıkmazsa merak etmeyin diye yazdım bu yazıyı bir de tabii sizi ruhunuza dinginlik verecek bir fotoğrafla başbaşa bırakmak istediğimden. İki hafta sonra, güzel haberlerde buluşmak dileğiyle, şimdilik hoşçakalın.

17 Haziran 2011

Türkiye'nin Kentleri-Safranbolu

"Safranbolu'da Eski Bir Güneş Saati" demiş kitabının adına Hüseyin Avni Cinozoğlu, III. Selim'in Safranbolu'da yaptırdığı saat kulesinin hikayesini anlattığı bölüme atfen. İstanbul'daki ekmekçilerin çoğunun Safranbolu'dan gittiğini söylemiş, Eski Çarşı'yı, pazarı, Mübadele'nin Safranbolu'daki Rum mimari mirasına etkilerini, hamamları, kızılcıktan yapılan "kiren suyu"nu, bağları, dut ağaçlarını, pekmez yapımını, Safranbolu köy düğünlerini, Safranbolu'nun tarihsel anıtlarını ve elbette ünü dünyaya yayılan Safranbolu evlerini anlatmış, birer birer, tane tane...

15 Haziran 2011

Türkiye'nin Kentleri-Niğde

Adil İzci'yi ben çok severek okuduğum Ağaçlar Kitabı'ndan tanıyorum. Yüreği büyük insanlardan biri o. Tam bir doğasever. Tanımasam da saygım büyük. Şimdi de elimde yazarın Eski Bir Niğde'si var, çocukluğunun Niğde'sini anlattığı kitabı. Niğde'yi öyle güzel anlatmış ki ne diyeyim, sözler yetersiz. Sadece bir bölüm aktarayım. Biliyorum size de çocukluğunuzu anımsatacak: "Üstümüze doğa kokularının sindiği, sırtımızı ağaçlara verince dünyanın umurumuzda olmadığı dinginlik günleriydi onlar. Hele ikindiler. Hele nisan yağmurları sonrası. Gökyüzünü kaplayan sonsuz bir mavilik, sonsuz bir aydınlık... Senki hep de o sıralarda aklımıza geliyor bahçelere koşmak. Badem, erik, kayısı... atık hangisi kısmet olursa olsun, çağlaları yağmur yıkanığı nasılsa."

13 Haziran 2011

Türkiye'nin Kentleri-Burdur

Yusuf Erkan, Bekleyen Kent Burdur'da: "Benim Burdur'um Saat Kulesi'nden yükselen çan sesleriyle yanı başındaki Ulucami'den çıkan ezan seslerinin birbirine karıştığı kozmopolit Burdur'un uzantısıydı" diyor. "Tarihe Karışan Ziyafet Geleneği" bölümünde eski Burdur davet yemeklerini anlatıyor. Ziyafetler akşam yemeğiyle başlıyor eski günlerde ve sinilerde sunuluyor. Pirinç çorbasıyla başlıyor şölen, pirinç pilavı ve çekme etin yanı sıra taze fasulye, bamya, kuru fasulye gibi yemekler olabiliyor. Arkasından irmik helvası. İsteyenler kadayıf veya baklava da sunabiliyorlar. Ancak yemek tatlıyla sona ermiyor. Tatlıdan sonra kuyruk yağıyla yapılmış bulgur pilavı ikram ediliyor, bol karabiberli. Müzik de var ziyafetlerde, zilli maşa, bağlama, tef, darbuka ve kaşık çalınıyor, önce ev sahibi oynuyor, sonra herkes sırayla kalkıp Burdur türküleri eşliğinde oynuyor. Oyunlar oynanıyor, mesela yüzük saklamaca. Ziyafet tekerlemeleri var sonra. Sadece bunları anlatmıyor Yusuf Erkan. Hıdrellez eğlencelerini, çocukluğunun Burdur köylerini, Burdur Pazarı'nı, Tekelioğlu Efsanesi'ni ve daha nice şeyi...

10 Haziran 2011

Türkiye'nin Kentleri-Gaziantep

Bu hafta ve önümüzdeki hafta size beni çok etkileyen bir kitap dizisinden ve dizideki bazı kitaplardan bahsetmek istiyorum. Bu kitaplar Heyamola Yayınları'nın Türkiye'nin Kentleri dizisinden. Belki sizler de doğduğunuz, büyüdüğünüz veya bir şekilde etkilendiğiniz bir kente dair anıları, gelenekleri, alışkanlıkları okumak istersiniz. Bu kısa yazılarda kitaplarda beni etkileyen, ilginç bulduğum bazı bilgileri paylaşacağım. Lütfiye Aydın, Anka Kentim Antep'im'e "Bir türkülü masaldı çocukluğum" bölümüyle başlıyor. Sonra kağıt elbiseleri, kahveci güzelini, çocukluğunun sinemalarını, Anteplilerin piknik yeri Alleben'i, ünlü Antep fıstığını, çocukluğunun geçtiği evi anlatıyor. "Güzel yiyen güzel olur" diyor ve Antep'in ünlü yiyeceklerini anlatıyor. Kebaplarını, kahkesini, dolmalarını, çorbalarını... "Antep'in etrafı Başpınar bağlar" türküsünü hatırlatıyor ve Antep'te yetişen üzüm adlarını sıralıyor. Dile kolay, tamı tamına 31 çeşit üzüm: Yediveren, misk üzümü, ağ (ak) üzüm, tahannebi, hatun parmağı, deve gözü, arif paşa, künefi...
Geleneklerimiz unutulmasın, kültürümüz yok olmasın.
İyi okumalar.

09 Haziran 2011

Bir Zamanlar Anadolu'da

Binlerce yıl önce yazılmışsa da, sanki bugünü anlatıyor gibi.
Ey insanoğlu, sen hiç değişmez misin?
*
Gılgamış, Ölüm Suları'nı aşarak bilge Utnapiştim'e ulaşır. Utnapiştim, Gılgamış'a şunları söyler:
Kurduğumuz ev sonsuz mu ki? Anlaşmalar sürekli yürürlükte mi?
Kardeşler, malı mülkü sonsuz mu paylaşıyor sanki?
Ülkede sonsuz sürüp gider mi nefretler, düşmanlıklar?
Irmak hiç durmadan yükselip sel olmaz ki.
Kabuğundan çıkıp güneşe sonsuz bakamaz yusufçuk.
Hiçbir şey kalıcı, sürekli olmamıştır hiçbir zaman.
Birbirine ikiz kardeş gibi benzer uyuyanlarla ölüler.
Yoksulla soylu, ilkel insanla kahraman
Bir örnek olurlar onları kendine çektikçe kader.
Ecelin vakti gizlidir; yaşam herşeyini belli eder.
(Çeviri: Talat S. Halman, Eski Anadolu ve Ortadoğu'dan Şiirler)