30 Nisan 2009

TAKAS PAZARI

Onur Güngör'ün Ekoköy grubuyla paylaştığı mesaj:

İlki 3 MAYIS 2009 PAZAR 2009 günü yapılacak olan takas pazarında, her ayın ilk pazar günü Yeşil Ev'de Takas ve Yardımlaşma Şenliği var. Kullanmadığınız, takas etmek istediğiniz ne varsa alın gelin. Pazarlık serbest, para yasak!

Beyoğlu Yeşil Ev
İstiklal Cad. Balo Sok. No. 21/1 Beyoğlu-Taksim, İstanbul
(Tüm gün boyunca)

Bugün de yağsız şekersiz kek

Bu kekin kalorisi düşürülmüştür: Ama çok şey farketmiyormuş, yani porsiyona vurunca.
Bu sefer tamamen yağsız yaptım bu keki. İncir sayısını da 10'a indirdim. Gerisi aynı. Bir portakalın suyunu ekledim farklı olarak. Hesapladım, her dilimin kalorisi 105. Öncekinden 7 kalori eksik. Yani o garibim 2 kaşık kremanın çok da büyük bir katkısı olmuyormuş. Ancak şunu gördüm ki, hızlı çalışıldığında 15-20 dakikada hazırlanıyor, 30-35 dakikada da piştiğine göre bir saat içinde muhteşem kekiniz yemeye hazır oluyor.
*
Funda'cığım yağsız şekersiz kek tariflerinden istemiş, seni mi kıracağım, aşkolsun yani! İçindeki krema ve ceviz yüzünden 0 yağ değil tabii içeriği. Siz isterseniz krema yerine portakal suyu koyar (veya onu da koymaz), cevizden de vazgeçebilirsiniz. Bu haliyle bile bir dilimi (ki öyle ufacık bir dilim değil, 7x7 cm boyutlarında, bir parmak kalınlığında bir dilimden bahsediyorum) 112 kalori (60 gram). Doymuş yağ içeriği 2 çorba kaşığı kremanın verdiği kadar, her dilimde 0.4 gram.

Evdeki yumuşamış elmaları değerlendirmek için birebir -bu mevsimde elmaların hali kalmıyor ya pek. Bizdeki elmalar ufaktı. Ben de beş elmayı soyup kabaca dilimledim, içine 12 adet kuru incir koydum (10 tanesi de yetermiş, benden söylemesi) ve üzerine 1 su bardağı su ekleyip hafifçe pişirdim, mutfak robotunda püre haline getirdim. Sonra iki yumurtayı çırpıp içine kremayı, püremi, iki çorba kaşığı kırık cevizi, bir portakalın kabuğunu rendeleyip koydum. Tarçın da yakışır ya evde kalmamış, bu sefer muskat ve kakuleli yaptım kekimi. 6-7 kakulenin tohumlarını çıkarıp ekledim, kabuklarını attım. Bir su bardağı tam un (kepeği alınmamış), bir su bardağı yulaf ezmesi ve bir çay kaşığı karbonatı karıştırıp ekledim, karıştırdım. Tepsiye yağlı kağıt yayıyorum bu ara, yapışmıyor. Üzerine yaydım ve attım fırına. Vallahi bu öbürlerinden de güzel oldu. Şeker? Bu keke tadını veren ballı incirler. Herhangi bir şekilde rafine şeker veya yapay şeker i-çer-mez! Arkadaşlar, rafine şekerden ne kadar uzak durursak o kadar iyi, bunu hepimiz biliyoruz değil mi?

Kalori karşılaştırması: Bir paket diyet bisküvinin (altı adet, 50 gr) kalorisi 167, yağ oranı 4.5 gram. Bu kekin 50 gramında 1.5 gram yağ ve 93 kalori var. Eh diyet bisküviden alacağınıza kaloriyi, yağı neden bu güzelim kekten almayasınız? İçinde ne olduğu belli. Yapay bir şey yok, katkı maddesi yok. Haksız mıyım?

29 Nisan 2009

Diyette olanlara

Bizim diyet sınıfı kiloları vermeye başladı, hızla. Sağolsun Mehtap herkese yetişmeye çalışıyor işinin gücünün arasında, tüm soruları yanıtlamaya çalışıyor. Herkes fena halde motive olmuş durumda. Galiba sonunda bir sınıf buluşması yapmak gerekecek, ne dersin NuNu'cuğum? (NuNu muhteşem bir sınıf başkanı, gidin de görün neden böyle söylediğimi! Delfina'nın da emeğini yadsıyamam, o olmasa belki de bu sınıf olmazdı.) Ben de dedim ki diyetteki kızlara bir kaç basit öneride bulunayım:

Bugün öğlen sultani bezelye yaptım mesela. Yarım kilo sultani bezelye, bir tatlı kaşığı susam yağı (yerine zeytinyağı da kullanılabilir), az tuz, karabiber ve bol sarımsak. İki kişi paylaşsa bu yemeği (veya iki porsiyona bölsek) porsiyon başına kalorisi 125! Üstelik 8 gr civarında protein içeriyor. Günlük A vitamini ihtiyacınızın yarısı, C vitamini ihtiyacının neredeyse %200'ünü sağlıyor bu haliyle. (Sultani bezelyenin kalorisi iç bezelyenin yarısı kadar bu arada!)

Bir diğer öneri, makarnaya izin çıktığında brokoli ve kepekli makarnayı birlikte haşlayıp yemek. Bu da akşam yemeğim. Bir çay bardağı (30 gr) kepekli makarna 95 kalori, 250 gr brokoli 85 kalori. Bu öyle lezzetli bir şey oluyor ki, hiç yağ koymasanız da severek yiyebilirsiniz. Hem doyurucu, hem besleyici, hem dengeli.(Bir tatlı kaşığı da zeytinyağı ekleseniz 60 kalori daha ilave etmek gerek. Makarnayı üç çay fincanı suyla haşlayın, brokolileri inmesine 1-2 dakika kala ekleyin ki o muhteşem renklerini yitirmesinler, diri kalsınlar. Tabii suyunu da süzmeyin, o şifalı suyuyla birlikte, çorba niyetine için/yiyin.)

Haydi, harekete devam, bol su içmeye devam, dikkatli beslenmeye ve hafiflemeye devam! (Mehtap'ın sitesinde diyet yapmak isteyenler için her türlü bilgi var. Mehtap'ın yöntemiyle kilo verenlerin sevinci emin olun sizi de harekete geçirmeye yetecektir. Tabii kilo vermeye ihtiyacınız varsa. Mehtap'ın paylaştığı bilgilerden yararlanmak için ille de kayıt olmanız gerekmiyor elbet. Bilgiler orada duruyor, herkese açık!)

28 Nisan 2009

Yine peynir

Benden peynire ek: Bu sefer başardım! Fatma'nın önerisi doğrultusunda. Sütü ocağa koydum. İki bardak kadar yoğurdu (biraz abarttım galiba ama) sulandırdım, çırptım. Süt biraz ılınınca kepçeyle arada yavaş yavaş ekledim. İlk başta bir hareket olmadı ama sonra süt ısındıkça kesildi, pıhtılarla su birbirinden ayrıldı. Suyunu süzdüm, bir litresini bir sonraki peynir için ayırıp soğuduktan sonra bir şişeye koyup dolaba attım. Peynirimi de süzülmesinin sonuna doğru tuzladım, karıştırıp tülbenti kapatıp üzerine bir ağırlık. Böylece 4-5 saat bekledi ve neeefis bir peynir oldu. Hadi hemen denene...
*
Fatma'dan peynire ek: Ayranı süt kaynarken yavaş yavaş, daire çizerek eklemek gerekiyormuş. Süt kaynadıkça yavaştan kesilip çöküyormuş. Onlar peyniraltı suyunu şişelere koyup dolapta saklıyorlar ve sonraki peynir yapımında kullanıyorlarmış. Su ekşise de sorun olmazmış. Bu seferlik ayranla, ama sonraki seferlerde peyniraltı suyuyla yapacağım. İstanbul'da olup da taze, güvenilir süt bulamayanlara not: Aysun the sütçü var! Aysun hanımla irtibat kurarsanız tertemiz, sağlıklı sütlerini doğrudan ondan temin edebilirsiniz!
*
Bu sabah bunları yemedim aslında. Çayımı da bu şirineden içmedim. Bu resim, bir başka ev yapımı peynirin belgesi niteliğindedir. Bu siteyi düzenli okuyanlar bilir, bir başka peynir denemesini konu etmiştim bu sayfada. O yazıya Fatma'cığım bir yorum bıraktı ve memleketi Gerze'de yapılan peyniri anlattı. Düştü mü aklıma. Aklıma Tamame'ciğimin yaptığı peynirler geldi. Evde yoğurdum az diye hazır ayran aldım. Süt 2.5 kg. ayran iki kutu (200 ml olmalı herbiri) Döktüm kaynayan süte ayranları, bana mısın demedi. Baklım olmayacak, yarım limonun suyunu ekledim. Anında kesildi süt. Ateşten aldım, bir kaç dakika beklettim ve üzerine tülbent koyduğu süzgece boşalttım. Suyu akınca da tülbendi bohça gibi kapattım, üzerine ağırlık koyup suyu tamamen süzülene kadar beklettim. Sonra da ortaya kalıp şeklinde nefis tadlı bir peynir çıktı. Yemelere doyamadım. Bu hafta ev yoğurdundan ayran yapıp deneyeceğim. Bakalım ne olacak? (Mehtap'ın diyet öğrencileri, size bir kahvaltı alternatifi de benden: Bir çay bardağı yulaf ezmesini tavada çok hafif kavurun, az tuz serpin, bir tutam kekik ekleyin ve üzerine 3 çay bardağı oda sıcaklığında su koyun. Suyunu çekene kadar pişsin. Bu benim alternatif kahvaltılarımdan. Kalorisi düşük, doyurucu, besleyici. Kaçamağım da biraz ayçiçeği, biraz susam üzerine. İşte bu sabah bunu yedim.)

27 Nisan 2009

İçimdeki doğa

İki seferdir akşam saatlerinde (8'e doğru) Skytürk'te bir programa denk geliyorum: İçimdeki doğa. Programı hazırlayan ve sunan Serdar Kılıç. Doğada nasıl hayatta kalınacağını anlatıyor bu programda. Eminim başka şeyler de vardır anlattığı, ben bu kadarına denk geldim. Bugün kısacık bir bölümünü izleyebildim ve beni çok ilgilendiren bir kısmına denk geldim: Gelincik otları toplayıp haşladı ve afiyetle yedi. Ben de içime çektim o tadı. Hissettim yaşadıklarını. Programın bir internet sitesi olduğunu görünce buradan paylaşmak istedim. Doğaseverlere duyurulur:
www.icimdekidoga.com

26 Nisan 2009

Her günümüz bu renk olsa

Bakar mısınız Aydan Atlayan Kedi'de ne güzel bir liste var. Kimin aklına gelirdi ki? Ellerinize sağlık!
*
Akasya fotoğrafı 2006 baharından. O kadar çok fotoğraf çekmişim ki o ara. Akasyalar, iğdeler, begonviller, lisianthuslar, papatyalar, Kıbrıs akasyası, hurma çiçeği, zeytin çiçeği, nilüferler. Her pazara gidişimde elim kolum çiçek dolu dönüyordum. Etrafımda gördüğüm çiçeklere dikkatle bakıyordum. Bu da o günlerden birinde çekilmiş fotoğraflardan. Adını bir türlü öğrenemediğim bir ağaç bu. Ama durun, neden bilmiyorum ki, elimde bulabileceğim bir kaynak kitap var: Türkiye'nin Ağaçları ve Çalıları. Necati Güvenç Mamıkoğlu'nun bu kıymetli kitabının tanıtım yazısını ben yazmıştım, Ceren'in Elma Ağacı başlığıyla. İşte şimdi ona başvurma zamanı. Ama nasıl arayacağım? Hep ağaçları yeterince iyi tanımadığımdan dert yanardım. İşte fırsat. Aaa bir zaman çiçeklerini fotoğrafladığım bir ağacın adının Japon kavağı olduğunu öğrendim mesela. İğdenin kuş iğdesi ve sultan iğdesi diye iki türü olduğunu, bir de yalancısının varolduğunu; begonvile gelin duvağı da dendiğini; hani şu Ege'de, Akdeniz'de bulunan kırmızı meyveli biber ağacına Peru biber ağacı adı verildiğini... Ve evet, 240. sayfada karşıma çıktı: Orkide ağacı. Daha güzel bir isim verilemezdi bu nadide güzelliğe. Anavatanı Güneydoğu Asya'ymış. Bize nereden geldi acaba?

25 Nisan 2009

Baharın en güzel yeri

Sizin orada iğdeler kokularını salmaya başladı mı? Bizim ellerde iğde şenliği bir başladı pir başladı. Hele de rüzgar oldu mu bir güzel yayılıyor ki etrafa zannedersin şıkırdım hanımlar parfümleri sürünmüş sürünmüş kendini sokağa atmış. Akasyalar da açmış, salkım salkım sarkıyorlar, küpe gibi. İkisinin de kokusunu pek severim. Yürürken gözlerim ve burnum pek bir çalışır, bakadurur, koklayakalırım ikisini de. Böyle haller geldi mi başıma, içimden Başo'nun sözcüklerini mırıldanırım, farkına varmadan:

Evin kıyıcığında
Çiçeklenmiş kestaneyi
Görmeden geçiyorlar
Bu dünyanın insanları