30 Mart 2009

Cevizli, üzümlü mini ekmekcik

Boston'da yaşadığım dönemde bizim mahalledeki bir doğal ürün dükkanına kafayı takmıştım. Kendisine değil de sattıkları bir şeye. Minik ekmekler, aynı resimdeki gibi. Ceviz ve kuru üzümlü veya pikan ve Amerikan kızılcıklı (cranberry'yi yaban mersini diye çeviriyorlar ancak bana doğru gelmediği için böyle bir isim uydurdum). Esmer undan yapılan hafif tatlı bir ekmek bu (fotoğraftaki pikan cevizi ve cranberryli). Dükkanın önünden geçerken dayanamaz mutlaka bir tane satın alırdım. (Boston'da yaşayan dostlar belki benim için kontrol edebilirler, Porter Square'den Harward Square'e giderken sağ taraftaydı, belki hala duruyordur.) Ne zaman benzer bir ekmek görsem o günleri anımsarım. Ufacık bir bütçeyle ama keyifle yaşadığım ve aslında hiç bir şeyimin de eksik olmadığı -ağız tadım yerindeydi ve sağlıklıydım ya daha ne olsun- zamanlar. Bu ekmeği Saliha'nın ekmek etkinliği için yayınlıyorum ama tarif yok şu anda elimde. Siz evde hazırladığınız ekmekten biraz ayırıp içine kuru üzüm ve ceviz koyduktan sonra ufak toplar yapıp atabilirsiniz fırına. Üzerine de artı şeklinde çizikler atın. Bakalım aynı güzelliği yakalayabilecek misiniz? (Söz ben de size güzel bir tarif vereceğim bir kaç güne kadar. Şimdilik şu tarifle idare edebilir misiniz?)

İşitme Kayıplılar için Türkçe Filmlere Türkçe Altyazı Projesi

Biraz önce Zerrin'in sitesinde görüp Delfina'ya uğradım. Delfina işitme kayıplılar için Türkçe filmlere Türkçe altyazı projesinden bahsetmiş ve sitelerimizde bu projeyi duyurarak destek olabileceğimizi söylemiş. Ben de bu sitenin okurlarına duyurmak isterim. Belki daha çok şey yapabiliriz. Neler yapabiliriz Delfina, sen söyle?

28 Mart 2009

Bütün bir makarondan daha güzel bir şey

Bütün bir makarondan daha güzeli yarım olanı. Ya da en azından bir lokma ısırılmış olanı. Çünkü o zaman haşmeti (veya azameti) azalmış olsa dahi lezzetini biliyor olursunuz. Bilmem yanılıyor muyum? Bir tanesi kaç kaloridir acaba diye düşünmeden edemiyorum tabii. Çok olmamalı, ufak tefek bir makaron olmamasına rağmen. Beni düşündüren içindeki kreması. Nedense tereyağ sürülmüş gibi hissettirdi. Bir tabaka tereyağ. Makaronun zerafet ve hafifliğiyle tezat bir krema bu. Onu yemeyip sadece çıtır ve de kıtır makaronu mu yesem ki? Çocuk olsam hadi neyse. O zaman kremalı bisküviyi ikiye ayırır, kremasını yer bisküviyi eh işte, mecburiyetten kıtırdatırdık. Kremasını çıkarmaya kalksam o tül kadar hassas, kırılgan makaron çıtırdayacak, parçalara bölünecek. En iyisi gözlerimi kapatıp tamamını yemek, kalorisine de boşvermek. Başka da yapılacak bir şey yok galiba.

26 Mart 2009

Siyah pirinç

Yorumlar üzerine bir not eklemek istedim. Siyah pirinç Türkiye'de de bulunan yabani pirinçle aynı şey değil. (Yabani pirinç tatmak istiyorsanız Gurmenet'in sitesinden satın alabilirsiniz.) O ince, uzun, piştiğinde ortadan ayrılan, içi beyazımsı bir tür. Daha çok su kaldırıyor, daha zor pişiyor. Gerçekte pirinç değil, yabani bir yulaf türü (su yulafı). Bu türle ilgili bilgi Amerikan Pirinci sitesinde Türkçe olarak bulunuyor. Ama bu biraz reklam ağırlıklı site tabii, Amerikan pirincini övüyor. Oysa bu türün bilinen adlarından biri Kanada pirinci, yani aslen Kanada'da yetişiyor. Wikipedia'nın İngilizce sitesindeki bilgiler daha açıklayıcı bence. Sitede yabani pirincin dört türü olduğu, bunların üçünün Kuzey Amerika'ya has, birinin anavatanının ise Çin olduğu belirtilmiş.
*
Pirinç sevmeyen var mıdır? Yoktur herhalde. Pilavını yaparız, sütlaca koyar, yaprakları, biberleri doldururuz onunla. Köftelere girer, mücvere dönüşür, çorbada yer alır... Oooo, pirinçle yapılan pek çok şey sayabilirim size. Hatta böreği, poğaçası, değil mi? Yeryüzünde onlarca çeşit pirinç var. Beyazı, esmeri, kırmızısı, siyahı, ufağı, büyüğü, tombulu, zayıfı. Her kültürün de kendine göre bir pirinç yiyişi var. Çinliler yemeğin yanında sade pirinç pilavını ekmek yerine yerken Japonlar balığın etrafına sarıyor veya altına yatak yapıyor onu. Bali'de ve diğer kimi Asya ülkelerinde muz yaprağına sarılarak tatlıya dönüşüyor. Fotoğrafta gördüğünüz bir adı da "forbidden rice" (yasak pirinç) olarak bilinen siyah pirinç. Wikipedia'ya göre besin değeri yüksek, demir açısından zengin bir tür yasak pirinç. Bir teoriye göre eski dönemlerde besin içeriği ve az yetiştirilmesi nedeniyle Çin'de hükümdarlar ve üst düzeyden kişilerden başkasının yemesi yasak olduğu için bu adı almış. Fotoğraftaki tabakta siyah pirincin dışında bir de edamame var. Taze soya fasulyesi taneleri yani. Bir de soğan. Ben yapmadım, yedim. Dolayısıyla tam olarak malzeme listesini sayamam ancak bu tarifi taze bakla ile hayal ediyorum şu anda. Tek başına bile öyle lezzetli ki, yanında başka yiyecek olmadan yiyebilirsiniz. Tabii tek başına pişirmekte ve diğer malzemelerle sonradan karıştırmakta fayda var. O kadar güçlü bir rengi var ki, yanına gelen herşeyi boyayabilir.

24 Mart 2009

Pofuduk pofuduk

Bilgisayarımdaki bir virüs sorunu yüzünden Narince'nin şu hamuru bilgisi sayfasına doğrudan link verememiştim. Şimdi durum düzeldi gibi, linki düzelttim, bakabilirsiniz.
*
Bugün pofuduk bir lezzet tatmaya ne dersiniz? Tam içi boş, hafif, mideye oturmayan lezzetler tatmalık bir gün bugün. Ne bileyim, haberler, seçim, şu bu derken midemize oturan bir sürü şey var zaten bugünlerde, hiç değilse yiyip içtiklerimiz hafif olsun dedim. Pamuk helva kıvamında... Arada hafiflemek, boşvermek de gerek sanki. Ne dersiniz? Önce şu (choux) hamurunu incelemek gerek ama sevgili Narince sitesinde gayet güzel anlattığı için sizi ona yönlendireceğim. Fotoğraftaki güzel New York'ta, Lower East Side olarak bilinen bölgede ufacık bir kafede yapılıyor. Adı Panade bu kafenin. Sade, soğanlı, biberiyeli, jambon ve peynirli, peynirli veya aromatik otlu şu hamuru pofuduklarından sandviçler de yapıyorlar. Mesela sade olanına hardal, brie peyniri, salatalık turşusu ve jambon koyuyorlar. Aromatik otlarla yapılanı kurutulmuş domates, pesto sos, peynir ve tütsülenmiş hindi etiyle, et yemeyen için de ızgarada pişirilmiş patlıcan, fesleğen ve mozzarella peynirli olarak sunuluyor. Bir kaç fikir versin diye yazdım bunları. Tabii nefis tatlılara da dönüşüyor şu hamuru bu ufacık kafede. Vanilya ve mevsim meyveli, çikolata ve muzlu, yeşil çaylı, çilek kremalı... Yaratıcılığın sonu yok, sizin elinizde bambaşka şekillere bürünebilir değil mi?

23 Mart 2009

Önce tat, sonra al

Ayvalıklılar ve yolu Ayvalık'a düşenler için sevgili dost Ali'nin yeni projesi "Tadın&Alın". Tarlakuşu mağazasıyla ilgili bilgilere ve Ali'nin diğer projelerine www.tarlakusugurmeko.blogspot.com adresinden ulaşabilirsiniz. Ürün çeşitleri için adres ise şu:
www.tarlakusu.com

22 Mart 2009

Dostlar ve güzel insanlar

Dilek Güray, Mutfaktaki Yaban'ın Zaman gazetesinin Pazar ekinde tanıtmış. Kitaptaki hardal, biberiye, kapari, menengiç, sarıot, arapsaçı, dağ reyhanı, hindiba ve dulavratotu yazılarından birer bölüm vermiş, merak edenler gazetenin sitesinden okuyabilir. Teşekkürler Dilek hanım! (Bir de Yurdagül Akçansoy'a teşekkür etmek istiyorum. Yukarıda linkini verdiğim gibi, Kıbrıs Yeni Düzen gazetesinde tanıttı Mutfaktaki Yaban'ı. Kitapta ona da bir teşekkür vardı, bir otun Kıbrıs'taki kullanımını ona sormuştum. İnsanın farklı coğrafyalarda dostları olması ne güzel. Bu kitapta yer alan bilgilerde, fotoğraflarda bir çok güzel yürekli insanın emeği var. Bazı fotoğraflara baktığımda da o coğrafyalarda geçirdiğim günleri anımsıyorum. Mesela ıtır yazısında kullandığım fotoğrafları Riga'da, sevgili Iveta ile gittiğimiz eczacılık müzesinde, kabalak fotoğraflarını da yine Iveta'yla yürürken çekmiştim. Sinirotunun fotoğrafları Finlandiyalı arkadaşım Anne ile gezdiğimiz Turku'da, fotoğraftaki dulavratotu ise Beti'yle birlikte gittiğimiz Kars'ın Aydıngün köyünde, İsmet amcanın bahçesinde çekildi. Kitabın sayfalarını çevirdikçe dostlarımı ve sevgi dolu insanları hatırlıyorum ne güzel!)