01 Mart 2008

Sevgi ve umut için

Aşağıdaki satırları ben yazmadım. Biricik arkadaşım Ayşen'in öğretmeni yazdı. Bizden ufak bir ricası var. Hiç de reddedilecek bir rica değil. Hiç de olmayacak bir şey değil. Denemeye değer geldi bana. Hatta hayatımıza sokmaya, bunu yaşam biçimi haline getirmeye. Saadet zincirlerinden biri değil bu. Çok kişisel, çok içsel, çok yaşamsal bir şey. Basit bir eylem. Sevgisizliği sevgiye dönüştürmek için atılacak bir adım.
*
1-3 Mart tarihleri arasında sevgi ve umut günleri...
Pek çok insan iyiliklerin, güzelliklerin kaybolduğunu ve her şeyin kötüye gittiğini düşünüyor...
Pek çok insan hiç bir umudu olmadan, sevgilerini kaybetmiş olarak yaşıyor...
Pek çok insan yaşam koşullarının altında umutsuzca eziliyor...

Ve hepimiz
Bu umutsuzluğun, bu sevgisizliğin içinde
hiç kimseye umut olmadan, hiç kimseye sevgi vermeden
ve hiç kimseden sevgi görmeden
(yaşıyor-muş gibi yaparak)
yaşıyoruz…
Oysa seslensek bizi duyacaklar…
Oysa çağırsak gelecekler…

Hep birlikte sevgiyi ve umutları çağıralım...
1-3 Mart tarihleri arasında
Hiç tanımadığınız bir kişiye
Hiç beklemediği bir anda
Hiç beklemediği bir iyilik yapın.
Herkes
1 kişiye 1 iyilik yapsa
sevginin gücü, umudun ışığı
hepimiz için doğacak.
Bu üç gün içinde sadece bir kişiye umut olun, sevgi verin, yardım edin.

Sizden maddi şeyler istenmiyor.
İyilik günlerini tüketim ve hediyeleşme çılgınlığına çevirmeyin...

Bu üç gün boyunca insanlara sadece yardımcı olun.
Sevgi gösterin, ilgi gösterin...
Hiç beklemedikleri bir anda, hiç beklemedikleri bir iyilik yapın.
İyiliğinizi yapın ve unutun...
İyilik yapıp, iyilik bulmak gibi bir beklentiye girmeden,
İyilik yapıp sevap kazanayım diye kurnazlık yapmadan
iyiliğinizden hiç bir şey beklemeden.. .
Hiç beklentisiz, hiç karşılıksız ve hiç koşulsuz
BİR İYİLİK YAPIN.

Buna insanların ihtiyacı var... Umut olun, sevgi olun...
www.biriyilikyap.blogspot.com

27 Şubat 2008

Kırmızıya dönüş

Çileği çok seven ve çileğe dair pek çok anısı olan biri olarak çilek mevsiminin gelişini muştularım. Yani 21. yüzyıl şartlarında. Eskiden, yani benim, bizim çocukluğumuzda, Şubat ayının sonunda çilek görmek imkansızdı. Mayıs ayında yerdik sanki değil mi? Pazara kasalarla gelirdi. Mis gibi kokardı ortalık. İlle de çilek reçeli yapılırdı. Heyhat, artık o günler yok. O çilekler de. Malumunuz, her şeye insan eli değdi. Bizim çilekler de değişti. Şimdikiler farklı türler. Daha dayanıklı, hibrit. Hep koca çilekler hormonlu mu tartışması olur, bu işleri iyi bilen bir arkadaşım hormon kullanılmadığını ancak bunların daha dayanıklı türler olduğunu söylemişti. Bu yazıyı niye yazıyorum? Dün pazarda çilek gördüğüm için. Görüp, kokusunu alıp satın almadığım için. Acaba alsa mıydım diye düşündüğüm için. Üzerine çilek konmuş bir çikolatalı muhallebi yahut çikolatalı muhallebiyle yapılmış bir bisküvili pasta ne güzel olurdu diye geçirdiğim için. Ah o eski çilekler nerde diye hayıflandığım için. Çocukluğuma döndüğüm, o günleri özlediğim için. Çileğin hasını yemeyi dilediğim için. Çocuklarımızın da bizlerin çocukluklarımızda yediğimiz güzel meyve ve sebze yemelerini arzu ettiğim için...

22 Şubat 2008

Dünyanın Bütün Baharları

Dünyanın Bütün Sabahları filmi gibi, Dünyanın Bütün Baharları diye bir film çekseler. İçine de bir sürü bahar güzelliği koysalar. Her yörenin, her ülkenin baharı da, bahar güzelleri de farklı değil midir? Biz çağlalar, erikler düşleriz, İngilizler dafodil armağan eder birbirine. Hollandalılar bahçelerindeki laleler açsın diye beklerken, Japonlar kiraz ağaçları altındaki pikniklerin düşünü kurarlar. Sonra da bizleri o filmin içine koysalar. Filmin oyuncusu olmasak da filmin içinde yaşasak. Güzel olmaz mı?

Şimdiii, bu güzelim bahar çiğdemi resminin yanına güzel bir bahar anısı koymak gerek. Yine eski, çok eski günlerden bir anı. Hollanda'daymışım, Keukenhoff'a gitmişiz. Öyle bir baharmış ki, etraf sümbüllerle, nergislerle doluymuş. Bahçelerin devamında tarlalar dolusu laleler varmış; sarısı, kırmızısı, beyazı, alacalısı... Bir gölet varmış, üzerinden atlayarak karşıya geçebileceğiniz kütükler varmış gölün içinde. Bir de kraliçenin serası varmış, içinde binbir çeşit orkide varmış. Bu orkideler öyle güzel vazoların, saksıların içindelermiş ki, dönüşümde camlar kestirip ben de böyle vazolar yapacağım demişim. Güzel, güpgüzel bir baharmış. Gökte güneş parlıyormuş ve ben çok hafifmişim. Hadi siz de anlatın güzel bir bahar anısı. Belki baharı gelmeye ikna ederiz.

20 Şubat 2008

Öyleyse biz de bahara gideriz

Yaza gidelim dedim, yok dedi kızlar, biz daha kıştan sıkılmadık. Öyleyse bahara gidelim, siz gelmezseniz ben gideyim. Badem ağaçları çoktan çiçeğe durmuş bizim memlekette. Öyle olunca benim de içim bahar istedi. Şöyle ferah ferah bir bahar. Arşive başvurdum. Arşiv arşiv dedim, bana bir bahar fotoğrafı ödünç verir misin? Düşüneyim dedi, öyle çok var ki. Seni çok mutlu eden bir günü vereyim en iyisi dedi, bu fotoğrafı gönderdi. Bir bahar günü, Brooklyn Botanik Bahçesi'nde çekilmişti. Öyle bir bahardı ki, tüm ağaçlar çiçeğe durmuştu. Hele de kiraz ağaçları. Malum kiraz Japonlar için çok önemli. Kiraz çiçekleri açtığında kırlara, pikniklere çıkıyorlar, eğleniyor, içip sarhoş oluyorlar. (Erkekler tabii! Kadınlar da kıra çıkıyor da sarhoş oluyorlar mı ondan emin değilim.) Bayram şeklinde kutluyorlar, adına da Hamami diyorlar. Kiraz çiçeği bayramı. Kiraz çiçeğine de sakura diyorlar, bu çiçeklerden bir de kıymetli çay yapıyorlar: sakura ça. Öyle birden gidiverdim eski günlere. Japonya'ya bile gittim zihnimde. Hep oraya bir bahar zamanı gitmek istemiştim. Gittim de, ama ilk değil, sonbaharda. Onun üzerinden bile ne çok zaman geçti. Bugünlerde her şeyin üzerinden çok zaman geçmiş gibi geliyor. Bu yaşlılık alameti olabilir mi?

18 Şubat 2008

Madem kar yağıyor...

Bu bir rüyadır. Bir yaz düşüdür. Böyle biline. Bu makarna, sıcacık bir yaz günü, güneşin altın damlalarından sebeplenmiş gıcır domateslerle yapılmıştır. Kışın seralarda yetişen güneşsiz, sevgisiz, sevinçsiz domateslerle değil. Diyorum ya, böyle biline.
*
Ne komik, Elvan'la Serpil'e arka arkaya sizde kar var, bizde de sadece soğuğu dedikten beş dakika sonra (kızlar, bu neye delalettir?) dışarıya bir baktım aaa kar yağıyor! Antalya'da kar yağıyor. Şaka mı bu? Ben hiç görmedim burada. Bir komşumuz taşınalı 16 yıl oldu, sadece ilk geldiğimiz yıl görmüştüm dedi. Hem de kocaman kocamanlar. Gerçek kar yani, fasulyeden değil. Fesupanallah! Eh madem dışarısı soğuk, buzzz gibi, gönlün sıcaklığını bir yaz lezzetiyle paylaşalım: domatesli spagetti ile. Daha doğrusu domates soslu tagliatelli ile. Yassı spagetti yani. Bunu daha çok severim ben ötekinden. Bir yaz günüdür, pazarda domates ganidir. Kıpkırmızıdır. Taptatlıdır. Mis kokuludur. Yerli tohumdan üretilmiştir. Alınmaz mı? Alınır elbet. Sepete doldurulur (ezilmesinler diye), eve getirilir. Sonra bir güzel rendelenir, zeytinyağı, sarımsak ve tuzla suyunu çekene kadar pişirilir. Makarnamız da haşlanmıştır. Üzerine bahçeden bir dal fesleğen koparılır. Fotoğraf nerede çekilsin? Yan bahçede. Fare kulaklarının üzerinde. Ay ne yeşil, ne kırmızı, ne taze, ne mis kokulu. Git kış git, yaz gelsin.

15 Şubat 2008

Bugün canım yeşil istedi

Bugün canım yeşillik, ferahlık istedi. Ne koyayım diye düşündüm. Arşivden güzel bir deniz manzarası mı? Enginliklere, göğe, gökle denizin birleştiği yere gideyim. Sonra birden, her nasılsa, bu çiçek geldi aklıma. Bezelyenin bu alımlı, canlı, canım çiçeği. Neden geldi ki? Muhtemel ki iki gündür sultani bezelye yediğimden. Geçen hafta pazardan yarım kilo sultani bezelye almıştım. Burada erkence çıkar bu güzeller. Sezonun ilk bezelyeleri. Sebzelikte bekledi durdu garibim. Çünkü canım hep başka şeyler çekiyordu. Sonra birden, ne olduysa, sıra ona geliverdi. Mahmurluktan silkindi, uyandı, gerindi, itinayla hazırlandı ve arkadaşlarıyla buluştu bizimkiler. Soğan, sarımsak, havuç, karnabahar, brokoli... Bir güzel kavurdum onları ve afiyetle yedim. Kalan yarısını yemek de bugüne kısmetmiş. Bu sefer sadece soğan, sarımsak ve havuçla kavruldular. Üzerlerine elbette susam serptim. Yedikçe iyileştim, yedikçe yeşerdim. Başka coğrafyalara gittim. Sığ ormanlıklara, çamlıklara, yeşil tepelere, genç bir kızın kendi elcağızıyla yetiştirdiği bezelye çiçeklerine.
*
Dört şey var ki def eder kaygıyla üzüntüyü,
Dördü de panzehirdir hem bedene, hem ruha.
Tadını çıkarmalı insan bütün bunların:
Su, çiçek bahçeleri, şarap ve güzel yüzler.
Ebu Nuvas (Zevkten dört köşe, Arap şiiri)
Kaynak: Eski Anadolu ve Ortadoğu’dan Şiirler, Talat S. Halman

13 Şubat 2008

Sevginin gücü

Sevgili dostlar, hepinize teşekkürler, bu iki güzel insanın sevgisini paylaştığınız için. Dün cenaze törenleri yapıldı. Orada olamadım bedenimle ama kalbim yanlarındaydı. Akşam CNN'deydiler. Daha önce çekilmiş ve yayınlanmış bir programla. Tesadüfen dün sabah aramışlar, yeniden göstermek istiyoruz diye. Aile vefat haberini vermiş. Akşam her ikisini de karşımda görünce, ölenin sadece ten olduğunu, kişinin aslında hiç ölmediğini ve arkasında mutlaka iz bıraktığını gördüm. Onlar yaşıyordu aslında, capcanlı karşımdaydılar. Bunu kozmik bir şaka olarak nitelendirdim. Evrenin bize sunduğu güzel sürprizlerden biriydi. Paylaştığınız tüm dilekler Küçüktaş ailesine gitti, bilesiniz.
*
Sevgililer günü yarın. Ama ben zaten sevgililer günü kutlamak için yazmıyorum. Sadece çok büyük bir sevgiyi paylaşmak için yazıyorum. Sevdiğinin ardından mezara girecek kadar büyük bir sevginin ardından... Salih Dede bugün Nuriye Sultan'ın yanında gömülecek. Yetmişbeş yıllık hayat arkadaşını kaybediverince, onun da o yorgun kalbi duruverdi. Sevgili eşinden 24 saat sonra. Canım arkadaşım Fatma'cığımın biricik babaannesi ve dedesi onlar. Öyle hikayeleri var ki, anlatsam mendiller yetmez. Öyle hikayeleri var ki, her dinleyişimde ben durduramıyorum yaşları. Bir 60. yıldönümü yemekleri var mesela, en büyük torun olarak Fatma'dan düzenlemesi istenen. Daha nice öykü. Bugün belki yan yana toprağa girecekler. Yetmişbeş yıl aynı yastığa baş koyduktan sonra. Güniz dedi ki, ben buna sevginin gücü diyorum. Hakısın arkadaşcığım. Bu sevginin gücü. Başka bir şey değil. Nur içinde yatın ikiniz de. Dostunuz melekler olsun.