
Fatma’cigim demis ki vallahi günde iki kere bakiyorum sitene. Neden güncellemiyorsun? Fatma Peksen’den bahsediyorum. Sivas’taki sevgili dostum, ev sahibemden. Hakli tabii de bende siteyi görecek göz kaldi mi bilmiyordu. Söyledim. Bir haftadir ne huzur var bende ne bir heyecan. Bahçemde salataliklarim çiçek açti, ona sevinmiyor muyum, seviniyorum elbet. Çiçekler ektik, maydanozlar, kisnisler, dereotu, roka ve frenk soganlari ekildi. Yakinda mini mini filiz vermeye baslarlar. Arka bahçede kayisilar oldu, patir patir dökülmeye basladilar. Her sokaga çikisimda birkaç tane yemeden geçmiyorum. Dün aksam da sagolsun sevgili Ahmet beycigimin bahçesine gittik, kocaman kara dutlardan yedik. Bir baska sevincim de sitenin ihlamur kokmasi. Ben de o güzelim ihlamurlardan toplayip kurutuyorum ki kisin güzelim çaylarindan içebilelim.

Eveet gelelim gezimize. Hatirlarsaniz evden 17 Mayis’ta ayrilmistim. Bir daha kendisinden haber alinamayanlara dönüsmedim çok sükür de yorucu ve uzun yolculugum o zaman basladiydi. Adana’ya uçtum ve yol komsum, askerden dönen bir delikanli ve ailesiyle birlikte Adana’ya indim kapali bir günde. Beni Antakya arabalarinin geçtigi yere biraktilar. Oraciktan bir simit ve azicik kasarla bir ayran aldim yolluk. Üç saatten biraz fazla sürdü sanki Antakya. Vardigimda hemen Sultan Sofrası’na gittim. Antakya’da kime sorsaniz size gösterirler. Yöresel yemekleri en güzel haliyle yapip sunan iki idealist ve çaliskan insanin, Metin ve Bülent beylerin sahibi oldugu restoran lezzetçilerce mutlaka ziyaret edilmeli. Bana harika yemekler sundular. Tabii et yemedigim için etsizlerinden yedim ama etli olanlari da fotografladim Flyer dergisine yazacagim yazi için. Sonra gece kalacagim Mozaik otele geçtim. Açildigi alti ay olmus ve Sultan Sofrasi’nin hemen üzerinde. Otelin sahibi Özkan ailesi. Dursun ve oglu otelin basinda. Antakya’nin tam göbeginde, Uzun Çarşı’nin hemen yanibasinda. Bilgi için www.mozaikotel.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Ben gayet rahat bir gece geçirdim, rahatlikla önerebilirim.

Aksamüzeri hemen Uzun çarsiya gittim. Söyle bir koklamak için. Kapanmaktaydi dükkanlar. Olsun. Uzun, upuzun, kimi yerleri açik, kimi yerleri kapali bir çarsi bu. Beni en çok ilgilendiren yani haliyle gidacilarin bulundugu yerdi ki onu da ertesi sabah gezdim.

Tel kadayifçilarin resimlerini çektim, agizli tas kadayif yedim, tırnaklı pide, yağlı ve antakya simidi tattim, yörenin meshur tatlisi kerebiçin köpügünü yapan beyle tanistim. (Bu arada Antakya’da en iyi kerebiçi Petek Pastanesi yapiyormus ama benim ona vaktim olmadi) Aksam yemegimi Sultan Sofrasi’nda yedim, ertesi öglen de fotograflarimi çekip yine hafif bir yemek yiyip üzerine künefemi yiyip yollara döküldüm yine. Yani 24 saat kadar kalabildim Antakya’da.

Ama Halepli İbrahim Usta’nin baklasini yedim sabah. Bir de humusunu. Humus fazla geldi, onca lezzetine ragmen bitiremeyince ekmek arasina koydu, yolluk verdi Ibrahim usta. Sultan Sofrasi ve mönüsü için www.sultansofrasi.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Yöresel kahvaltidan boranilere, oruktan kagit veya tepsi kebabina, künefe, ceviz reçeli ve kabak tatlisina pek çok yöresel yiyecegi en aslina uygun ve leziz haliyle orada yiyebilirsiniz. Uzun Çarsi’da peynirci Mehmet Bilgin’in dükkanina da gittim. Antakya’nin yöresel yiyeceklerini otobüsle büyük kentlere gönderiyorlar. Telefonlari (326) 215 73 865. Nar ekşisi, toz biber, tuzlu yoğurt, sünme peynir, yaprak (ezme) peynir, biber salçası, garlı sabun, kalıp çökelek siparis edilebilir. Sevgili Fatoş arkadasim ve ailesi onlardan her zaman siparis veriyorlarmis, bilesiniz.
Kostur kostur Antakya’dan ayrilip (yetmedi tabii) Antep otobüsüne bindim. Aksam Gonca’daydim. Ertesi sabah da zaten erkenden kalkip yola düstük, Suriye için. Suriye dönüsü Antep’te 3 gün daha kaldim. Malum mideyi bozduk, yattik ilk gün. Sali günü sokaklara çikabildik. Burhan Çağdaş’ta Ali nazik yedik, üzerine de birer bol fistikli baklava. Pek nefisti vallahi. Tamamen iyilesmis olsam daha yerdim. Biz yemegimizi yerken koliler dolusu baklava kargoya verilmek üzere paketlendi. Hani aklinizda olsun! Biraz çarsilarda dolastik, Elmacı Pazarı’na gittik. Azar azar da olsa taze firik (bugday tarlada yesilken yakiliyor ve tütsülü bir nevi bulgur (bulgur yapim islemlerinden geçmiyor) haline geliyor. Öyle yogun ki kokusu, bulgurla karistirip pisirilmesinde fayda var. Ben genelde 2-3 ölçü bulgura bir ölçü hesabiyla pisiriyorum), mas fasulyesi ve kara mercimek aldim (kabuklu kirmizi mercimek). Mevsimi olmadigindan cevizli sucuk ve benzeri ürünlerden almadim.

Aksamüzeri de Anadolu Evleri’ne gittik. Tim ve esi Dila’yla oturduk, sohbete durduk. Nefis bir yer olmus. Hani bütçeniz müsade ediyorsa gidin, konaklayin ve rüya gibi günler yasayin derim. Bir haftasonu için bile düsünülebilir çünkü artik Antep’e günde 3-4 uçus var.
Çarsamba yine yollara düstüm. Bu sefer Sivas’a. Fatma arkadasim beni bekliyordu. Antep-Sivas 8 saat ama nasil? Yola çikali 2 saat olmadan yarim saat mola verdik, sonra benzin molasi, birileri yoldan kiraz alsin molasi (ben geç farkettigim için inemedim), namaz molasi, Malatya otogarinda yarim saat molasi ile. Arabayla 5 saatte rahat gidilecek bir yok. Malatya’yi hiç görmemistim. Etrafindaki kayisi bahçeleriyle yemyesil bir cennet görünümündeydi. Içine girmedim, herhalde çogu kent gibi o da betona teslim olup çirkinlesmistir diyorum. Varsa bir Malatyali fikrini soralim buradan. Bir de eskiden çok moderndi ama çok tutucu bir yer haline geldi demisti bir Malatyali dostum. Sivas’a aksamin bir saati vardim. Fatma’cigim bana nefis eski asindan ikram etti. Kisacik yazmistim zaten. Sabah da güzel mi güzel bir kahvalti yaptik. Akrabalara iç yemeye gittik, bir sürü ikramlarla karsilandik. Ben hala tam dinlenmis degildim. Arada arka odada biraz uzandim.

Sokaklarda dolasirken de bu resmi çektim. Haslanmis ve közlenmis misircilar çarsiyi sarmis. Böyle de güzel bir halde sunuyorlar. Ertesi gün Tokat’a vardik. Neyse ki o 2 saatlik yol. Tokat bir baska alem. Ama onu da bir sonraki yaziya birakiyorum izninizle çünkü hala dergi yazilariyla ve evin isi gücüyle basim dertte!








