15 Temmuz 2011

Tak Sepeti Koluna geçen haftaki bölümüyle

Sevgili dostlar,
Bu akşam Bodrum ve Milas'ta çektiğimiz bölüm yayınlanacaktı ancak dün 13 askerimiz şehit olunca içinde düğün görüntülerinin olduğu bir programı yayınlamanın uygun olmadığını düşünmüş kanaldaki yöneticiler. Saldırıda ölen askerlerimize rahmet, geride kalan yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyor, bu değişikliği anlayışla karşılamanızı rica ediyorum. Ben de montajlanmış halini görememiştim bu bölümün. İzlemek için bir hafta beklemek durumundayız, üzgünüm. Programla ilgili gelişmeleri buradan, facebook sayfamızdan, twitter hesabımızdan izleyebilir, programla ilgili görüş ve önerilerinizi taksepetikoluna@yirmidort.tv adresine bildirebilirsiniz.

12 Temmuz 2011

Basit bir yaz yemeği

Nereden geldiğini, kimin yetiştirdiği/ürettiğini bildiğim yiyecekleri yemekten pek hoşlanırım. Daha önce de söylemişimdir mutlaka. O kişilere teşekkür etmek ne güzeldir (her zaman dile getirilemese de). Dün, bu yaz ilk defa pazarımıza gidebilim. Temmuz'un neredeyse ortası gelmiş ve ben ilk defa gidiyorum, olacak şey değil. Hayırlı bir iş nedeniyle olduğu için ses etmedim. Yoksa çok homurdanırdım biliyorum. Pazarımızda bereket başlamış başlamasına ya, pembe domatesler (ilk haftası diye) altın değerindeydi. Türkiye'de bir kilo domatese 5 tl vermemiştim daha önce. (Bir an acaba Japonya'da mıyım diye düşünmeden edemedim o fiyatı duyunca!) Bir daha da vermem gerekmez umarım. Önce boşver dedim, daha turfanda, haftaya ucuzlar nasılsa. Ama haftaya ben çekime gitmiş olacağım. En az iki hafta daha yiyemeyeceğim bu güzellerden. Ne yapalım el mecbur diyerek kıydım paraya, bir kilocuk da olsa doldurdum sepete (evet, programda gördüğünüz sepete. O benim domates sepetim çünkü!) Körpecik pancarlar da aldım pazardan ve eve getirip yıkadıktan sonra hemen haşladım. Sevgili Erhan arkadaşımın elcağızıyla yaptığı ahududu sirkesi, limon suyu (sirkeyle limonu birlikte kullanmayı seviyorum), zeytinyağı, sarımsak ve tuzla sarmaladıp soyup doğradığım pancarları. Bugün de bahçeden semizotu ve roka topladım, bir güzel yıkayıp doğradım, bizim siteye bahçesinin ürününü getiren Hasan'dan aldığım salatalıklardan ve bir komşumuzun bahçesinden kopardığım henüz tam olmamış bir ufak elmayı doğradım, pancarları ekledim, üzerine de yine dün pazardan aldığım, yeni mahsul Kozak fıstığı. Yanında da geçen gün komşumuz Yücel hanımın getirdiği çorba. Daha ne olsun. (Kafiye olsun diye "yürekler sevgi dolsun" demek isterim.)
Bir not: Programı izleyen, kanala veya bana mektup yazıp görüşlerini bildiren tüm dostlara bir kez daha teşekkürler. Biliyorum siz mükemmeli istiyorsunuz ama ne olur bana biraz zaman tanıyın. Ekranda göründüğü gibi değil çekimler. Zor ve yorucu ve çok detaylı. Yavaş yavaş yerine oturacak her şey ve ben karşımda sahiden sizler varmışsınız gibi, en doğal halimle ekran karşısında gülümseyebileceğim. Ama biraz zaman.

10 Temmuz 2011

Kirazoğlu Süleyman

Önce bir not: İzleyemeyenler için programın tekrarı bu akşam 18:15'te, Kanal 24'te. Uzaklarda olanlar yine kanalın web sitesinden izleyebilirler.
Bir not daha: Nedenini bilmediğim bir sorun yüzünden programın sayfasından gönderilen e-postalar yerine ulaşmıyor. Programı izlediyseniz ve yorumlarınızı yazmak isterseniz (ki ben çok isterim yazmanızı), doğrudan taksepetikoluna@yirmidort.tv adresine yazar mısınız? Teşekkürler.
*
İzlediyseniz Süleyman amcama bayılmışsınızdır eminim. Aslında hikayesini anlatmıştım çekimlerde ya uzun diye kestiler o kısmını. Burada anlatayım. Süleyman amcayı 12 sene önce, Muğla Pazarı'na gittiğimiz bir gün tanıdım. Bademlerinden tattık, aldık, sohbet ettik. O gün bana 2 badem verdi, "kızım bak bu bademlerde allahın kelamı yazıyor" diyerek. Üzerindeki girintiler Arapça yazı gibiydi. Öyledir değildir, orasında değilim ya o bademleri bir arkadaşımın bahçesine ekmiştik. Sonra ne oldu bilmem ya ben Süleyman amcanın hikayesini hiç unutmadım. Bir kaç kişiye sordum, internette aradım falan ama ulaşamadım. Çekimlerden önce Muğla Belediyesi'ni aradığımda Süleyman amcayı da sordum. Meğer oradaki arkadaşlar tanıyormuş. Hala her hafta pazara geliyor dediklerinde öyle sevindim ki! Siz gelin pazarda buluruz merak etmeyin dediler. Belediyeden Tümay beyle buluşup gidecektik pazara ya belediyeye vardığımızda beni bir sürpriz bekliyordu. Süleyman amcanın oğlu oradaydı. Onunla tanıştığıma da çok mutlu oldum. Çıkıp pazara doğru yürürken de torunu Süleyman'la tanıştık. Muğla küçük yer diyorlar, öyle hakikaten. Ama çok güzel dostlarımız oldu Muğla'da, çok seviniyorum. Yayına çıkaramadık ama Muğla'da Güz Baharı adlı kitabın yazarı Tülay hanımı da, 157 yıllık yayla evinin sahibi Fettah bey ve eşini de çok sevdim. Onları yeniden ziyaret etmeyi çok istiyorum. Bakalım ne zamana kısmet olacak?

08 Temmuz 2011

Bu hafta Muğla ve Akyaka'dayız

Sepetim ve ben bu hafta Muğla ve Akyaka'dayız. İzlemek isteyen tüm dostlarımızı bekliyoruz. Muğla Pazarı rengarenk, Muğla mutfağı da öyle. Geleneksel lezzetler, akvaryum gibi sular, kazlar, balıklar, yaylalar, muhteşem bir kent dokusu, eski sokaklar... Bunlar ve daha fazlası için sizleri bu akşam ekran başına davet ediyoruz.

Tak Sepeti Koluna
8 Temmuz 2011 Cuma
21:00
(Tekrarları: Bu gece 02:15, Pazar 18:15 ve Pazar gecesi 04:15'te)
Televizyondan izleyemeyenler kanalın web sitesinden izleyebilir:
Kanal 24
Programa e-posta göndermek için:
taksepetikoluna@yirmidort.tv

05 Temmuz 2011

Programın sayfası

"Tak Sepeti Koluna"nın sayfası açılmış, onu bildireyim istedim siz sevgili dostlara. Şu adresten ulaşabilirsiniz program sayfasına. Program saati 20:45 olarak görünüyor ama 21:00 olarak belirlendiğini söylemişlerdi. O kısmını düzeltmiş olayım, sanırım kanaldaki arkadaşlar da düzelteceklerdir. Sayfada programa e-posta gönderebileceğiniz bir adres var. Programı izledikten sonra görüş ve önerilerinizi ya da Ege'ye, gezmeye, ziyaret ettiğimiz yörelere dair söylemek istediğiniz her ne varsa yazabilirsiniz. Okuyanı, yanıtlayanı ben olacağım, yönetmenim ve idarecilerimizle birlikte. Şimdiden teşekkürler, yüreğindeki güzellikle izleyen, heyecanımıza katılan herkese.

30 Haziran 2011

Tak Sepeti Koluna

Döndüm. Şimdilik. Dostlar bana "iyi tatiller" dediler ya ben tatil yapmaya gitmedim. Gezmedim mi? Gezdim evet. Muhteşem insanlarla buluştum/tanıştım, güzel lezzetler tattım, geleneklere şahit oldum, yeni yerler gördüm ama bir yandan da sabahın 6'sında kalkıp akşam 9'a, 10'a kadar çalıştım (çalıştık). İkibin kilometreden fazla yol yaptık ve programımızın ilk bölümlerini çektik. Programımız? Evet, programımız. Hazırlayanı ve sunanı olacağım, Kanal 24'te yayınlanacak olan program. Adı Tak Sepeti Koluna. Tanıtımları dönmeye başlamış bile ya henüz kanalın sayfasında yer almıyor program tanıtımı. Yavaş yavaş eksiklerini tamamlayacağız. Tak Sepeti Koluna başlıyor arkadaşlar. Ne olur izleyerek, taksepetikoluna@yirmidort.tv adresine e-posta göndererek, facebook sayfamızdan (henüz yapım aşamasında), twitter hesabımızdan bizi takip edin, destek verin. Dostlarımın desteği, beğenisi benim için çok önemli. Ama eksik gördüğünüzü, hatasını, beğenmediğiniz yanlarını da söyleyin ki eksiklerimizi giderelim, hatalarımızı düzeltelim. İlk bölüm 8 Temmuz 2011 Cuma günü, saat 20:45'te. Ayrıntıları, haberleri buradan paylaşacağım. (Fotoğrafta gördüğünüz ünlü sepetimiz. Bu sepetle dolaştım, içini hep güzelliklerle doldurdum. Programımız da güzel yüreklere ulaşsın dilerim ki.)
Not: Uzaklarda olan dostlarımız programı kanalın web sitesinden yayın anında izleyebilir. Canlı izleyemeyenler de programın yayınından bir kaç gün sonra yükleneceği facebook sayfamızdan izleyebilirler.

20 Haziran 2011

Yola çıkmak lazım

Yaz geldi. Birdenbire. Yağmurlar kesildi. Rüzgarlar dindi. Karpuz kabuğu düştü mü görmedim ama ben deniz mevsimini açtım. Güneşinkini de. Dün akşam Sırtçantalılar grubundan sevgili Timur Özkan'ın editörlüğünü yaptığı Ankaralı Gezginler'in Türkiye'den Gezi Yazıları kitabını okuyordum. Yazılardan biri mavi yolculuğu anlatıyor. Öyle çok çekti ki canım. İsterdim Ege'nin inci gibi koylarında, bir teknede olmayı, sabah yüzümü denizde yıkamayı, hiç bir şey yapmak zorunda olmadan dinlenmeyi. O yüzden de bu fotoğrafı seçtim ya bugünkü yazıya. Dilerim bu yaz hepimiz gönlümüzce dinlenip yılın yorgunluğunu üzerimizden atabiliriz. Sadece bedensel ya da zihinsel yorgunlukları değil, ruh yorgunluklarından da silkelenip tazelenme zamanı. Ben bu teknelerden birinde uzanıp kitabımı okuyor olmayacağım önümüzdeki günlerde ama Ege'nin farklı yörelerinde olacağım. Size bir sürprizim olacak dönüşümde. Benden ses çıkmazsa merak etmeyin diye yazdım bu yazıyı bir de tabii sizi ruhunuza dinginlik verecek bir fotoğrafla başbaşa bırakmak istediğimden. İki hafta sonra, güzel haberlerde buluşmak dileğiyle, şimdilik hoşçakalın.