
Önce sahte aşure: Blog komşularımda aşure tariflerini görünce ben de "sahte aşure" tarifimi vereyim dedim. Aşure kadar çeşitli değil ancak çeşitlendirmek mümkün. Bir miktar "tam buğday" suda bekletilir, haşlanır, süzülür. Bir kaseye buğdaydan alınır, üzerine kuru üzüm, ceviz, tarçın ve bal konur (bir kaseye bir tatlı kaşığı bal fazla fazla yeter), güzelce karıştırılır, afiyetle yenir. İstenirse buna eklenecek pek çok malzeme bulunur elbet: Taze ve kuru meyveler, başka kuruyemişler, bal yerine pekmez gibi. Hatta balsız, pekmezsiz de yenir, tam buğdayın öyle bir tatlı hali vardır. Tarçın ve kuru üzüm de kendilerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmektedir.
Kırgınlığıma gelince: Geçenlerde bir kaç arkadaşımızın biz kurslarınıza gelemiyoruz, kursta anlattıklarınızı burada anlatın demeleri beni kırdı. Kırgınlığım onlara değil aslında ne olur üstlerine alınmasınlar. Kaç yıldır damlaya damlaya gelen kırgınlıklar biraraya geldi sadece. Kırgınlığım sisteme ve gidişata. Bloglar, bloglarda paylaşılanlar, internet sitelerinde pek çok şeyi bulur hale gelmemiz büyük bir çeşitlilik getirdi hayatımıza. Bundan memnunum elbet. Böylece pek çok güzel insan tanıdık, acıları, sevinçleri paylaştık, dost olduk. Burada hiç bir sorun yok. Ancak tekrar ve üzerine basarak söylüyorum ki
ben yazarak hayatını kazanan (daha doğrusu kazanmaya çalışan) biriyim. Yazarak ve bildiklerini paylaşarak. Bunu kitaplarım, dergi yazıları ve şu dönemde yemek kurslarıyla yapmaya çalışıyorum. Daha önce çeşitli kereler söylediğim (ve hala anlattığımda herkesin çok şaşırdığı gibi) kitaplardan aldığımız telifler çok düşük. Bunu ancak yazan arkadaşlarım biliyor. Ben aylarca emek verdiğim bir kitap için 1250 veya 1800 tl alıyorsam bu işte bir sorun var demektir. Siz çoksatan kitaplar yazmadıktan sonra aldığınız telifler hep düşüktür. Bir kere yayınevleri satış potansiyelini bildiği için telifleri düşük tutar, pazarlık edemezsiniz. İkincisi yayınevleri kitaplarınız için büyük tanıtım kampanyaları yapmaz. Belki bir kaç yere ilan verir, bir kaç köşe yazarına kitabınızı gönderir, onlar da severse kitabınızı yazılarında bahsederler. Hepsi bu. Üçüncüsü, çoğu zaman telifinizi almak için yayınevinin kapısında yatmanız gerekir. Bu tüm yayınevleri için geçerli değil elbet, telifleri söz verdiği tarihte ödeyen yayınevleri var ancak ben bir kitabım için (Mutfakta Zen, Dharma) tam DÖRT sene önce yapılan baskının parasını hala alamadım. Bir başka kitabım için (Turunç Kokulu Düşler, Oğlak) birlikte yapıldığı halde kitap satış miktarı düşük diye 2. baskısının parasını kitap yayınlanalı neredeyse ÜÇ yıl olmasına rağmen alamıyorsam burada da sorun var demektir. Eşiniz dostunuz okurunuz "nasılsa iyi para kazanıyordur, ben kitabını almasam da olur" dedikçe kitaplarınız yeni baskı yapmaz, yapmayınca yeni baskıların teliflerini unutmanız gerekir. Zaten her baskıda lütfen bin adet kitap basarlar. Ondan alacağınız telif de yukarıda söylediğimden farklı olmayacaktır. (Ha zaten bu memlekette kitapçılarda sadece çok satan veya yeni çıkan kitaplar bulunur. Kitaplarınızı görmeyen insanlar satın alamazlar. Bir de bu sorun vardır. Bu yüzden internet üzerinden satış yapan yerleri öneriyorum hep, baskısı bitmedikten sonra bütün kitapları oralarda bulabilirsiniz. Ya da düzenli ziyaret ettiğiniz bir kitapçı varsa onlardan aradığınız kitabı sipariş etmelerini isteyebilirsiniz.) Gazeteler, dergiler adım bir yerde görülsün, şanım yürüsün diye
telif almadan yazan insanlar çoğaldıkça tüm zamanını, emeğini bu işe adayan insanlara "kusura bakmayın, artık size telif ödeyemeyeceğiz, bedava yazar mısınız" diyebiliyorsa burada bir sorun var demektir. Peki ben neyle geçineyim? ONÜÇ yıldır bütün yatırımımı yaptığım, tüm zamanımı ayırdığım, gecemi gündüzüme katarak çalıştığım bir iş var elimde. Odamı görseniz, binlerce kitap, fotokopiler, dergiler, kağıtlar... Bütün bunlara harcanan paralar, gözleriniz şaşı olana kadar yaptığınız okumalar, bir kitap yazacağım diye aylarca eve kapanmalarınız, tüm masrafını kendi cebinizden karşılayarak yaptığınız seyahatler... Bütün bunlar PARA ile oluyor. Siz de biliyorsunuz ki bakkala gidip "yayınevi telifimi vermedi", "dergi bedava yazmamı istedi" deyip bedava ekmek alamıyorsunuz. Annemle yaşamıyor olsam, onun emekli maaşı olmasa, kendi evimizde oturmuyor olsak hayatımı nasıl sürdürürüm gerçekten bilemiyorum. İşte ben de bu yüzden diyorum ki, hiç değilse bir kitabımı alarak (kendiniz için veya armağan etmek üzere), kursuma katılarak, etrafınızdaki insanlarla paylaşarak çalışmalarımı destekleyin ki ben de seve seve, arzuyla, istekle paylaşayım bildiklerimi, öğrendiklerimi. Burada ne anlatıyorsam zaten kitaplarımda onu anlatmışım. Burada ne tarifler veriyorsam zaten kitaplarımda aynı bilinçte tarifler vermişim. Yoksa galiba ben de dükkana kilidi takıp başka diyarlara göçmek zorunda kalacağım. (Belki yarın bu yazdıklarıma pişman olup silerim bilemiyorum ancak bildiğim bir şey yazarak geçinmenin gitgide zorlaştığı ve sistemin yazarlıkla ekmek parası kazanmaya çalışan insanları başka yönlere gitmeye zorladığı. Sonumuz nereye varacak gerçekten bilemiyorum. Bazen akıntıya karşı kürek çekiyormuşum gibi hissediyorum ve ne kadar çabalarsam çabalayayım bir adım ileriye gidemiyormuşum gibi geliyor. Galiba bazen kendimi çok yorgun hissediyorum. Bu da o anlardan biri.)