Pazarda bir teyzem var. Keçiboynuzu pekmezimi, pırasamı, teremi ondan alırım. Kırmızı toprakta yetişir pırasaları da tereleri, hatta fasulyeleri de. Pek lezizdirler. Baktım kabak da var, sera mı bunlar dedim, yok tarla dedi, benim seram hiç olmadı. Dayanamayıp aldım bir kez daha. Ne de olsa kalorisi düşük bir sebze ve yaza kadar bir daha yemeyeceğim. Niyetim nohutlu olarak pişirmekti ya yeşil mercimeğimi anımsadım. Çok iyi bir demir kaynağı olan, fakirin eti mercimekle pişirmeliydim bu sefer. Fakirlikten değil, çok şükür başımızı sokacak yuvamız, soframıza koyacak aşımız var. Benim derdim etin kendisiyle. Öyle olunca da sebze yemeklerinin besin değerini artırmak, daha doyurucu, daha zengin ve tabii daha renkli bir hale getirmek için baklagilleri sık sık kullandığımı bu sitenin düzenli okurları elbet bilir. Tarıma alınan ilk bitkilerinden mercimek aynı zamanda mükemmele yakın özellikler sergiliyor. Bir kere çok iyi bir lif kaynağı, özellikle hamilelerin çok ihtiyaç duyduğu folik asitten, hepimizin bedenine lazım magnezyum, demir, fosfor, potasyum gibi minerallere, proteinden vitaminlere... Neler yok ki onda. Geçenlerde okuduğum bir yazıda beslenme düzeninizde sadece on yiyeceğe yer vermeniz gerekse bunlardan biri mutlaka mercimek olmalı deniliyordu. Hele de memleketimiz çeşit çeşit mercimeklerin yetiştirildiği bir memleketken. Bu yemeği yarım kilo kabak, yüz gram kadar yeşil mercimek, iki soğan, biraz sarımsak ve 1 çorba kaşığı zeytinyağı ile pişirdim. Bu kadar malzemeyle (ne kadar da ucuz olduğunu düşünebiliyor musunuz?) bir tencere yemek oldu. Dört kişiye rahat rahat yeter, hatta yanında başka şeyler varsa beş kişiyi bile doyurur. Dörde böldüğümüzü varsayarsak adam başı 200 kalori alıyorsunuz, hepsi budur!
10 Kasım 2010
Derler ki mercimek...
Pazarda bir teyzem var. Keçiboynuzu pekmezimi, pırasamı, teremi ondan alırım. Kırmızı toprakta yetişir pırasaları da tereleri, hatta fasulyeleri de. Pek lezizdirler. Baktım kabak da var, sera mı bunlar dedim, yok tarla dedi, benim seram hiç olmadı. Dayanamayıp aldım bir kez daha. Ne de olsa kalorisi düşük bir sebze ve yaza kadar bir daha yemeyeceğim. Niyetim nohutlu olarak pişirmekti ya yeşil mercimeğimi anımsadım. Çok iyi bir demir kaynağı olan, fakirin eti mercimekle pişirmeliydim bu sefer. Fakirlikten değil, çok şükür başımızı sokacak yuvamız, soframıza koyacak aşımız var. Benim derdim etin kendisiyle. Öyle olunca da sebze yemeklerinin besin değerini artırmak, daha doyurucu, daha zengin ve tabii daha renkli bir hale getirmek için baklagilleri sık sık kullandığımı bu sitenin düzenli okurları elbet bilir. Tarıma alınan ilk bitkilerinden mercimek aynı zamanda mükemmele yakın özellikler sergiliyor. Bir kere çok iyi bir lif kaynağı, özellikle hamilelerin çok ihtiyaç duyduğu folik asitten, hepimizin bedenine lazım magnezyum, demir, fosfor, potasyum gibi minerallere, proteinden vitaminlere... Neler yok ki onda. Geçenlerde okuduğum bir yazıda beslenme düzeninizde sadece on yiyeceğe yer vermeniz gerekse bunlardan biri mutlaka mercimek olmalı deniliyordu. Hele de memleketimiz çeşit çeşit mercimeklerin yetiştirildiği bir memleketken. Bu yemeği yarım kilo kabak, yüz gram kadar yeşil mercimek, iki soğan, biraz sarımsak ve 1 çorba kaşığı zeytinyağı ile pişirdim. Bu kadar malzemeyle (ne kadar da ucuz olduğunu düşünebiliyor musunuz?) bir tencere yemek oldu. Dört kişiye rahat rahat yeter, hatta yanında başka şeyler varsa beş kişiyi bile doyurur. Dörde böldüğümüzü varsayarsak adam başı 200 kalori alıyorsunuz, hepsi budur!
08 Kasım 2010
Söyle bana balkabağı
Söyle bana balkabağı, şu soylu dünyada, var mı senden etkileyicisi? Sessiz prenseslere araba oluyorsun, içinin oyulup temizlenmesine izin vererek bir sürü ifadeye bürünüyorsun, besleyip iyileştiriyorsun. Yani bir kabaktan daha ne beklenir ki? Üstüne üstlük alem senin sadece tatlıya dönüşeceğini düşünürken sen çorbaya, etliye, türlüye, böreğe, pideye, pilava keke, ekmeğe... ne çok yiyeceğe lezzet katıyorsun. En azından benim evimde öyle (etliye giremiyorsun tabii, üzgünüm!) Dün akşam Şükran'cığım ve arkadaşı için mükemmel bir çorba yaptım. Mükemmelliği benden değil malzemenin sade uyumundan kaynaklanıyor, her zamanki gibi. Üstelik bunu 400 gram balkabağı, 100 gram kırmızı mercime ve üç ufak soğanla becerdim. Elbette sihirli baharatlarımdan da kattım, onların katkısı yadsınamaz. Bolca köri, biraz toz zencefil ve az biraz taze çekilmiş karabiberle tuz. Hepsi (suyu da unutmayalım) birlikte pişecek, blenderde püre haline getirilecek, üzerine sadece ve sadece bir çorba kaşığı sızma zeytinyağı gezdirilecek. İşte hepsi bu kadar. Sonra altıya böleceksiniz, tabaklara pay edeceksiniz. Herkes payına düşen 120 kaloriyi güle oynaya alacak. Yanına da birer dilim ekmek kızartırsanız işler daha da güzelleşecek. Peki neden balkabağı? Çünkü rengi güzel, kalorisi düşük ve bedenimizin hastalıklarla savaşmasına yardım ediyor. A, C ve E vitaminleri içeriyor, potasyum ve magnezyum açısından zengin. İçerdiği her ne varsa, onu harika bir antioksidana dönüştürüyor. Güzel bakışlı balkabağı canavar toksinlere karşı, heyyyyyt! Alçakgönüllüğünden söylemiyor ama katarakt oluşumunu engelliyor, tümörlerin gelişmesini durduruyormuş. Bunu nasıl yaptığını bana sormayın, ben sadece tarifi verdim, onu bunu boşverin, afiyetle çorbanızı kaşıklayın.
06 Kasım 2010
Buket Uzuner'le Edebi Yürüyüş Turu
Bu sefer de hafiflemek için yürüyelim dostlar. Edebiyatı, yürüyüşü ve Buket Uzuner'i seviyorsanız işte size kaçırılmayacak bir fırsat. 7 Kasım 2010 pazar günü (yani yarın) Kadıkoy-Moda'da iki romanının geçtiği ve yazıldığı mekanları gezdirecek Buket Uzuner. Tur 12:30'da Kadıkoy İskele'de başlayacak.
Ayrıntılı bilgi için:
www.antoninaturizm.com
(Sanırım program bayram sonrasına ertelenmiş, Aslı söylemiş, acentenin internet sitesinde bilgi bulamadım. İlgilenenlere duyurulur.)
Ayrıntılı bilgi için:
www.antoninaturizm.com
(Sanırım program bayram sonrasına ertelenmiş, Aslı söylemiş, acentenin internet sitesinde bilgi bulamadım. İlgilenenlere duyurulur.)
04 Kasım 2010
Hafifleten tariflere devam
Hani evvelki gün pancardan bahsetmiştim, onun muhteşemliğini dilim döndükçe aktarmaya çalışmıştım ve demiştim ya sapları ve yapraklarıyla satılan tazecik pancarlardan alın. Bir kere meyve ve sebzeler koparıldıktan/toplandıktan sonra vitamin ve mineral içeriklerini yitirmeye başlarlar. (Yanlışım varsa bir bilen düzeltsin ne olur.) İşte bu yüzden ne kadar tazeyken yersek onları, o kadar çok yararlanırız zengin içeriklerinden. Bedenimiz de bize şükreder, öyle değil mi? İşte bu yüzden pancarın da tazesi diyorum. Nereden anlarsınız tazeliğini? Sapından ve yaprağından tabii. Benim aldıklarım sapı ve yaprağıyla pazara getirilenlerdendi ve en dış yapraklarını attıktan sonra onları bir güzel doğrayıp (tabii önce saplar, sonra yapraklar) soğan ve azıcık sızma zeytinyağıyla kavurmuştum. Daha önce ıspanak yazısında anlattığım gibi yaptım yine, ortasına yumurta kırıp bir hoş pizzaya dönüştürdüm. (Sevgili Muhterem'in sitesinde de aynı tarif var, farkı yumurtayı sebzeyle karıştırmış olması.) Yumurtayı ortasına kırdığınızda (sarısıyla akını ayrı ayrı yiyebilenler çırpmadan da yapabilir tabii, ben yumurtayı öyle yiyemem çocukluğumdan beri) spatulayla kolayca, parçalanmadan alınıp tabağa aktarılabiliyor. Sunumu da güzel oluyor böylece. Gelelim besin değerine bu şirinenin. Efendim kendilerinin porsiyonu (kişi başı bir yumurta ve bir tatlı kasesi kavrulmuş yeşillik hesabıyla)180 kalori gelmektedir. Yanında da bir dilim ekmekle bence harika bir öğle yemeği olabilir. İşin en güzel yanı bu kadarcık şeyden günlük A vitamini ihtiyacınızın neredeyse tamamını, C vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılıyor olmanız. Kendileri kalsiyum, demir, magnezyum ve selenyum açısından da zengindirler. Pancar sapı ve yaprağı inanılmaz bir besin deposu. Aklınıza ne gelirse (iyi anlamda) var içinde. Lif dersen lif, vitamin dersen vitamin, mineral dersen mineral, çeşit çeşit. Ah keşke herkes ulaşabilse bu güzelliğe. Büyük kent pazarlarında sapından eser kalmamış pancarları, kerevizleri gördüm mü içim acır. Kimbilir ne zaman çıkarılmışlardır o güvenli, sıcacık yuvalarından (topraktan) diye düşünürüm. İşte bu yüzden diyorum ya organik pazarlara gidin veya üreticisinden alabiliyorsanız onu tercih edin. Afiyetler olsun, hadi hafiflemeye devam. Bilenler de bilmeyenler de haydi Mehtap'ın sitesine, muhteşem beslenme listesini, Mehtap'ın beslenme önerileriyle kısa sürede hem de sağlıklı olarak zayıflayan arkadaşlarımızın hikayelerini okumaya ve ilham alıp yola devam etmeye...
03 Kasım 2010
02 Kasım 2010
Salatana bir ufak pancar ekle!
Bugün küçük bir değişiklik yap hayatında. Miniminnacık. Bugün olamıyorsa haftasonunu bekle çünkü bu işi becerebilmek için pazara uğraman gerekecek. Hatta organik pazarlardan birine uğrarsan daha da iyi edersin. Ufalak tefelek pancarlar al. Sapları, yaprakları da olsun üzerlerinde. Tazeliklerini nasıl anlayacaksın yoksa? Saplarıyla yapraklarını yıkayıp kavur. Köklerini ise çiğden salataya koy. Evet, çiğ yiyeceksin, pişirmeden. Yoksa o güzelim tadını nasıl alacaksın ki? Topraktan yeni çıkmış bir pancarın, topraksıdır tadı. Seni rahatsız etmez bu, bilakis bağımlılık yapıcı bir etkisi vardır. Sadece bağımlılık değil, kan da yapar ve cana can katar. Alt tarafı bir pancar değil mi? Hayır öyle değil çünkü 100-120 gramlık bir pancardan öyle çok şey alırsın ki, şaşırırsın. Harika bir demir, magnezyum ve C vitamini kaynağıdır kendisi. Lif de içerir, manganez de, folik asit de, potasyum da. Bir kusuru vardır, o da ellerini boyar. Olsun ne çıkar? Yıkarsın geçer. Bir kaç gündür pancar pancar diye tutturuyordum. Yıllar önce sevgili Bilge'nin yaptığı gibi, çiğ olarak saklayacak ve salatama rendeleyecektim. Pazardan bir de istavrit aldım bugün. Yağsız, tuzsuz pişirdim fırında, yağlı kağıda sarıp. Yanında pancarlı bir çanak salatayla iyi bir öğle yemeği oldu. Balık yediğime sevindim sevinmesine de en çok pancar yedim diye mutlu oldum. Şimdi sırada diğer kış sebzeleri var. Daha brokoli almadım mesela. Karnabahar da. Bugün dikenli kabak gördüm, haftaya bir tane de dikenli kabak ekleyeceğim "haftanın renkleri"ne. Böyle böyle yüreğim de renklenecek. Evet evet, mutlaka öyle yapmalı. Söylemeyi unuttum, pancara antioksidan ve toksin atıcı özelliğini veren iki madde var, betanin ve Türkçeleştirilmiş haliyle vulgazantin. Hani olur a bu aralar bedeninizi içsel olarak temizlemeye ihtiyaç duyarsanız (duyan bazı arkadaşlarımız varmış, öyle duydum!?!?!?) öyleyse hiç durmayın, depara kalkın, pazara koşun, pancarları kapıp eve getirin. Gözler için havuç denir hep, şimdi göz sağlığı için pancara da iş düştüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Alın size bir yararı daha pancarın. Başka özellikleri de var ya şimdi sıkmayayım sizi, bunları bilmek bile yetmez mi bize?(Not: Fotoğraftaki pancarları iki yıl önce New York'taki pazarlardan birinde çekmiştim. "Golden beet" dedikleri cinsten, yani bizdekiler gibi yoğun mor renkte değiller.)
01 Kasım 2010
Hafifleten bir sonbahar yemeği
Geçen hafta belki de sezonun son kabaklarını almıştım pazardan. Son tarla kabakları. Sera malları çıktı bile Antalya'da. Pek sevdiğim bir manzara değil kış günü dışı güzel ama içi kof sera malı sebzeler. Ben onları kış boyunca protesto etsem de alan memnun, satan memnun, ne diyeyim. Geçen gün yaptığım bir salatayı hazırlamaktı niyetim bu öğlene. Lahana ve havuçları doğrayacak, susuz, çok hafif haşlayacak, azıcık zeytinyağı, tuz ve limon suyu ekleyip yiyecektim. Ancak sonradan fikir değiştirdim, sonuçta ortaya tabakta gördüğünüz renkli ve ahenkli sebze kavurması çıktı. İçinde 3 ufacık havuç, bir ufak lahananın dörtte biri ve iki ufak kabak var. Bolca taze soğan ve sarımsak, azıcık deniz tuzu, bir tatlı kaşığı sızma zeytinyağı, taze çekilmiş karabiber ve tane kimyon da. Yayvan çelik tencereme taze soğan hariç bütün malzemeleri, hiç su eklemeden koydum ve kapağını kapatarak kısık ateşte beş dakika pişirdim, hepsi bu. İşte bu yüzden kabaklar da havuçlar da dipdiri. Bu gördüğünüz bir porsiyonu. Toplam yarım kilo sebze olduğu için ikiye böldüm, yarısını yarın öğlen yemek üzere ayırdım, bugün yiyeceğimi de az biraz haşlanmış siyah pirinçle karıştırdım. Acaba sebze kavurmamı yiyerek ne almış oldum? Şaka gibi gelecek ancak sadece ve sadece 96 kalori, buna karşın günlük ihtiyacımın yüzde 23'ü kadar lif, C vitamini ihtiyacımın tamamı, A vitamini ihtiyacımın üç katı, demir ve kalsiyum ihtiyacımın yaklaşık yüzde 10'u. Doymuş yağ ve dolayısıyla kolesterol içermeyen, A, B6 ve C vitamini açısından çok zengin, lif, manganez, potasyum, riboflavin ve tiamin (B vitamini türleri) açısından zengin bir yemek oldu. Siyah pirinçle birlikte yediğim için de doyurucu bir öğle yemeği idi. Bu yemeği yaptığıma bir de uzun zamandır ilk defa mavi tabağımda fotoğraf çektiğim için sevindim. Bakadurdum tabakla sebzelerin uyumuna. Bu tabağın içine ne koysam güzel dururmuş gibi geldi. Acaba dedim, hayatımı da mı koysam bu tabağa. O da güzel görünür müydü gözüme?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

