06 Mart 2010

Toprağa cemre düşmüş bugün

Cemre güzel bir isim. Güzel de bir sözcük. Bugün 6 Mart. Toprağa düşüyormuş cemre. Cemre ne demekmiş diye TDK Sözlüğü'ne baktığımda "ısı farkı" anlamına geldiğini gördüm. (Nişanyan Etimoloji Sözlüğü'ne göre aynı zamanda "kor, köz" anlamında kullanılıyor) İnsan arkasında derin anlamlar arıyor değil mi? Ruhani bir şeyler. En azından baharın gelmekte olduğunu müjdeliyor bu sözcük. Suya, toprağa, denize... Hepsine düşüyor teker teker ve bir de bakıyorsunuz dallara su yürümüş, etraf yeşile bürünmüş. Ne güzel.
*
Bugünün fotoğrafıyla başlığı alakasız. Sabah güzel fotoğraflara bakarken (başkalarının çektiği), benim de güzel fotoğraflarım var mı acaba diye arşivi açtım. Bu fotoğrafı bir gün Maya'cığımı okula bırakmış dönerken çekmiştim. Brooklyn günlerinden birinde. (2007'nin Aralık'ıymış, iki yıl geçmiş üzerinden.) O sabah öyle güzeldi ki ışık ve o tüye öyle güzel vurmuştu ki güneş, dayanamamıştım. Her bakışımda içimi ferahlatır bu fotoğraf. Neden bilmem. Belki baharın gelişiyle bağlantılandırmışımdır. Bahar en sevdiğim mevsimdir çünkü. Hafiflediğim, yaşama karıştığım... (Tabii ya, bağlantıyı buldum: Tüy ve hafiflik!)

03 Mart 2010

Simitçiii... Taze simiiit vaaarrrr...

Dün sabah erken uyandım. Yedi gibi. Benim için erken tabii. Yoksa bilirim binlerce insan o saatlerde çoktan yola koyulmuştur. Gözler mahmur. Kimi kahvaltı edecek vakit bulamamış, kimi çocukları okula bırakıp işine yollanmış, kimi ekmek alacak parayı denkleştirmenin derdinde. Her sabah mırıldandığım dilekleri, duaları tekrarlarken bir anda onun sesini duydum: "Simitçiiii... Taze simiiit vaaaarrrr..." Başka zaman olsa bu saatte geçilir mi, uyuyan var, hasta olan var, bu kadar bağırmanın ne alemi var der kızarım. Oysa dün o ses cennetten çıkma gibiydi. Hemen fırladım yataktan. Balkona koştum. Tam da bizim apartmanın önünden geçiyor. Simitçiiii diye seslendim, üçüncü kata çıkar mısın? Kapıyı açın abla dedi. Tamam dedim. Geldi. Tablası simit dolu. Tepeleme. Abla ortadakiler sıcak dedi, onlardan seç. Üç tane aldım. Biri bana, biri anneme, biri yedek. Parayı uzattım, üstü senin olsun dedim. Bismillah dedi alırken. Siftah mı yapıyorsun dedim. Evet dedi. Bereketli olsun dedim. Sağol abla helal et dedi. Helal olsun dedim. Kapıyı kapatıp simitleri bir tabağa koydum, kahvaltıyı hazırlamaya giriştim. Çayı demledim, dolaptan kahvaltılıkları çıkardım. Evde olmak ne güzel şey dedim kahvaltı ederken. İyi ki simitçiler var hala. İyi ki geziniyorlar yaz kış sıcak soğuk demeden. İyi ki.

27 Şubat 2010

Yemek yaparken dostları anımsamak

İnsanın aklı başka dünyalarda olunca bazen günleri de kendini de unutabiliyor. Neyse yakındır aklımın başıma gelmesi, hayatın normale dönmesi. Son günlerde yemek yaparken (veya yiyecek bir şeyler hazırlarken) dostlarımı anıp duruyorum. İki örnek vereceğim:
Birincisi sevgili adalı arkadaşım Ümit'le ilgili. Çanakkale'deki evlerinde bir gün bir tost yapmıştı, akıllara ziyan. Ondan çoook uzaklarda bir gün ben de o tosttan yaptım, zeytinyağı hariç. Güzel bir tulum peyniri, domates, domatesin üzerine tuz ve kekikleydi benimki. Öyle çok sevdim ki, sonraki gün bir daha yaptım. Sonra bir daha, bir daha. Ve seni andım MitMit'ciğim. Ne var ne yok herşey gönlünce mi bugünlerde?
İkincisi daha da uzak günlerden bir anıyı canlandıran bir makarna. Aslı'cığımla, biricik arkadaşımla Boston'da, Aslı'nın evindeyiz. Bir İtalyan arkadaşından öğrendiği bol soğan ve sarımsaklı, renkli biberli makarnadan yapmışız. Yanında bir şişe güzel kırmızı şarap. Birer tabak kesmemiş, ikinciyi yemiş, üçüncülere göz kırpmışız. İki şen kadın, güle oynaya yemiş, sonra şiş midelerimizle koltuklara serilmişiz. Bu bizim ritüellerimizden biri o zamanlar. Ne zaman sarılı kırmızılı yeşilli biberli makarnadan yapsam seni anarım Aslı kuşum, tatlı arkadaşım. Peki ya kral kahvaltılarımız? Kimbilir kaç kişiye anlatmışımdır her daim canlı kahvaltı anılarımızı.

19 Şubat 2010

Mutfakta

Bu yaziyi gectigimiz gunlerde yazmistim. Yayinlamaya sira gelmemis bir turlu. Bilmem alir miydiniz nergisli bir huzur yazisi? Belki icinizde mis gibi kokulara ihtiyac duyan birileri vardir. Var midir?
*
Çarşamba günleri en sevdiğim günlerdendir demiş miydim? Hele de kış aylarında. Mevsimlerden kış olduğu için değil, kış aynı zamanda nergisin de mevsimi olduğu için. Çarşambayı sevmem de pazardan nergis almamdan. En çok ilk alındıkları gün salıyorlar parfümlerini çünkü. Evin her tarafına mutluluk salıyor ufak vazolardaki nergis demetleri. Ve ben çarşambaları bu yüzden seviyorum. Yine bir çarşamba ve ben mutfakta oturmuş nergislerimin tadını çıkarıyorum. Artık bitiyor nergis mevsimi. Bir dahaki kışa kadar elveda diyeceğiz ona. Masanın üzerinde içinde avokado, portakal, limon ve greyfurt olak bir çanak var. Bir de bilgisayarım, kitaplarım, öğle yemeğim. Yan daireden su sesi geliyor. Komşumuz mutfakta olmalı. Alt kattakiler yine kavga ediyorlar. Sessizliği bazen bu sesler, bazen de sokaktan geçen bir araba veya kamyon bozuyor. Onun dışında ben mutfakta, nergislerimle başbaşayım bugün.

13 Şubat 2010

Dogaclama

Doğaçlamayı en iyi kaldıran arkadaşı görüyorsunuz. Tanıştırmama gerek yok sanırım. Hepimizin evinde bulunur kendisi. Her gün arkadaşlık edemeyiz onunla, uğraştırır bizi bazen. Kim uğraşacak ayıklayıp yıkamakla. Bir defa yıkamakla da olmaz ki bu meret. İki, üç, bazen dört kere yıkanmak ister. Çok topraklıysa. Yani biliyorum artık hazırları var, yıkanmışları, hatta yıkanıp doğranmışları. Neyse, ben sıfırdan salata yapmaktan bahsediyorum tabii. Ne diyorduk? Doğaçlama. İnsan bin tane salata yaratabilir değil mi? Neler konmaz ki içine. Biber, domates, salatalık, körpe kabak, yeşil ve kırmızı lahana, haşlanmış patates, haşlanmış pirinç, buğday, bulgur... Sonraaaa taze soğan, taze sarımsak, ıspanak, roka, tere, hatta yabani otlar, doğadan toplanmışları yani. Pancar, havuç, kereviz, pırasa, yerelması... Yahu ne çok sebze var salatada yer alabilecek, saymakla bitmez. Meyveler? E tabii, tazesiyle kurusuyla meyveler... Durun daha bitmedi, filizler var. Filizlendirilmiş buğday, soya, maş fasulyesi, yonca... Kuruyemişlere ne demeli? Hepsi keyfini katlar salatanın. Bayılıyorum salataya.

05 Şubat 2010

Sepetteki hallerini görünce...

Şu sepetteki hallerini görünce dayanamadım. Işıl ışıllar baksanıza. Bir sepet dolusu elma. İnsan neler yapmaz ki görünce. Şöyle bir düşününce aklıma ne geldi biliyor musunuz, üniversite günleri. Yurtta kalanınız var mı? Ben dört yılımı yurtta geçirdim. ODTÜ'nün yurtlarında. Yurtta kalıyorsan sıcacık anne yemekleri yiyemezsin. Ders çalışırken mutfaktan gelen mis gibi yemek kokularını duymazsın. Sadece başka odalardan gelen sesler vardır, tabii senin odandaki kızların da ders çalışmayacağı tutmuş olabilir o gün. Hangi gündü Sıhhiye Pazarı hatırlamıyorum. Perşembeleri olabilir mi? Hayal meyal kalmış aklımda. Servisle gider, pazardan meyve alır dönerdim. Bol bol elma. Boğazımdan geçen en güzel şeydi elma. Bir de Atatürk Orman Çiftliği'nin yoğurtları. Zormuş o günler. Düşünüyorum da...

02 Şubat 2010

Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar

Dikkat dikkat...
Duyduk duymadık demeyin...
Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar açılıyooooorrrr....
3 Şubat 2010 Çarşamba günü şenliklerle, konserlerle açılacak
olan Beylikdüzü %100 Ekolojik Pazar bundan sonra her çarşamba
günü Beylikdüzü'nde. Ayrıntılı bilgi için:
www.bugday.org