Helva ne için kavrulur sahi? Ağzımız tatlansın diye mi? Ölenle ölünmez, acılar yüreğe gömülür, hayat devam eder diye mi? Ramazana göre bir tarif vereyim istiyordum aslında ya dün İstanbul ve Trakya'da yaşananlar, ölümler, kayıplar, savaş alanına dönen yollar, birbirine giren tırlar, sonrasında fırsat bu fırsattır diye yıkıntılardan bir şeyler kapmaya çalışanlar... Ama yüreğimi en çok yakan minibüste kapalı kalan kadınlar. Dışarı çıkamamak, eli kolu bağlı kalmak ve öylece ölüme gitmek. Ne acı. Diyecek söz var mı? Hangi sözcük silebilir ki acıyı? İnsan ister istemez helvaya sığınıyor. Onun o tane tane ağza gelen tatlılığı, içindeki hafiften erimiş çikolata, kavrulmuş bademin dişe gelişi. Teselli edecek gibi değil ama yine de şansımı deneyeceğim:65 gram tereyağı, dilimlenmiş dörtte üç bardak badem ve 1.5 su bardağı irmiği sürekli karıştırarak kavurun demişim, Turunç Kokulu Düşler'de (yine turunç kokularının zamanı gelecek yakında. Ümit hep var çünkü. Yaşanan güzelliklere özlem de yerinde duruyor. O helvayı kavurduğum gün, bu fotoğrafı çekişim, Antalya günlüğüne yazışım, kitabın yayımlanıp elime gelmesi, sizlerle buluşması...) Ayrı bir yerde de iki su bardağı sütü kaynatın, ateşten aldıktan sonra içine yarım su bardağı bal ve bir portakal kabuğunun rendesini katın demişim. Belki bitter çikolatayı önceden ufak ufak doğramak lazım, hazır olsun (80 gr). İrmiğin rengi döndüğünde sütü ekleyip karıştıracak ve bilirsiniz işte, herkes yapar helva, kapağı kapatılıp kısık ateşte suyu çektirilecek. Ateşten alınıp beş dakika dinlendirildikten sonra çikolataları eklenecek, karıştırılıp servis edilecek. İster sıcakken, ister serinleyince. Acıyı bal eyleyecek mi? Zor ama...





