Vallahi ben zannederdim. Ne bileyim yani yıllardır tek başına yolculuklara çıkarım, insanlar arkamdan panik olur, bazen ben de olurum ama yola devam ederim. Çünkü yolculuk gibisi yoktur hayat yolunda. Kitaplardan öğrendiğimden çok daha fazlasını öğrendim yollarda, yolculuklarımda tanıştığım insanlardan. Bugün gelen bir e-postadan hoş bir sürpriz çıktı. 25 yaşındaki bir Avustralyalı kız, geçmişinde (ki henüz çok genç) bir dünya seyahati yapmış ancak ikincisini 55 yaşındaki annesi ve 75 yaşındaki büyükannesiyle yapıyor. Neyse ki sırt çantaları tekerlekli. 75 yaşındaki bir omurganın koca bir sırt çantasını taşıdığını düşünmek bile gözlerimi yuvalarından fırlatıyor çünkü. Kendi annemi düşünüyorum. Sırt çantasıyla bir yıl dünya seyahatine çıkacak? Gerçi anneannem hayatta olsaydı eminim o katılmak isterdi çünkü gezmeyi çok severdi. Dizleri izin verdiği sürece gezdi durdu. İşte bu üç genç ruhlu kız yolculuklarını videoya kaydediyor ve Youtube'da gösteriyorlar. Bizde hala yasaklı galiba ama neden bilmem, ben girebildim. Siz de izlemeyi deneyin isterseniz. Cesaret kavramını baştan yazmak için güzel bir örnek çünkü (ilk bölüm bittiğinde altta sonraki bölüm için ufak bir kutu çıkıyor, ona tıklayarak 2 ve 3. bölümleri de izleyebilirsiniz. Yeni bölümü heyecanla bekliyorum doğrusu):
http://www.youtube.com/watch?v=CJvx2d9SAyA&feature=related
Bu da doğrudan girip üye olabileceğiniz, sonraki bölümlerden haberdar olabileceğiniz sayfaları:
http://www.weatheredwanderings.com/
01 Temmuz 2009
30 Haziran 2009
Karadut
Bu eller Füsun'cuğumun. Kendini feda etti, sabah sabah karadut ağacının altına girdi. Böyle cefaya can kurban. Dut da dut hani. Habbele'deki bahçede. Kocaman. Arılar vızır vızır. Ağızlarının tadını biliyorlar. Üzerinizde koyu renk bir şeyler olması şart. Kandan daha kırmızı suyu. Akıveriyor üzerinize. Ama bir tatlı ki. Tadına doyum olmuyor. Sapı kalın. Bir tarafa doğru koparmak istediğinizde direniyor, inatlaşıyor, kopmuyor. Öyle olgun ki, suyu bileklerinizden aşağıya akıveriyor o zaman. Ancak işin kolayı var, kendinize doğru çekeceksiniz sapı. O zaman pıt diye kopuveriyor. Ağzınıza atıyorsunuz. Kurabiye sanki. Ağızda dağılıveriyor. Ne haz ama. Sonra bir tane daha. Bir tane daha. İşte o gün Füsun'cuğum da güzelim bir dut yaprağına koyduğu dutları getirdi, kahvaltıya altlık niyetine. Erhan'la biz makineleri kaptık, aman Füsun, şöyle avucunda tutuver. Dur dur bir poz daha. Manken mübarek. Dutlar yani. Bir pozlar verdiler, aklınız şaşar. Ertesi sabah ağacın dalları arasında saklanma sırası bana geldi. Mor şalımı örtündüm, gözlerimi kararttım ve başladım yemeye. Dur durabilirsen...
29 Haziran 2009
Bozcaada'da bir kahvaltı
Adadan derlediğim, öykülemek istediğim pek çok anı oluyor, her dönüşümde. Ancak hiç biri, şu sofranın renkleri kadar canlı değil zihnimde. Anlatımda kullanılacak sözcükler ise bu sofranın etrafında edilen sohbetler kadar tatlı değil. Hele bir de can dostlar varsa yanıbaşınızda, daha da tadına doyulmaz oluyor kahvaltılar. Neler olmuyor ki bu unutulmaz sofralarda; bahçeden zeytinler, aromatik ot ve baharatlı zeytinyağı, peynirler, Kösedere domatesi (yazın ilerleyen dönemlerinde ada domateslerine geçiş olacak tabii), salatalık, bahçeden aromatik otlar, baharatlı salça, simitler, peynirli ekmekler, mısır ekmeği, kek, reçel çeşitleri, mevsim meyveleri (Ağustos başından itibaren bahçenin üzümleri de ekleniyor tabii listeye)... Sofrada o kadar çok şey var ki, hepsinden tatmak istiyor insan. Ah tabii, yumurtanızı nasıl yersiniz diye soruyorlar, çaylar sıcak sıcak geliyor, ardından isteyenlere Türk kahvesi ve ev likörü. Yani sohbet sürdükçe sofradan kalkılamıyor, kalkılamadıkça yemek devam ediyor. Kalkılabildiğinde denize gidiliyor veya bağlar geziliyor, şarap tadılıyor, vakit akşama döndüğünde ışıklar kapatılıyor, mumlar yakılıyor, müzik hafiften karışırken doğanın sessizliğine, yıldız yataklarına seriliniyor, yıldızlar ve samanyolu seyrediliyor. Adaya gelmek ve gitmek hep yeni heyecanlara, yeni dostluklara vesile oluyor. Cahit amcayı yeniden görmek, dostlarımız Füsun ve Erhan'la birlikte olmak, Öngün, Aydan hanım, Bülent bey, Çamlıbağ'dan Haşim bey, Talay ailesinden Mehmet ve Ahmet Talay, ah nasıl unuturum, Aralların keyifli mekanı Kasaba'da biricik Arzu'nun sıcacık sarılması, dünyanın merkezi Çınaraltı'nda içilen çaylar, Cahit amcayla Nejat beyin birlikte geliştirdiği salçalı, kekikli, domates ve beyaz peynirli tost... Çınaraltı dünyanın merkeziyse, benim için de Habbele öyle. Siz de tatmak isterseniz bu güzellikleri, gerekli bilgileri şuradan alabilirsiniz. Cem'ciğim de olaydı daha tam olacaktık ya bu sefer onsuz geçti ada günleri. Ben yine eli kolu dolu döndüm. Ümit'le Nejat bey her zamanki dostluklarıyla ağırladı, Füsun'la Erhan ev yapımı şarap ve ahududu sirkesi getirdi, Cahit amcam mis kokulu zeytinyağlarından, Haşim bey Çamlıbağ'ın bu yıl en beğendiğim Merlot-Kuntra kupajından armağan etti. Yakında Çamlıbağ etiketiyle satılacak olan kırma yeşil zeytinlerden, yine Çamlıbağ'ın şaraplarından satın aldım (ada şarapçılığı son yıllarda büyük aşama kaydetti gerçekten, hepsine emekleri için teşekkürler), çantamı yüklendim ve eve döndüm.
24 Haziran 2009
Yemek kursu ve nohutlu salata
Ektir. Bu haftasonu Bozcaada'da şarap tadım günleri var. Hem de beşinci kez düzenleniyor. Güzel olur tadım günleri. Her şarap firması müzik dinletileri düzenler. Bir yerde klasik müzik, öte yanda çigan orkestrası, gitar dinletileri... Ada şarapları tadılır, şarkılara eşlik edilir. 26-28 Haziran 2009 tarihlerinde. Ayrıntılı bilgiyi şuradan alabilirsiniz.
*
Bir ay kadar önce yemek kursu hakkındaki fikirlerinizi sormuştum, sizler de yüce gönüllülükle düşüncelerinizi paylaşmıştınız. Bir kez daha teşekkürler. Bu kurs projesi Berna Tunalı'nın telefonuyla başladı. Datça Domuzçukuru'nda yeni açılan bir kampingde yaz boyu kurslar yapılacaktı. Benden de yemek kursu istiyorlardı. Neden olmasın dedim ve şu programı hazırladım (sağ tarafta kamp alanı, yaz boyunca düzenlenen aktiviteler ve hazırladığım "Mutfağım da Sağlıklı Ben de!" başlıklı kurs programının bağlantı adreslerini görebilirsiniz.) Sizden ricam bu bilgiyi ilgileneceğini düşündüğünüz dostlarınızla da paylaşmanız. Şimdiden teşekkür ederim. Nohutlu salataya gelince, tahminimden de güzel oldu. Börülcelerim çok körpe diye fazla haşlamadım, bir kaç dakika daha haşlansalar olurmuş. Azıcık suda önce börülceleri haşlayıp çıkardım, sonra nohutları. Sosumu zeytinyağı, limon suyu, sarımsak ve deniz tuzuyla hazırladım. Börülce ve nohutlar sosla buluştu. Onları tabağa aldım, üzerine de doğradığım sepet peyniri, kiraz domates, körpecik uçlarını kopardığım semizotları ve hafifçe kavurduğum çam fıstıklarını koydum. Bayıldım bu işe. Haftaya pazardan demetlerce taze nohut alıp ayıklayacak ve donduracağım. Sevgili ailem geldiğinde onlara da sunmak istiyorum bu leziz salatayı. (Bir demet nohuttan bir ufak kase kadar nohut çıkıyor, bilesiniz.)
*
Bir ay kadar önce yemek kursu hakkındaki fikirlerinizi sormuştum, sizler de yüce gönüllülükle düşüncelerinizi paylaşmıştınız. Bir kez daha teşekkürler. Bu kurs projesi Berna Tunalı'nın telefonuyla başladı. Datça Domuzçukuru'nda yeni açılan bir kampingde yaz boyu kurslar yapılacaktı. Benden de yemek kursu istiyorlardı. Neden olmasın dedim ve şu programı hazırladım (sağ tarafta kamp alanı, yaz boyunca düzenlenen aktiviteler ve hazırladığım "Mutfağım da Sağlıklı Ben de!" başlıklı kurs programının bağlantı adreslerini görebilirsiniz.) Sizden ricam bu bilgiyi ilgileneceğini düşündüğünüz dostlarınızla da paylaşmanız. Şimdiden teşekkür ederim. Nohutlu salataya gelince, tahminimden de güzel oldu. Börülcelerim çok körpe diye fazla haşlamadım, bir kaç dakika daha haşlansalar olurmuş. Azıcık suda önce börülceleri haşlayıp çıkardım, sonra nohutları. Sosumu zeytinyağı, limon suyu, sarımsak ve deniz tuzuyla hazırladım. Börülce ve nohutlar sosla buluştu. Onları tabağa aldım, üzerine de doğradığım sepet peyniri, kiraz domates, körpecik uçlarını kopardığım semizotları ve hafifçe kavurduğum çam fıstıklarını koydum. Bayıldım bu işe. Haftaya pazardan demetlerce taze nohut alıp ayıklayacak ve donduracağım. Sevgili ailem geldiğinde onlara da sunmak istiyorum bu leziz salatayı. (Bir demet nohuttan bir ufak kase kadar nohut çıkıyor, bilesiniz.)
23 Haziran 2009
Elbette taze nohut
Evet bildiniz. Bu da soyulmuş hali taze nohutun. Ne güzeller değil mi? Her biri birer mucize. Seyretmeye doyamaz insan. Çocukken ben de pek yerdim taze nohut. Pazardan alırdık demet demet. Çekirdek çitler gibi oturursun merdivenlere (yahut bir duvar tepesine) teker teker içlersin. Bu sefer ise başka bir iş için aldım. Meltem arkadaşım sormasa aklıma düşeceği yok. Tijen'ciğim dedi, bizim bahçede bir sürü taze nohut var. Öyle yiyoruz ama başka bir şey yapılmaz mı? Yapılır elbet dedim, neden yapılmasın. Ona tarifler buldum internetten sonra da ben neden yapmıyorum ki dedim. İşte fotoğraftaki nohutlardan bir salata yaratacağım. Bahçeden körpe semizotları topladım. Dün pazardan incecik, ip gibi taze börülceler almıştım. Onlar da yakışır diye düşündüm. Hazır tarifi neyleyim, elimdeki malzemeyle yeni bir lezzet kavuşması yaratmak varken...
Bilin bakalım bu nedir oyunu
Bilin bakalım bu nedir oyununun yeni halkası bu güzel yeşiller. Önce tahminleri alayım, sonra hakkında demeç vereyim dedim. Sıcak bir yaz günü, ofisteki ortamda bunalmış, patrona kızmış, tatil özlemiyle yanıp tutuşan birileri vardır mutlaka (keşke olmasa!) Belki bir nebze olsun sizi o ortamlardan alıp çıkarırım bu mini oyunla. (Bu seferki fotoğraftan memnun kaldım. Doğru ışığı yakalamaya başlıyorum sanki???)
22 Haziran 2009
Ah kayısı sen nelere kadirsin
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "kadir" sözcüğünün birden fazla anlamı var. Birincisi değer, kıymet, itibar. İkincisi gökbiliminde bir yıldızın parlaklık bakımından bulunduğu basamak, üçüncü anlamı güçlü, gücü yeter, erkli, son olarak da din biliminde her şeye gücü yeten anlamında kullanılıyor. Neden yazdım bunları? Kayısıyı her şeye kadir edebilir miyim merak ettiğimden. Bir kayısı ağacımız var, bu sene coşmuş iyice. Dallar yerlere değecek neredeyse. Komşular kızıyor deniz manzaramızı kapattı diye. Sabredin diyorum, bir haftası daha var, sonra hepsi dökülmüş olacak. Hakikaten patır patır dökülüyor olgunlaşanlar. Konu komşuya dağıtıyoruz, kurutuyoruz. Annem marmelat yapıyor, ben yemem tabii, bir dolu şeker. Birazını Maya'cığım için şekersiz püre yapıp buzluğa koyacağız. Bu mevsim -yani kayısı mevsimi- ben de çeşitli şekillerde kullanmaya çalışıyorum kendisini. Örneğin yağsız şekersiz kekimi bu sefer elma yerine kayısıyla yaptım. Fotoğrafta gördüğünüz salatada da var kendileri. Bizim Hasan (her sabah siteye bahçesinden ürün getirir) bahçe radikası yetiştirmeye başlamış. Geçen gün bir tane alıp haşladım. Aynı gün haşlanmış kuru fasulyem de olunca ikisi bir salatada birleşti. Bademlerimi suya koymuştum, kabuklarını soyup yemek için. Onlardan da doğradım üzerine. Kayısı ille de gerekliydi, renk lazımdı renk. Üzerine de susam gezdirince pekala güzel bir salata oldu. Bir tek pozu güzel değil. Burada henüz güzel bir ışık yakalayamadım, biraz çalışmam gerek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
