01 Mart 2009

Yoğurda dair

Bu yazı linkini Ayşenur hanım göndermiş. Dikkatimi çekmesine çok sevindim ve tabii habere şaşırdım. Herhalde evde yoğurt yapmak isteyen hanımlar bir an önce eyleme geçecek bu haberden sonra:
http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1065474&Date=01.03.2009&b=

27 Şubat 2009

Dünya mutfakları

Bugün ne yazayım diye düşünürken genelde yaptığım gibi -hazır bir konu yoksa zihnimde- fotoğraf arşivine baktım. İnsan fotoğraflara baktıkça geçmiş günleri anımsıyor. Nerelere gitmişim, neler yemişim, kimlerle kahkahalar atmışım, neleri merak etmiş, hangi anları kayda geçirmek istemişim... Seyahatlerden kalma yemek fotoğrafları haliyle arşivin önemli bir kısmını kaplıyor. Onlara bakarken bu fotoğraf çıktı karşıma. Galiba 2007 yılındaki New York seyahatinde, biricik Hülya ile buluştuğumuz bir gün gittiğimiz restoranda tattığım bir yiyecekti bu. Pirinç yufkasına sarılmış sebzeler. Bir Uzakdoğu lokantası idi. Tek bir mutfaktan çok bir kaç mutfağı birlikte sunan, yaratıcı sunumlarıyla ilgi çeken bir yerdi. Öyle anımsıyorum en azından. Aklıma pek çok restoran, pek çok ülke mutfağı geliyor bu fotoğraflara bakarken. Hangilerini seviyorum diyorum. Liste yap deseler yapabilir miyim? Zor geliyor liste yapmak. Bir ülke mutfağını tümüyle kabullenmek veya reddetmek gibi bir durum söz konusu olamıyor benim için. Eti otomatik olarak listeden çıkardığım için geri kalanları deneme eğiliminde oluyorum genelde. Çok acılı lezzetlere bayıldığımı söyleyemem, yemekte çok fazla "tatlı" tatları algılamayı da sevmiyorum. Kararında olabilir, az biraz, ona itiraz etmem. Siz hangi mutfakları seversiniz? Özellikle sevdiğiniz veya unutamadığınız bir yemek veya yiyecek var mı?

24 Şubat 2009

Yaşasın enginar!

Bu fotoğraf da artık yıprandı. Kitapta, blogda yayınlandı, yüzü eskidi moda deyimle. Ama ne yapayım ki çok seviyorum kendisini. O yüzden de her enginardan bahsetmek istediğimde nasılsa o var diye sahneye kendisini itiveriyorum. Tepetaklak düşmeden çıkıyor, rolünü en iyi şekilde oynuyor ve alkışları hak etmiş bir şekilde sahne arkasına dönüyor. Yani mideme. Müjde, bu yılın ilk enginarını yedim. Müjde oğlum/kızım oldu gibi bir şey oldu bu pardon ama ne bileyim enginar yemek çok güzel. Ben donduran, kavanozlarda sıkıştıranlardan değilim bu güzelliği. Kendilerini mevsiminde taze taze yemeyi yeğ tutarım her daim. Hayır diyeceksiniz ki kardeş Mart ayı geldi daha yemedin mi, eh tabii bizim pazarda Ocak'tan beri var ama tanesine 4 lira verip alacak yürek bende yoktu. Bu hafta gözümü kararttım, 2.5 liradan aldım kendilerini ve her zaman olduğu gibi (resimdeki gibi yani) limonlu suda haşlayıp sarımsaklı sosuyla yedim. Bir kez daha hatırlatayım, siz siz olun, limon tuzlu suda bekletilmiş enginarlardan almayın, satıcının başında durun ayıklasın. Ya da siz ayıklayın vaktiniz varsa. Hayatımda bir kere yaptım beklemiş enginar alma hatasını, bir daha nasla!
*
Cem Birder dostu bilen biliyor, bilmeyen de öğrenecek elbet. Açık Radyo'da Toprak Ana adlı güzel mi güzel bir program yapar kendisi. Sitesini ziyaret ederseniz güzel sürprizler bulacaksınız:
www.toprakana.com.tr

23 Şubat 2009

Bitki tanıma kursu-İzmir


Bu kurs bilgisi geçenlerde kendisinden ve kitaplarından bahsettiğim Dr. Cenk Durmuşkahya'dan geldi. Egeli dostlara duyurulur.

Kayıt ve Bilgi
Anatolica Doğal ve Organik Ürünler
Mahmut Esat Bozkurt Cad. No: 13/C Alsancak İzmir
Email: anatolica.organik@gmail.com
Tel: 0232 463 50 08

Anadolu’da yaklaşık 11.000 çiçekli bitki türü yaşıyor. Ancak bizler herhangi bir eğitim almadığımız için bu bitkileri tanımıyoruz. Her gün yolda yürürken onlarcasını gördüğümüz bitkilerin acaba kaç tanesinin adını biliyoruz?

Bitkileri tanımak neden önemlidir ya da bitkileri tanımak bize ne gibi bir yarar sağlar?

Günlük yaşamımızın neredeyse tamamını bitkilere borçluyuz. Çünkü üzerimize giydiğimiz elbiseler, üstüne oturduğumuz mobilyalar bitkilerden yapılıyor. Okuduğumuz kitap ve gazeteler, kullandığımız boyalar, eşyalarımızı sakladığımız sandıklar bitkilerden elde ediliyor.

Ama daha önemlisi yediğimiz yiyecekler, kullandığımız ilaçlar bitkilerden elde ediliyor. Bu nedenle bitkiler yaşamımızda birinci derecede önemli bir rol oynuyorlar. Bu eğitim ile çevrenizdeki bitkileri kolayca tanıyabilir, onları günlük yaşamınızda daha faydalı bir şekilde kullanabilirsiniz.

21 Şubat 2009

Üç güzeller

Susam yağını merak edenler için. Daha çok Asya mutfaklarında kullanılıyor, Çinlilerin "wok" tavasında, harlı ateşte hızla pişirdikleri sebze yemeklerinde mesela. Susam yağı bizde pek satılmıyor, oysa evinizde tahin varsa ve bir süre beklediyse üzerinde yağı birikmiştir. İşte bu susam yağı. Gerçi benimki kavrulmuş susam yağı, çok yoğun bir aroması var. Az miktarda kullanmak yeterli oluyor, bir tatlı kaşığı bile yeterli aromasını yayması için. Dilerim yardımcı olabilmişimdir.
*
Büyük konuşmamak gerekiyormuş, bunu anladım. Bu sitenin düzenli okurları hatırlar, bir Brüksel lahanası fotoğrafı koymuştum yazılardan birine ve demiştim ki ben Brüksel lahanası sevmem. Hakikaten sevmiyordum. Sonra geçen hafta İzmir'den o müthiş koli geldi. Size bu konudan daha ayrıntılı bahsedecektim ya Umut'tan bilgi bekliyorum. Çevremizde pek çok kişiye koliyle bahçemizde yetiştirdiğimiz organik sebzelerden yolluyoruz demişti. Bana gelenler (kereviz, brokoli, Brüksel lahanası, Çin lahanası, kırmızı ve beyaz lahana, kivi, taze soğan ve taze sarımsak) artık kışın son güzelleriymiş. Yazlıkların ekimi başlıyor dedi. Onlar olunca bildireceğim elbet. Geçen hafta pazardan sultani bezelye almıştım. Neden bu üç güzeli birlikte pişirmeyeyim dedim ve geleneksel basit ve hızlı tariflerimden birini yaptım: Hepsini ayıklayıp yıkadım, tencereye koydum. 3-4 diş sarımsak doğrayıp koydum, az tuz, az karabiber ve bir çorba kaşığı susam yağı (yerine zeytinyağı kullanabilirsiniz) ekledim, kapağını kapatıp pişmeye bıraktım. Çok değil, beş dakika. Kendi buharında pişti yemeğim. Beni en şaşırtan şey, Brüksel lahanasının o kendine has lezzetiydi. Doyamadım yemelere iyi mi?

18 Şubat 2009

Tahin de güzel pekmez de

Bugün 30 Ocak 2006'ya gittim zihnimde. Aslında zihnime de gerek yoktu, Turunç Kokulu Düşler'i açtım ve blogda paylaşmak için bir tarif ararken o günle karşılaştım. Güzel bir börek yapmıştım, tatlı bir börek: Tahin-Pekmez ve Bademli Tatlı Börek. Gerçekten de pek lezizdi, hatırlıyorum. Üstelik çok basitti. O anda ortaya çıkmıştı ve yiyenler bayılmıştı. Turunç Kokulu Düşler, düşlerim, anılarım, Antalya günleri, pazarlar, tarifler... Güzelmiş hepsi. Bugün de güzel. Güneş var. Kuşlar cıvıl cıvıl, ortalık sessizcene. Bahar gelmiş bile, bademler patlamaya başlamış, sarı papatyalar boylanmakta, Akdeniz masmavi, dağlar pırıl pırıl...
İşte tarifimiz:

Bir büyük yufkayı ortadan ikiye kesin, yarısının üzerine fırçayla zeytinyağı-su karışımı sürün. Üzerine de tahin-pekmez gezdirin (ben içine bir kaşık da narenciye çiçeği suyu koymuş, tarifte de isterseniz portakal kabuğu rendeleyin demiştim) ve kaşık yardımıyla yayın. Onun üzerine doğranıp hafifçe kavrulmuş badem serpeleyin, yufkanın geniş yerinden başlayarak üç parmak genişliğinde sarın, verev olarak kesin ve yağlanmış tepsiye dizin. Diğer parçayı da aynı şekilde hazırlayın. Yufkaların üzerlerine yağlı sudan sürün ve 200 derecede 12-15 dk (kenarları kızarana kadar) pişirin. Fırından çıkarınca ufak bir süzgeç yardımıyla pudra şekeri serpin ve ılık halde servis edin.

17 Şubat 2009

Doğru beslenme ve sağlık üzerine

Mehtap "Herkes Konuşuyor" başlıklı bir yazı yazmış. Yirmi yıllık sağlık tecrübesiyle paylaştığı bilgiler her eve lazım türden. Sizler de okuyun isterim.
(Mehtap, özellikle zeytinyağı konusunda söylediklerine o kadar katılıyorum ki. Türkiye'de sadece diyetisyenler değil, kalp doktorları bile ne diyor biliyor musun:
Bütün yağlardan almanız gerekir, fındık yağı, soya yağı, mısırözü yağı da kullanın. Hatta bunları karıştırıp öyle kullanın! Hiç biri de biz bu yağları öneriyoruz ancak rafine edilmiş yağların sağlığa yararlı bir yanı var mı yok mu diye düşünmüyorlar bile. Kaç yıl önce Amerikan Soya Birliği'nin bir basın toplantısında Hintli bir doktor soyanın yararlarını anlatıp soya yağını göklere çıkardığında, "peki rafine edilmiş soya yağından bu vitamin ve mineralleri alabiliyor muyuz" diye sormuştum. Hık mık etmiş, "pek değil" demişti.)