Dün yollarda idim. Otobüste (hadi reklam yapmış olayım, Kamil Koç'un 'Rahat Hat'tında. Pek rahattı. İnternet bile vardı. Ama gürültü yoktu. En güzeli de vurdulu ve de kırdılı filmler izlemek zorunda bırakılmamaktı) dergi de vardı. Dergide de Feyza Hepçilingirler'le yapılan bir söyleşi. Dil, dilimiz, dili doğru kullanmamız. Feyza hanım diyordu ki, Türkçe yerine başka dilleri yeğlememiz kendimizi sevmememiz, kendimize güvenmememizden kaynaklanıyor. Doğru dedim. Gerçekten. İnsan kendine değer verse diline de verir. Bu yazıyı okumadan bir kaç saat önce garip bir tabela görmüştüm. 'AĞALAND' gibi bir şeydi. Belki baştaki sözcük ağa değildi, başka bir Türkçe sözcük idi ya ne fark eder? Hadi yabancı bir sözcük kullanayım, baştan aşağı "absürd"dü. Baktım ne menem bir yer diye, otoparktı sanki. Hızla geçerken o kadarını seçebildim.
Bu yazıya neden olan mesele sevgili Mor Koyun'un birleşik ve ayrı yazılacak birleşik kelimelere dair pek hoş, pek nükteli, pek eğlenceli yazısı. Tabii son iki etkinlik haberini yayınlayamadım (yine emin değilim, acaba yayımlayamadım mı demeliyim?) malum, şaircilik oynuyordum. Yok aslında, derdim şaircilik falan da değildi ya sevgili, çok sevgili dostlarım ruh ve akıl sağlığımdan şüphelenip beni "derin sularda dolaşmak"la suçladılar (yok elbet bu bir suçlama değil, olsa olsa suratıma bir bardak serin su çarpıp normale döndürme çabası olabilirdi). Her ne ise, şairlik başa bela. Hele de derdiniz sadece zihninizden geçen sözcükleri kağıda dökmekse, daha da büyük dert. Söylediklerim şiir falan değil, sadece bir araya gelmiş sözcükler desem de kimseleri inandıramadım. Her ne ise, konuyu uzatmayalım, dikkati dağıtmayalım ve hep bir elden Mor Koyun'a konuk olalım. Dedim ya, bir önceki etkinlik konusunu da duyuramamıştım. Birleşik ve bitişik yazılan sözcükler için (iki konu nasıl da birbirini tamamlıyor değil mi?) eğer henüz yapmadıysanız (ikinci kez okumak bilgiyi pekiştirmek açısından daha iyidir) sevgili Senem'i ziyaret ediniz. Ben bu sıcakta -ayıla bayıla- her ikisini de bayılarak okudum. Ellerinize sağlık sevgili Senem ve Mor Koyun! (Bu iki yazıya bu yazının sağ tarafında yer alan kırmızı DDD sembolünü tıklayarak da ulaşabilirsiniz. İyi okumalar, iyi uygulamalar.)
22 Temmuz 2007
20 Temmuz 2007
Yürüyüş

Bu fotoğrafın ana fikri:
Dostlarınıza ve dostluklarınıza sahip çıkın.
Çünkü bir güzel dostla günbatımında yapılan yürüyüşün yerini
hiç bir şey tutamaz.
Çünkü orada sadece sevgi,
Çünkü orada sadece dostluk,
Çünkü orada sadece paylaşmak vardır.
Bu yazının ana fikri:
Yürümek güzeldir.
Hele de batarken çimleri dahi boyuyorsa güneş,
Bir başka güzel oluyorsa renkler,
Dostunuzla sadece adımlarınız değil,
Kalp atışlarınız da uyuşuyorsa...
18 Temmuz 2007
Taze
14 Temmuz 2007
Merak
11 Temmuz 2007
İçeriden dışarıya
05 Temmuz 2007
03 Temmuz 2007
Cennetten kisa kisa
Yine kisa, yine fotografsiz, yine duru.
Bazen Tanri'nin insanlar arasinda ayrim yaptigini dusunuyorum.
Kimi yerler var ki, cennet bu bolgeler icin tanimlanmis.
Gercekten cennet. Beyaz, yesil, mavi, siyah...
Inci gibi disler, sonsuz gulusler...
Insan hayattan sonraki hayata inanmayi dusunmuyor bile o toprak
parcalarinda oldugunda.
Bazen ise bakiyorsunuz, zenginlikle fakirlik ic ice, birbirine
karismis, haftalarca taranmamis sac gibi, kedi yavrusunun oynadigi
yun yumagi gibi.
Bunlari dusunuyorum insanlari gordukce, dogaya baktikca.
Parklar, deniz kenarlari, kentler, restoranlar, insanlar.
Sokakta uyuyanlar, evinin huzuruna kapananlar.
Dilenenler, onlari gormeyenler.
Luks yasamlar, kendi halinde hayatlar.
Ne kadar uzagim ne kadar.
Ne kadar yakinim oysa.
Hangisi yakin?
Hangisi uzak?
Hangisi cennet?
Hangisi cehennem?
Bazen Tanri'nin insanlar arasinda ayrim yaptigini dusunuyorum.
Kimi yerler var ki, cennet bu bolgeler icin tanimlanmis.
Gercekten cennet. Beyaz, yesil, mavi, siyah...
Inci gibi disler, sonsuz gulusler...
Insan hayattan sonraki hayata inanmayi dusunmuyor bile o toprak
parcalarinda oldugunda.
Bazen ise bakiyorsunuz, zenginlikle fakirlik ic ice, birbirine
karismis, haftalarca taranmamis sac gibi, kedi yavrusunun oynadigi
yun yumagi gibi.
Bunlari dusunuyorum insanlari gordukce, dogaya baktikca.
Parklar, deniz kenarlari, kentler, restoranlar, insanlar.
Sokakta uyuyanlar, evinin huzuruna kapananlar.
Dilenenler, onlari gormeyenler.
Luks yasamlar, kendi halinde hayatlar.
Ne kadar uzagim ne kadar.
Ne kadar yakinim oysa.
Hangisi yakin?
Hangisi uzak?
Hangisi cennet?
Hangisi cehennem?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




