
Bu bilgi çok önemli ama bu resmi çok sevdiğim için üzerine koyamadım. Hani bizim şu sembolü değişen biricik kampanyamız var ya: DDD (sevgili Bujene'in elinden çıkan yeni sembolü yanda, ayrıca artık bir de sitesi var, sembolün üzerine tıkladığınızda siteye ulaşıyorsunuz. Kampanyanın 2. yazısı sevgili Fethiye'nin sitesinde görülebilir. Çok önemli bir konuya değiniyor Fethiye, çoğumuzun sıkça karıştırdığı 'de/da' eki üzerine bu yazı. Öyle de yazarım böyle de demeden Fethiye'ye misafir oluyoruz çünkü değme öğretmenlere taş çıkarır akıcılıkta bir yazı hazırlamış Fethiye, ellerine sağlık. Tabii sonra da Asya'ya, çünkü bizim kızlar nefis şeyler yaratmışlar otlu yemekler etkinliği için, bayılacaksınız!
Bu sefer sevgili Asya'nın misafiriyiz. Dedi ki Asya, bu sefer otlarla kutlayalım. Bahar da geldi ya, yeşile bürünmeli. Yeşilin kendisi olmalı. Yeşil türküler söylemeli. Yeşile övgüler düzmeli. 19 Mart pazartesi günü itibariyle Asya'nın evine konuk oluyoruz. O yeşermeyi seçen tüm dostlarımızı konuk edecek, bizleri haberdar edecek. Kimler neler yarattılar acaba? Bu arada Asya'ya bir özür borcum var. Affet beni Asya, sana yardımcı olamadım hazırlığında. Senin bana ihtiyacın da yokmuş gerçi, ne güzel şeyler hazırlamışsın bize. Ellerin dert görmesin.
Seçimim elbette ki sevgilimle yapılmış bir yemek. Gözleriniz parladı biliyorum. Zannettiniz ki dünyalar güzeli bir adamla mutfağa girdik, önümüze önlükleri takıp neşe içinde yemek yaptık. Sevgilim hah işte resimde gördüğünüz yeşerti. Tilkişen. Yani yabani kuşkonmaz. Bakın onun için Bir Ot Masalı'nda neler yazmışım:
"Kuşkonmazın yabanisini görmemiş pek çok insan vardır. Bırakın doğadaki halini, pazarda bile. Ben ona tilkişen diyorum, Bodrum alışkanlığı. Oysa Ege’nin diğer yerlerinde ona başka adlar vermiş yöreliler. Aydın’da ‘kedirgen/keldirgen/tilki kuyruğu’, Ayvalık’ta ‘izmiye/izbinya’, Akseki’de ‘kırgınotu’, Kıbrıs’ta ‘ayrelli’ denir ona. Zambakgillerin bu lezzetli üyesi Ege’nin en pahalı otlarından biridir. Yetiştirilmiş kuşkonmaza çok benzeyen, ancak ondan çok daha ince ve biraz da koyu renkli olan tilkişenin rengi yeşille bordo arasında değişir. Dikenli bir çalının körpe ve leziz rizomudur o. Yani bir nevi filiz. Kimi zaman yerden, bitkinin yanından çıkan, bazen de dikenli dalların ucunda uzayan filizi ilk görenler genellikle çobanlar, ya da hayvanları otlatan kadınlardır. Kıra bayıra çıktıklarında çıt çıt koparır, demetler yapar, satılması için pazara çıkan bir yakınlarına verirler. Kârı iyidir, bulması zor olsa da."Geçen yıl bol bol yediğim tilkişenden (bu sene daha ağzıma değdiremedim desem?) çeşitli güzellikler yaratmıştım. Bu en güzeli, Asya'ya eli boş gitmek olmaz, ona da tattırayım diye bunu seçtim. Mantarlar Ege'de 'kuzugöbeği' denen bir tür. Bana kurutulmuş olarak Kybele'den gelmişti. Ben de soğanları yarım halka halinde doğradım, mantarları suda bekletip yıkadıktan sonra şeritler halinde doğradım, önce soğanları, ardından yine şeritler halinde doğradığım kırmızı biber ve havuçları, sonra elimle pıt pıt kopararak ayıkladığım tilkişenleri ekledim ve tabii mantarları. Hepsi birlikte kavrulup bu güzelim yiyeceğe dönüştüler. Üzerine de yağsız tavada hafifçe kavurduğum çam fıstıkları (yine Ege deyişiyle 'küner' veya 'künar') serptim. Geçtiğimiz yıl bir gün soframı neşelendirmiş olan bu rengarenk kavurma, bugün kalbimi neşelendiriyor. İyi ki yapmışım.
*
Bu yazı Buğday Derneği'nin internet sitesinden. Başlığı 'orda bir köy var uzakta!' Belki de o sizin köyünüzdür:
http://www.bugday.org/article.php?ID=1862
















