02 Haziran 2006

Halep-Şam gezisi

Sözümü ancak tutabiliyorum, affedin. Zannettim ki Burhaniye’ye vardiktan sonra biraz evin derlenip toparlanmasina yardimci olup sonra da bilgisayarin basina oturabilecegim. Evdeki hesap çarsiya uymadi, güvendigim daglara karlar yagdi, hiç beklemedigim ve canimi çok acitan (simdi ne yazik ki paylasamam) bir durumla karsilastim. Neyse, Allah’a havale ettim, rahatlamaya çalisiyorum. Bir yandan da evdeki isler devam ediyor. Eksikler aliniyor, düzen kurulmaya çalisiliyor, tamiratlar yapiliyor, vergiler, paralar ödeniyor falan da falan. Sizi bu ayrintilarla yormadan (gecikmenin sebebini de böylece açiklayarak) gelelim en merak edilene, Suriye gezisine.

Gonca Tokuz arkadasim Gaziantep Üniversitesi’nin genel sekreteridir. Çok can bir dosttur. Ilgilendigimi bildigi için 19 Mayis’ta kapali bir grup için yapilacak olan Halep-Sam turuna katilmak isteyip istemeyecegimi sordu, ben de sevinçle kabul ettim. Antep’teki Ansan Seyahat Acentesi’nin basindaki sevgili Ayşe Nur Arun’un organize ettigi 2 günlük (üç gün gibi görünmekle birlikte 2 tam günden birazcik fazla sürdü) gezi için 19 Mayis sabahi çesitli yerlerden gelen arkadaslarimizla bulustuk ve yola koyulduk. Gümrükten geçtikten sonra ilk duragimiz Halep oldu. Önce harika bir restoranda (eski bir konagi restore edip restorana çevirmisler) zengin mezeli, kebapli ögle yemegimizi yedik. Sonraki günler de benzer yemekler çikacakti karsimiza. Meze olarak humus, babagannus, Suriye’nin meshur kizarmis ekmekli salatasi fattus, muhammara gibi soguk mezelerden sonra karabiber ve nane ile yogurulduktan sonra incecik iri bir köfte halinde kizartilip sarimsakli sosla zenginlestirilmis köfte, yufkaya sarilip dilimlendikten sonra kizartilmis sucuk harci, bol nar eksili zeytinyagli patlican dolmasi, peynirli börekçikler yendi. Son olarak da karisik kebaplar.

Yemek üstüne o sicakta kostur kostur Halep kalesini gezdik. Kale, su anki haline Emeviler döneminde ulasmis. Çok görkemli bir kale oldugunu söyleyebilirim. Harika rehberimiz Hutun’un (annesi Türk, babasi Halepli çok tatli bir bayandi. Bir gün Suriye gezisine çikmak isterseniz onunla iletisim kurmanizi öneririm. Küçük gruplara da gezi organize ediyormus. Yaninizda o olduktan sonra kendinizi güvende hissedebilirsiniz. Gerçi ben kendimi gezinin hiç bir aninda güvensiz bir ortamda hissetmedim ya.) bilgileri esliginde kale gezisini tamamladiktan sonra ufak bir kahve molasi verip orta kahvelerimizi içip paralarimizi bozdurduk ve Şam’a dogru yola çiktik. Geceyi Sam’in biraz disinda, kentin yaylasi gibi bir tepede kurulmus gayet lüks ve güzel Sheraton Oteli’nde geçirdik. Sabah erkenden zengin büfede kahvaltimizi edip Siddi Zeynep camisini gezmeye gittik. Cami bugün Şiilerin kabesi durumunda. Son on yilda büyük yatirimlar yapilmis, kubbesi som altin, minareleri ve duvarlari nefis çinilerle kapli camiye her yil binlerce Iranli hacca geliyormus. Biz de zaten pek çogunu gördük orada.

Camiden çiktiktan sonra yanibasindaki tatliciya dalip bir kaç sey tattiktan sonra (ne kadar zengin degil mi?) Sam’in el sanatlari çarsisina, ardindan da kapali çarsiya gittik. Girisi nefis bir dondurmayla yaptik.

Bizim Maraş dondurmasi kivaminda oldukça yogun bir dondurmalari var. Yufka gibi açiyor, rulo yapip fistiga batiriyor ve kagitlara sarip buzluga koyuyorlar. Sonra da dilimlenip (resimde görüldügü gibi) tabaklara konup servis ediliyor. Herkes alisveris için dagildi tabii. Söylemeyi unuttum, aksam grubu bir dansözlü, sarkicili eglence yerine götürdü rehberimiz ancak ben hem çok yorgun oldugum, hem öyle eglencelere bayilmadigim hem de hayatta gece 10:30’tan sonra yemek yemedigim için otelde kalmayi tercih ettim. Grup da bir sey kaçirmadigimi söyledi zaten.

Sam’in hizla gezdikten sonra yeniden yola koyulduk ve Humus kentinde ögle yemegimizi yedik. Resimde gördügünüz eski konaktaydi bu sefer yemek ve diger ögle yemeginden asagi kalmayacak hosluktaydi.

Lübnan saraplari esliginde yemegimizi yedikten sonra hizla yola koyulduk. Bir durak da Hama kentinde yaptik. Oranin su degirmenleri meshurmus. Asagidaki resimde görüyorsunuz. Eskiden 100 civarinda olan su degirmenleri çok eski. Simdilerde on civarinda kalmislar. Hama süt ürünleriyle ünlü bir kent. Yolda bir peynirciden çesitli peynirler alip kostur kostur Halep’e geldik. Aksam olmus, hava kararmisti. Otele inmeden çarsilara döküldük. Müslümanlar dükkanlarini Cuma günleri, Hristiyanlar ise Pazar günleri kapattigindan ve bizim Nisantasi’na benzer çarsidaki çogu dükkan sahibi Hristiyan oldugu için oradaki dükkanlarda isi olanlar dagildilar. Biz de Frank, Yelda ve rehberimiz Hutun’la birlikte Halep’in nefis sokaklarinda gezindik. Halep’te hemen tüm binalar Halep tasi denen tasla yapilmis. Çogu da oldukça görkemli. Bir çok din birarada yasiyor. Yanyana birer cami, sinagog, ermeni kilisesi bulunabiliyor. Daracik eski sokaklar, yüzlerce yildir ayni yerde duran kapilar, çarsilar... Hepsi de bir baska güzel. Halep’e yeniden gidip uzun uzun gezmek isterim dogrusu. Hele de Kapali çarsida aklim kaldi. Öyle az zamanimiz kaldi ki oraya ne gördügümü anlayamadim bile. Yine de sikayetçi degilim. Bu kadarini bile gördügüm için mutluyum dogrusu.

Su gördügünüz dükkan Halep’teki kapali çarsinin baharatçilar bölümünden. Yillar öncesinde yasiyor gibi hissediyor insan kendini. Çarsi öyle hareketli ki. Felafelli dürümler, baklacilar, kelleciler, tel kadayif dökenler, börekçiler, cigerciler... Daha nice esnafi ve ürünleriyle tam bir güne yayilabilecek zenginlikte. Iste son duragimiz da bu çarsiydi. Sonra otobüsümüze yerlestik ve sinira dogru yola çiktik. Sansimiza sinir bombostu, valizlerimiz de aranmadi ve hizla geçtik Antep’e. Grubun bir kismi erken ayriliyordu, bir kismimiz ise midelerimizi bozmustuk. Dolayisiyla son ikram olan Burhan Çagdas’taki kebaplari fazla kisi yiyemedi. Ben zaten kebapçiya gitmeyip evde dinlenmeyi seçtim. İki gün sonra Gonca’cigimla gittik ve etsiz birer Alinazik (ya da Alanazik) yedik. Dilerseniz Antakya, Antep, Sivas ve Tokat baska yazilara kalsin. Simdilik Suriye gezisinden enstantanelerle basbasa birakayim sizi.

25 Mayıs 2006

Sivas'tan kısa selam

Bu sefer de selamimiz Sivas'tan. Tanrim ne kadar yorgun hissediyorum kendimi. Suriye'de yedik güzel seyler yemesine de hepimiz döküldük. Hatta gruptan biri hastaneye yatmaya vardirmis isi. Ben daha yeni toparladim ama bir yandan da acaba yorgunluktan sogukalginligi baslar mi telasindayim.

Dünkü Antep-Sivas yolculugu 8 saat sürdü. Komedi bir yolculuktu diyebilirim. Neyse ki yanim bostu, ayagimi uzatabildim ama can sıkıntısından bir ufak torba badem, 3 muz, 5-6 kilis kahkesi, 3-4 de antep kahkesi (zeytinyaglisindan) yedim. eh çok da fena degilmis liste. Yola çiktigimiz 2 saat bile olmamisken yarim saat çay ve ihtiyaç molasi verdik. Ardindan Malatya otogarinda bir yarim saat daha. Oradan ayrildik bu sefer benzin molasi, ardindan durduk yolun ortasinda. Ne oluyoruz derken bir baktim birileri çilek mi kiraz mi birseyler aliyor. En son olarak da Hekimhan'da aksam namazi molasi verdik. Iki kisi namaz kildi, 20 kisi sigara içti! Ben de oraciktaki igde agacindan iki dal koparip otobüsü kokuttum. Sonra da onlari Fatma arkadasima getirdim. Fatma'yi taniyorsunuz, mutfak solisti. Kayisili perdelerini gördüm. Aksam o saatte yemek yiyemem deyince bana güzel esgi asi'ndan isitti. Yesil erik ve karisik bakliyatla yapilan nefis bir çorba. Tarifini alacagim ondan. Sabah da biri peynir ve evelikli, öteki cevizli gözlemeler yapmis canim. Tabii tembel ve yorgun misafiri ancak 9'da kalkinca... Cevizler ve kayisi kurulari Divrigi'den, ablasinin bahçesinden. Bugün de 'iç' yemeye gidecegiz, sire pazarini gezecegiz. Bakalim gezi bitince ne kadar pestil olacagim, ne pestili olacagim? Kisa dedim ama evde hizli baglanti bulunca oturup yazdim bunlari. Gelen yorumlara da bakamamistim önceki seferlerde. Kimseyi yanitlayamadim ama hakikaten çok kisacik oldu baglantilar. Simdi de kafam dumanli ya bu kadar cümleyi dogru dürüst kurabildiysem ne mutlu bana! Fatma'nin selamlari var bu sitenin okurlarina..

23 Mayıs 2006

Antep'ten çoook kısa selam

Simdi de Antep'teyim. Geziden pazar aksamüstü döndük. Aman o ne yorgunluktu. Yine de fazlasiyla degdigini söyleyebilirim. Çok ilginç bir deneyimdi. Hepimiz sürate ragmençok mutlu döndük. Halep'ten basladik. Halep Kalesi'ni gezdik, nefis bir ögle yemegi yedik. Sonra yollara düsüp Sam'a vardik. Gece Sam'da konaklama, ertesi sabah Sid Zeynep camisi, eski çarsi.. Dönüste Humus'ta yine harika bir ögle yemegi (ne yazik ki birbirine benzeyen seyler) ve Hama kentinden oraya has bir tatli alip eski su degirmenlerini görüp yola devam. Halep'te çarsi gezileri, kapali çarsi.. gece uykusu derken ertesi sabah ufak tefek gezilerle bitirdik. Ayrintili yazamiyorum vakit yok. Resim de yükleyemiyorum ama en kisa zamanda insallah. Yarin Sivas'a geçiyorum, cuma da Tokat'taki etkinlik basliyor. Kismetse haftaya pazartesi Burhaniye'deyim. O zaman uzun uzun yazar ve fotograflardan örnekler vermeye baslarim. Ancak sizi su anda içinde bulundugum bir nefis mekanla anadolu evleri'yle basbasa birakiyorum. Bir bakin ve en kisa zamanda Antep'e yolunuzu düsürüp gelin. Zaten Çagdas'ta yemek de yiyeceksiniz, çarsilari gezeceksiniz... Oooo! Haydin eyvallah.

18 Mayıs 2006

Antakya'dan çok kısa

Bir günde Antakya görülür mü? Görülmez elbet. Azicik da olsa degdi. Uzun çarsiya gitmek, Sultan Sofrası'nda yemek yemek, gerçek Antakya künefesi tatmak, peynirler, kahkeler, kerebiçler...
Sabah kahvaltisi Halepli İbrahim Usta'dan: bakla ve humus.. Devami sakin bir zamanda. Birazdan Antep için yola çikiyorum. Fotograflar bol bol gelecek elbet!
Herkese sevgiler. Bu ara gelen mektuplariniza yanit veremezsem affedin beni.

14 Mayıs 2006

Anneler, gazeteler, kitaplar, geziler veeee çilek!

Elime geçen son üç kitap da Arkadaş Yayınları’ndan Beden Zekası, Her Yönüyle Yoga, Her Yönüyle Diyet. Kitaplarin formu, kagidi, sayfa düzeni son derece hos, incelikli. Özellikle Beden Zekası kitabinin önemli bir kaynak olabilecegini düsünüyorum. Farkli diyet ve yoga kitaplari daha önce de yayinlandigi için hangisinin size daha uygun olduguna sanirim ancak siz karar verebilirsiniz. Içerigi de güzel kitaplarin ancak ne yazik ki pek çok çeviri kitapta gördügüm hatalar var. Çeviri, bir cümleyi oldugu gibi Türkçe’ye aktarmak degildir bana göre. Dilimize uygun bir dille aktarmaktir. Çeviri yaptiktan sonra bir de dili için okuyorum. Dolayisiyla gerçekten Türkçe bir kitap gibi okunmasini saglamaya çalisiyorum. Ne denli basarili oldugumu bilemem elbet, sonuçta çeviri gerçekten ciddiye alinmasi gereken bir is. Dili bilmek yeterli olmuyor. Dile hakim olmak da gerekiyor. Her iki dil için de geçerli bu. Sanirim çevirmenler kadar redaktörlere ve editörlere de bu konuda büyük is düsüyor. Bahsetmistim galiba, bir kaç ay önce elime geçen bir kitapta yabani çiçekler ‘vahsi çiçek’, degisim programiyla Amerika’ya giden Japon delikanli da ‘mübadil’ olmustu! Üstelik hatalar bunlarla da bitmiyordu.
Bir de geçenlerde Vefalı Dostlarım Şifalı Otlar (Alfa) kitabini tanittigim Bursali dostum Ramis Dara baska türlü haberdar olamayacagim bir kitabi gönderdi: Bursa Bitkileri. Uludağ Üniversitesi Kent Tarihi ve Araştırmaları Merkezi’nce yayimlanan kitabi Prof. Dr. Gönül Kaynak, arastirma görevlileri Ruziye Daşkın ve Özer Yılmaz hazirlamis. Bursa ili sinirlari içinde yetisen her tür bitkiyi fotografli olarak içeren kitap gerçekten çok degerli bir hazine bana göre. Tüm kitaplari hazirlayanlara tesekkürler.

25 Nisan 2006

Kitap tanıtımı


Kitaplar ve yeni dünyalar

Antalya’da hemen her apartmanin bahçesinde yeni dünya agaci vardir. Iste onlar simdi günesin de etkisiyle bir sürü kizarmakta olan meyveye ev sahipligi yapiyorlar. Ben de dayanamayip fotografladim bir kismini. Bizim arka bahçede de var yeni dünya agaçlari ve geçen gün bir kaç tane kopardim. Pazarda da vardi ya turfanda idi, yarisi olmussa yarisi da göktü. Seçtirmeyince satici ben de almaktan vazgeçmis idim. Nasilsa bir iki haftaya kadar bollanir, ben de bol bol yerim.

Iste Dr. Nermin Işık’in bulgur kitabi. Daha önce Duru Bulgur’un sponsorlugunda çiktiginda haberim olmus ve kendisinde bir kitap istemistim. O zaman da duyurmus, tanitmistim ancak yaygin olarak bulunabilen bir kitap degildi. Simdi ise Alfa Kitap’tan yeniden basildi. Kitap geldigi gün çok sevinmis, hemen gruplara duyurmustum. Iste gruplara yolladigim nottan kesitler: “Kitabin yeniden yayinlanmasina çok sevindim çünkü hem bulguru gida maddesi olarak çok
önemsiyorum (Anadolu'ya has olan ve pek çok kullanim alani bulunan bulgur hemen her yörenin beslenmesinde büyük önem tasir, çok saglikli ve dengeli bir besindir), hem de bu kitabi çok sevmistim. Çorbalardan tutun da sulu yemeklere, pilavlardan salata ve tatlilara bulgurun kullanildigi pek çok yöresel tarifi derlemis Dr. Isik bu kitap için. Tabii ki bulgur yapimi, bulgurun besin degerleri gibi bilgiler de var. Kitapta Gaziantep'ten Konya'ya, Artvin'den Çanakkale'ye pek çok ilimize has tarifler var. Örnek isterseniz topalak, yumurtali köfte, anali kizli, ayva dolmasi (Nermin Hanim'in izniyle bu tarife 'Meyve Agacindan Hikayeler' kitabimda
yer vermistim), sam tiridi, kulak çorbasi, pancar cacigi, iskevteli bulgur pilavi, kesme bulamaci, dügülü hashas tatlisi... Nermin Hanim'i bu güzel eseri için kutluyor, Alfa Yayinlari'na da bu degerli eseri mutfakseverlere kazandirdigi için tesekkür ediyorum.”

Bugün Alfa Kitap’tan bir yeni kitap daha geldi. Bursali sanal dostum Ramis Dara’nin Vefalı Dostlarım Şifalı Otlarım adli kitabi. Sanal dostum diyorum çünkü kendisiyle hiç tanismadik. Radikal’de Bursa’nin ünlü mekanlarindan Ulus Pastanesi için yazdigim yaziyi görüp Bursa dergisinde yer vermek istedigini söylemis, ben de ona izin vermistim. Daha sonra bana Bursa Defteri dergilerinden, Bursa Sözlügü’nden ve bir de yine kendisinin çikardigi edebiyat dergilerinden göndermis idi. Bursa’yi gönülden seven bir doga asigi edebiyatçi olarak tanimlayabilirim kendisini. Daha önce yayinlanmis eserleri arasinda sair-siir incelemeleri, deneme, günlük, çeviri ve Bursa denemeleri var. Ben de ona Bir Ot Masalı’ni göndermistim. O aralar kendisinin de bitkilerle ilgili bir kitap hazirliginda oldugunu söylemisti. (Kitabin sunus yazisinda Eylül 2002’de basladigini söylüyor.) Aradan herhalde 2 yil geçmis olmali. Epeydir haberlesmemistik kendisiyle ki geçenlerde kitapçiya gittigimde bir de baktim ki kitabi çikmis. Benim kitaplarima da kaynakçada yer vermis, sagolsun, varolsun. Iste bu kitapta 841 adet bitkinin tanimi var. Abanoz’dan zulumba’ya... Çiçekler, otlar, kaktüsler, ağaçlar, bunlarin latince isimleri, familyalari, yerel adlari, özellikleri var kitapta. Elinize saglik sevgili dostum Ramis Dara. Kitabinizin yolu açik olsun. Tabii sizin de. Umarim Bursa gezileriniz güzel geçiyordur. Yeni eser ve sohbetlerde bulusmak dilegiyle.

19 Nisan 2006

Başkadır bozkırda baharlar

Afyon’dan dün aksam döndüm. O ne yorgunluktu öyle. Güzeldi bir yandan. Yetiskin olmak demek, çocuklara karsi toleransli olamamak demek bazen. Iste sinirlarin zorlandigi günlerden bir kaçi yasandi. O gencecik yüzlere bakip hüzünlenmemek elde degil. Bir kaçini kenara ayirirsaniz, çogu için gelecek var mi? Televizyonlarda gördükleri sarkicilara ve futbolculara özenip, ezbere dayali bir sistemde egitim görüp, batinin üzerimize boca ettigi ve bizimkilerin de taklit ettigi bir garip çöplük yiyecekleri grubuyla karnini doyuran, susuzlugunu kesen, tektiplestirilerek hayata atilacaklar bir dolu ‘deli’ kanli çocuk. Ya sonra? Zor zamanlar. Bazen “iyi ki vakti zamaninda okulu bitirmisim” derim. Demeye de devam ettim. Gittigimiz okullarda biçakli saldirilar olmamistir herhalde, sormadik. Aralarinda dünya kadar fark olan çocuklar tanidik. Ilk günün son duragi olan Aydın Doğan Bilim ve Sanat Merkezi’nde gördügümüz çocuklar mesela, piril pirillar. Zeki bakislari, ilgili halleri, duruslari, özgüvenleri insana “yasasin, iyi ki böyle çocuklar da var” dedirtiyor. Sanatla, müzikle ilgililer, annelerine siir yaziyor, duygularini öyküyle ifade ediyor, müzikle, resimle ugrasiyorlar. Yakinda siir ve öykü kitaplari çikacakmis. Kimileri yazmis, kimileri resimlemis. Bir de dergileri var. Tıfıl adinda. Pek hoslar. Mesela ‘kakarakikiritür’ kösesi pek eglenceli. Çizgileriyle, sözcükleri kullanislariyla bu çocuklarin ileride de özel insanlar olacagini farkediyorsunuz.

Içlerinden biri vardi ki, o kocaman güzel gözleriyle etkiledi beni. Adini sordum Hasan Hüseyin’mis. Fotograflarini çektim, poz verdi bana. Daha pek çok resmini çekmek isterdim ya üçünün arasinda en iyisi buydu. Ne mutlu ailesine, Hasan Hüseyin gibi bir evlatlari oldugu için. Bu karsilikli bir duygu olmali. Ne ekersen onu biçersin diye bosuna söylememis herhalde atalarimiz.

Programi sirali olarak anlatacak olursam söyle: Pazar sabahi Antalya’dan yola çikip, bahari yavas yavas arkamda birakarak yol aldim Afyon’a dogru. Kibris akasyalarinin bir resmini yayinlamistim ya geçenlerde, iste onlarla doluydu yol. Ne güzeldi rüzgardaki salinislarini görmek. Yükseldikçe, bahar gerçekten de geride kaldi. Yer yer bahara durmus agaçlar aylardan nisan oldugunu animsatsa da, bildigim, alistigim bahar daha yeni patlamaktaydi yükseklerde. Afyon bozkirin en orta yerindedir, bilirsiniz. Anadolu’nun pek çok yerinin kesisme noktasindadir. Yol boyu mermer fabrikalari, hashas tarlalari ve Afyon’a yaklastikça da alisveris merkezleri, mola mekanlari karsilar sizi. Hayiflandigim bir sey varsa, o da hashas tarlalarinin beyazla mora büründügü bir zamanda girememis olmak Afyon’a. Mayisi, mayisin belki de sonlarini beklemek gerek onun için. Öyle dediler. Hashaslar seyreltilmekte bu aralar. Ilçelere giderken yol boyu tarlalarda gördügümüz kadinlar, seyreltme isiyle mesguldü. Ne de güzel salatasi olur o hashaslarin! Çocuklar bana hashasla yapilan yiyecekleri siraladilar, istedigimde. Lokul, agzı açık, mantı (ama bildigimiz manti gibi degilmis), ‘gatmer’ (siz ona katmer diyor olabilirsiniz), hamursuz, haşhaş karması. Bu pekmezle yapilan bir tür tatli. Hashasla pekmezin karisimi. Peki hashas sürtmesi mi (yani ezmesi) yoksa hashasin kendisi mi karistiriliyor pekmezle? Bence hashasin sürtülmüs hali. Ki pek güzeldir. Yiyenler bilir. Tabii bunun için elimdeki kaynaklara bakacagim. Ama simdi degil. Önce bu yaziyi bitirip yayinlamak, sonra hal bulabilirsem pazara gitmek istiyorum. Yoksa cumaya mi devretsem hakkimi?

Konaklama tesisi Oruçoğlu Termal Tesisleri. Kütahya yolunda, yine bozkirin ortasinda kurulmus kocaman bir merkez. Brosürünü almadim, ancak eminim internette Oruçoglu yazdiginizda pek çok bilgi bulacaksiniz. Günlerden pazar ya, Afyon’dan da günübirlik banyolara gelenler var. Bileydim tek sansim oldugunu, kür merkezinden hiç çikmazdim. Yine de akillilik edip bir masaj yaptirip bir de bitki banyosuna girebildim. Iyi ki de yapmisim. Sonra bir daha firsatim olmayacakti çünkü. Bana göre bütün diger büyük ve çok yildizli otellere benziyor Oruçoglu. Çok bayildigim bir sey degildir kalabaliklarin, açikbüfe yemeklerin, çoluk çocuk gürültüsünün oldugu yerler. Her yastan insan var. Kimi sifa bulmaya gelmis, kimi dinlenip tatil yapmaya, kimi de bizim gibi festival konugu. O aksam sadece ben varim otelde. Açilis konseri için birinin beni almaya gelecegini aksam yemegine indigimde ögreniyorum. Öyle de basim agriyor ki. Söylenilen saatte asagida, lobideyim ama gelen giden yok. Meger bir araba gelmis ve beni göremeyip dönmüs. Firsat bu firsattir deyip erkenden yataga. Sabaha dinç kalkmak gerek. Bileydim ki program gün boyu ordan oraya kosusturmayla geçecek, bir saat daha ekleyebilirdim uykuma. Kahvaltidan sonra Afyon’un Sinanpaşa ilçesine yol alacagiz. Kimler var? Yazar ve sinema elestirmeni Rıza Kıraç. Onu Doğan Kitap’tan çikan roman ve öyküleriyle, belki de Zaman gazetesinde ve zaman zaman Radikal’de yazdigi sinema elestirileriyle taniyorsunuz. Rıza çocuklara ‘Hikayemizi kim anlatıyor?’ baslikli bir konusma yapacak.

Fotografini gördügünüz Aydın Yavaş benim hemsehrim. Eskisehir’de egitmenlik yapan Aydın, Türkiye’nin tek panflüt sanatçisi. Dünyaca ünlü panflütçü George Zamfir’in ögrencisi olmus, onunla sahne almis bir sanatçi Aydın. Rus piyanist Alexander Mekaev’le birlikte çocuklara küçük bir dinleti sunuyorlar Sinanpaşa Çok Amaçlı Lise’de. Ayrica Aydın onlara panflütün tarihini anlatiyor. Binlerce yil önce Anadolu topraklarinda kesfedilen bir müzik aleti panflüt. Tanri pan’i biliyorsunuz tabii. Peki ya esek kulakli kral Midas’i? Iste Aydın Yavaş çocuklara panflütün tarihini ve onun nasil da en iyi müzik aleti seçildigini anlatiyor. Arada bir kaç parça da çaliyor. Ne güzel o duru sesi dinlemek.

Ögle yemegimiz Sinanpaşa’dan Afyon yoluna dogru çikildiginda yol kenarinda bir otel ve benzinligin yanina kurulu bir cennet bahçede. Baska olur Anadolu bozkirlarinda bahar. Bir baskadir gökyüzü. Resim bunun ispati degil mi? Ben yemesem de Afyon’a gidip sucuklu bir sofraya oturmadan olmaz. Izgarada pismis sucuk yaninda izgarada domates ve biberle birlikte geliyor.

Bu tabagi ödünç alip resimledim. Vallahi sirf sizin için! Yemekten sonra tatlidan da tatli gelen panflüt dinletiyisle sarhos olduk. En sansli dinleyiciler bizdik elbet. Bir salona tikilmak zorunda kalmadan, doganin en ortasinda, kus civiltilariyla dinlenen müzik son kalan sinirlerimizi de alip iyice pelte kivamina getirdi hepimizi. Kurbagalar bile seranadi kesip dinledi!

Ögleden sonra bu sefer Sinanpaşa Ortaokulu’ndayiz. Çocuklar bizi sopalarla karsiliyor! Korkmayin canim, dövecek degiller elbet. 23 Nisan hazirliklari. Dün gittigimiz Çay Lisesi’nde ise bu sefer 19 Mayıs’a hazirlanan kizlari görünce ben biraz lise günlerime döndüm dogrusu. Ama öyle uzak ki o günler. Ben miydim onlari yasayan bilemez oluyorum bazen. Liseyi bitireli 24 yil olmus. Böyle söylemek bile bir garip. Çok mudur 24 yil? Yoksa dün mü yasanmistir o günler? Hiç yasanmamis da olabilir mi dersiniz? Aksamüzeri Aydın Doğan Bilim ve Sanat Merkezi’ndeki ögrencilerle karsilasmak, yukarida söyledigim gibi, içimize su serpti. Aksam Alexander Mekaev’in piyano resitali var. Kaç yil geçti resital dinlemeyeli? Bunun da bir pratik oldugunu, aksam aramiza katilan öykücü Ethem Baran (Ethem Baran'la Eşin Cini adli yeni öykü dergisini konustuk. Ikinci sayisini aldigim, farklı ve özenli buldugum dergide Ethem Bey'in de bir öyküsü var. Üçüncü sayida da onunla yapilmis bir söylesi okuyacakmisiz. Öykü sevenler için bir vaha bu dergi. Daha almadiniz mi?) ve Rıza Kıraç’la konusuyor, hemfikir oluyoruz. Ben mesela, kirlarda, yanibasimda bir kadeh sarap ve basit de olsa renkli ve güzel yiyecekler esliginde, doganin renklerine karismis bir dinletiyi bin kere, on bin kere tercih ederim. Aydın Yavaş’ın mini resitali onun için içimize isledi belki. Boston’da gittigim kir konserlerini animsadim. Bizim Charles nehri kiyisindakiler mesela, M.I.T Üniversitesi kampüsünde, Harvard’daki konserler... Yine durup düsünmeden edemiyorum. Ben miydim onlari yasayan?

Peki yemek? Neler yedin? Neler aldin? Pek bir sey yedim diyemem. Açikbüfeleri sevmem pek dedim ya. Afyon’a ait bir tek ufak parça kaymakli ekmek kadayifi var listemde. O da fazla tatli geldi, alisinca az tatli tatlilara. Sabah kahvaltilarinin hit parçasi, Hüseyin Başkadem’in “çocuklugumuzda evde hep yenirdi. Biz eşek zeytini deriz. Limonlu, zeytinyagli salamurada bekler ve evde mutlaka bulunurdu” dedigi iri yesil zeytin. Disarida yesil zeytin yemeyi de pek sevmem, limon tuzu fazla kaçmis olur. Ev zeytini gibi degildir pek. Ama bunlar pek lezizdi. Zaten ikinci gün kahvaltimi simit, beyaz peynir, domates ve esek zeytini ile yaptim. Bakin o güzeldi iste. Ilk günün aksamüstü bilim ve sanat merkezine geldigimizde, merkezin alt katindaki okulda simit satan bir ögrenciyi görünce, onunla sohbet etmeden edemedim. Adi Tuba bu güzel simitçinin. Aslinda simitçi degil tabii. Ögrencilerden biri. Pek güzel bir kizdi Tuba. Nöbetlese simit satiyorlarmis. Pek rastladiginiz bir uygulama degil degil mi? Festivali düzenleyen Hüseyin Başkadem’den bahsetmeden olmaz. Afyonlu bir ailenin çocugu Hüseyin Başkadem. İstanbul’da, Kartal’da bir okulda müzik ögretmenligi yapan bir müzisyen. Yillardir en olmayacak islerden birini basarip Afyon’da klasik müzik ve caz festivali yapiyor. Sadece müzik dinletmiyor, konuklarini ilçe okullarina götürüp çocuklara okulda dinletiler ve konusmalar yaptiriyor. Müzisyenler, edebiyatçilar, modacilar, tiyatrocular... Kimler gelmemis ki bu sayede Afyon’a? Tan Sağtürk’ten Işıl Özgentürk’e, Tilbe Saran’dan Nedim Gürsel ve Tuna Kiremitçi’ye pek çok konuk Afyon’un ilçe okullarinda söylesiler yapmis, sanati, edebiyati anlatmis. Sansli degil mi simdi bu çocuklar? (Hüseyin Başkadem hakkında daha fazla bilgi isteyenler internetteki herhangi bir arama motorunda adını yazsınlar, bakın bakalım neler çıkacak karşınıza? Belki bu çıkmaz ama: Bu adam Nazım Hikmet'e benziyor! Hem de çok. Bence.)