Gonca Tokuz arkadasim Gaziantep Üniversitesi’nin genel sekreteridir. Çok can bir dosttur. Ilgilendigimi bildigi için 19 Mayis’ta kapali bir grup için yapilacak olan Halep-Sam turuna katilmak isteyip istemeyecegimi sordu, ben de sevinçle kabul ettim. Antep’teki Ansan Seyahat Acentesi’nin basindaki sevgili Ayşe Nur Arun’un organize ettigi 2 günlük (üç gün gibi görünmekle birlikte 2 tam günden birazcik fazla sürdü) gezi için 19 Mayis sabahi çesitli yerlerden gelen arkadaslarimizla bulustuk ve yola koyulduk. Gümrükten geçtikten sonra ilk duragimiz Halep oldu. Önce harika bir restoranda (eski bir konagi restore edip restorana çevirmisler) zengin mezeli, kebapli ögle yemegimizi yedik. Sonraki günler de benzer yemekler çikacakti karsimiza. Meze olarak humus, babagannus, Suriye’nin meshur kizarmis ekmekli salatasi fattus, muhammara gibi soguk mezelerden sonra karabiber ve nane ile yogurulduktan sonra incecik iri bir köfte halinde kizartilip sarimsakli sosla zenginlestirilmis köfte, yufkaya sarilip dilimlendikten sonra kizartilmis sucuk harci, bol nar eksili zeytinyagli patlican dolmasi, peynirli börekçikler yendi. Son olarak da karisik kebaplar.

Yemek üstüne o sicakta kostur kostur Halep kalesini gezdik. Kale, su anki haline Emeviler döneminde ulasmis. Çok görkemli bir kale oldugunu söyleyebilirim. Harika rehberimiz Hutun’un (annesi Türk, babasi Halepli çok tatli bir bayandi. Bir gün Suriye gezisine çikmak isterseniz onunla iletisim kurmanizi öneririm. Küçük gruplara da gezi organize ediyormus. Yaninizda o olduktan sonra kendinizi güvende hissedebilirsiniz. Gerçi ben kendimi gezinin hiç bir aninda güvensiz bir ortamda hissetmedim ya.) bilgileri esliginde kale gezisini tamamladiktan sonra ufak bir kahve molasi verip orta kahvelerimizi içip paralarimizi bozdurduk ve Şam’a dogru yola çiktik. Geceyi Sam’in biraz disinda, kentin yaylasi gibi bir tepede kurulmus gayet lüks ve güzel Sheraton Oteli’nde geçirdik. Sabah erkenden zengin büfede kahvaltimizi edip Siddi Zeynep camisini gezmeye gittik. Cami bugün Şiilerin kabesi durumunda. Son on yilda büyük yatirimlar yapilmis, kubbesi som altin, minareleri ve duvarlari nefis çinilerle kapli camiye her yil binlerce Iranli hacca geliyormus. Biz de zaten pek çogunu gördük orada.

Camiden çiktiktan sonra yanibasindaki tatliciya dalip bir kaç sey tattiktan sonra (ne kadar zengin degil mi?) Sam’in el sanatlari çarsisina, ardindan da kapali çarsiya gittik. Girisi nefis bir dondurmayla yaptik.

Bizim Maraş dondurmasi kivaminda oldukça yogun bir dondurmalari var. Yufka gibi açiyor, rulo yapip fistiga batiriyor ve kagitlara sarip buzluga koyuyorlar. Sonra da dilimlenip (resimde görüldügü gibi) tabaklara konup servis ediliyor. Herkes alisveris için dagildi tabii. Söylemeyi unuttum, aksam grubu bir dansözlü, sarkicili eglence yerine götürdü rehberimiz ancak ben hem çok yorgun oldugum, hem öyle eglencelere bayilmadigim hem de hayatta gece 10:30’tan sonra yemek yemedigim için otelde kalmayi tercih ettim. Grup da bir sey kaçirmadigimi söyledi zaten.

Sam’in hizla gezdikten sonra yeniden yola koyulduk ve Humus kentinde ögle yemegimizi yedik. Resimde gördügünüz eski konaktaydi bu sefer yemek ve diger ögle yemeginden asagi kalmayacak hosluktaydi.

Lübnan saraplari esliginde yemegimizi yedikten sonra hizla yola koyulduk. Bir durak da Hama kentinde yaptik. Oranin su degirmenleri meshurmus. Asagidaki resimde görüyorsunuz. Eskiden 100 civarinda olan su degirmenleri çok eski. Simdilerde on civarinda kalmislar. Hama süt ürünleriyle ünlü bir kent. Yolda bir peynirciden çesitli peynirler alip kostur kostur Halep’e geldik. Aksam olmus, hava kararmisti. Otele inmeden çarsilara döküldük. Müslümanlar dükkanlarini Cuma günleri, Hristiyanlar ise Pazar günleri kapattigindan ve bizim Nisantasi’na benzer çarsidaki çogu dükkan sahibi Hristiyan oldugu için oradaki dükkanlarda isi olanlar dagildilar. Biz de Frank, Yelda ve rehberimiz Hutun’la birlikte Halep’in nefis sokaklarinda gezindik. Halep’te hemen tüm binalar Halep tasi denen tasla yapilmis. Çogu da oldukça görkemli. Bir çok din birarada yasiyor. Yanyana birer cami, sinagog, ermeni kilisesi bulunabiliyor. Daracik eski sokaklar, yüzlerce yildir ayni yerde duran kapilar, çarsilar... Hepsi de bir baska güzel. Halep’e yeniden gidip uzun uzun gezmek isterim dogrusu. Hele de Kapali çarsida aklim kaldi. Öyle az zamanimiz kaldi ki oraya ne gördügümü anlayamadim bile. Yine de sikayetçi degilim. Bu kadarini bile gördügüm için mutluyum dogrusu.

Su gördügünüz dükkan Halep’teki kapali çarsinin baharatçilar bölümünden. Yillar öncesinde yasiyor gibi hissediyor insan kendini. Çarsi öyle hareketli ki. Felafelli dürümler, baklacilar, kelleciler, tel kadayif dökenler, börekçiler, cigerciler... Daha nice esnafi ve ürünleriyle tam bir güne yayilabilecek zenginlikte. Iste son duragimiz da bu çarsiydi. Sonra otobüsümüze yerlestik ve sinira dogru yola çiktik. Sansimiza sinir bombostu, valizlerimiz de aranmadi ve hizla geçtik Antep’e. Grubun bir kismi erken ayriliyordu, bir kismimiz ise midelerimizi bozmustuk. Dolayisiyla son ikram olan Burhan Çagdas’taki kebaplari fazla kisi yiyemedi. Ben zaten kebapçiya gitmeyip evde dinlenmeyi seçtim. İki gün sonra Gonca’cigimla gittik ve etsiz birer Alinazik (ya da Alanazik) yedik. Dilerseniz Antakya, Antep, Sivas ve Tokat baska yazilara kalsin. Simdilik Suriye gezisinden enstantanelerle basbasa birakayim sizi.






