14 Nisan 2006

Tatlı krizi aşk gibidir

Bu not dün aksam geldi. Arkadasim Dr. Umur Gürsoy'dan. Hakli. Lütfen destek olalim. Olmak zorundayiz. Sinop hepimizin degil mi:
www.sinopbizim.org adresine girip "destek olun" menüsüne tıklayıp Sinop'ta yapılması düşünülen nükleer santrala karşı olduğunuzu bizlere açıklayabilirsiniz. Bazılarınızın hâlâ isimlerini göremiyoruz. Kafası karışık olan arkadaşların benimle irtibata geçmeleri rica olunur. Kendinizin, çocuklarınızın ve torunlarınızın geleceğine sahip çıkın. Bu ve bu mesajı lütfen yakınlarınıza ve üye olduğunuz e gruplara çoğaltın . Sinop ve bu ülke bizim.
Sevgilerimle.
Umur Gürsoy
*
Tanitmak istedigim kitaplar vardi. Sevgili Hülya Kolabaş'in gönderdigi 'Butterfly'dan Özel Tatlar' ve Bilesim Yayinevi'nin gönderdigi Eyüp Kemal Sevinç'in 'Sonsuz Mönü' kitabi. Bunlara bir de Dr. Nermin Işık'in 'Bulgur Yemekleri' kitabi eklendi. Alfa Yayinlari'ndan çikmis. Özellikle sonuncu kitaba çok çok sevindim çünkü bu kitap daha önce Duru Bulgur sponsorlugunda yayinlanmis ancak fazla insana ulasmamisti. Simdi bütün kitapçilarda olacak. Ne güzel! Bence çok özel bir kitap bu. Dönüste uzun uzun bahsetmek isterim ama hemen söz etmeden geçemedim. Yarin Afyon'a gidiyorum. Artik dönüste resimlerle ve anilarla burada olacagiz. Bu seferki uzun bir gezi degil. Günleriniz güzel geçsin.

Tatli krizi ask gibidir, geldi mi ondan kaçilmaz. Ingilizce'de 'falling in love' denir, yani aska düsmek. Asik olunmaz, aska düsülür. Bu deyim bana daha dogru gelir hep. Tatli krizi de biraz öyle. Bir anda kendini içinde bulursun. Çirpinir çirpinir bir süre ondan uzak kalirsin ama sonra tüm benligini sardigini farkeder, ona düsersin. Iste geçenlerde böbürlenerek 'hallettim' dedigim, hatta bunun için övgü bile aldigim tatli krizim Çikolata filmindeki rahip/belediye baskaninin sabah dükkanin çikolatalarla dolu vitrininde her tarafi çikolataya bulanmis bir halde uyanmasi misali, kendimi Divan'a attim. Evden çikmamis olsaydim, belki atlatabilirdim evdeki kaynaklarla. Ama çikmistim bir kere ve yolumun neredeyse üzerindeydi. Ekler'leri düsündüm. Sonra badem ezmeli çikolatalar canlandirdim zihnimde... Ve tabii ki yenildim ve içeri daldim. O da ne, ekler pastalar var. O miniminnaciklardan. En sevdiklerimdir. Ille de Divan'in olacak. Sonralari Gezi Pastanesi'ninkileri de çok sevmistim. Öyle her yerin ekler'ini de yemem arkadas! Kötü bir ekler yemektense yememeyi tercih ederim. Bunun lüks tüketim düskünlügüyle ilgisi yok. Sadece kötü ekler'in yenecek bir nane olmadigini düsünmekteyim. Madem ekler ekler diyoruz. Bakalim efendim Larousse Gastronomique ne demektedir bu leziz pasta için?

Ekler (eclair miydi orjinali?) A choux (bizde 'şu' diyorlar) hamuruyla hazirlanan, içi kremayla doldurulan ve fondanla glaze edilen küçük, uzun pasta. Krema torbasiyla tepsinin üzerine sikilan baton biçimli hamurun boyutlari pötifur, tek kisilik pasta ya da dev ekler elde etme istegine göre ayarlanir. Ekler, pisirildikten sonra uzunlamasina ikiye yarilir ve içi genellikle kahveli ya da çikolatali, romlu ya da meyveli (frenküzümü, frambuaz) pastane kremasiyla doldurulur. Üzeri ayni aromalari içeren fondanla glaze edilir. Eklerler krem santiyi, kestane püresi, surupta bekletilmis meyve parçaciklari ya da taze meyvelerle de yapilabilir. (Ansiklopedide kahveli ekler tarifi verilmis.)

11 Nisan 2006

Büyülü bir ışık

Melisa Gürpınar sevdigim, kalbime dokunan sairlerdendir. Düz yazilari da siir tadindaki Gürpinar'in Salkımsöğütlerin Gölgesinde (Can, 1998) adli kitabindan bir kaç satir. Dün aksam okurken yine yüregimi titretti. Asagidaki resme de uyacak sanki:
"Evin taşı, tuğlası, sözcükler. Bunu herkes bilir. Temeli, iğreti bir akıl. Harcı ise, ölümden. Sızdırmaz dünyayı içeri. Yüreği sıcak tutar ısıtır. Ya kapısı? Özgürlük. Penceresi, anılardır. En solgun resimler yansır ötelerden. (...) Şiirin evi bahçelidir dedim ya, işte o bakımsız bahçe, hayattır. Orta yerde kör kuyusu, çiçeği, otu, ısırganıyla, oyalar bedeni, yorar hırpalar."

Gerçekten de öyle degil mi? Oldum olasi agaçlarin dallari arasindan sizan günes isinlarinin yarattigi oyunlara bayilmisimdir. Oturur seyrederim. Bir tür gölge oyunudur. Renkleri bozar, hareket verir, canlilik katar. Gölgesi de serinletir. Geçenlerde fotograflarini çekmek için mimoza agaçlarinin bulundugu bir mini parka gittim. Hangisini çeksem? Bir sürü de insan var agaçlarin arasinda. Sonuçta biraz uzakta kalmis ama tek basina, dallarini yere –salkim sögüt misali- sarkitmis olani seçtim ve basladim fotograflamaya. Içine girip de günese döndügümde ise böyle bir isik oyunuyla karsilastim. O mavi de nerden çikti? Gönlüm onun bir melegin dokunusu oldugunu düsünmek istiyor. Simdi ben bu agaca mimoza diyorum ya (Nazli’yla agaci incelerken Istanbul’daki mimozadan farkli oldugunu söylemistim. Istanbul’daki agaçlarin yapraklari çok daha farkli oldugu gibi dallari da salkim saçak olmuyordu. Sevgili Tuğrul Mataracı arkadasimin (gerçekten! Yeniköy’de apartman komsumuzdu Tugrul ve arka bahçeye bir sürü agaç fidani dikmisti. Oranin bir orman olacagini söyler dalga geçerdi, ormana girip öpüsmek yok diye!) Ağaçlar kitabina basvurunca isin asli ortaya çikti. Meger bizimki Kıbrıs Akasyası adıyla bilinen (bir diger adi da mavi akasya) Acacia cyanophylla imis. Vatani Güney Avustralya olan bu agaç bize Kibris’tan getirildigi için adi öyle kalmis. 1940’larda Antalya ve Manavgat çevresinde kumullari durdurmak amaciyla getirtilmis çünkü sahillerdeki kumullari durdurmakta önemli bitkilerden biriymis. Iste bugünlerde yolu Antalya’ya düsenler için karsiniza çikacak olan bu nefis agacin adini sanini ögrenmis bulunmaktayiz.

Malumunuz, çesitli sitelere girip çikip gördügüm her tatli, pasta ve hamur isine yalanmaktayim bugünlerde. Periyodik olarak gelen bir tatli krizi bu. Ayda bir falan gelir. Aslinda genelde hiç gitmemeyi tercih eder kendisi ama diger zamanlarda bertaraf edilebilse de zamani geldi mi gerçek bir krize neden olur. Iste bu krizde önce cafe wien, sonra bizim pastane, ardindan sibel’in kahvesi ve bilumum pasta/hamurisine yer verilmis sitenin camini kirip elimi uzatasim geldi. Sonra da Çikolata filmindeki belediye baskani gibi vitrinde çikolataya bulanmis bir halde uyurken bulunabilirdim tabii! Bu riski de göze aldim. Neyse ki sanal dünya sanalligini gösterdi de mantigim agir basti, hiç bir vitrine bulasmadim. Seytan çesitli kereler dürttügü halde, Divan’in vitrinine de bulasmadan atlattim gibi krizi. Hos artçil krizler de gelecektir elbet ya onlari da bir sekilde (yalanciktan tatlilar bularak) bertaraf edecegiz, ya da etmeye çalisacagiz diyelim ki daha gerçekçi olsun. Iste yukaridaki resimde gördügünüz findikli dut pestilleri bu krizi asmamda yardimci oldular. Kendilerine buradan tesekkürü bir borç biliriz. Son bir parça kaldi. Onu da acil durumlar için sakliyorum. Sonra gerisi yok!

Beni bu güzeller mahvetti diyorum inanmiyorsunuz. Baksaniza su güzellige? Onlarin resmini çekmekten isimi gücümü yapamaz oldum. Her bakisimda resim çekme arzusuyla dolup tasiyorum da yeterince çektim zaten daha ne? Artik dalga geçecek zamanim kalmadi. Çalismam gerek. Ne konusacagimi tam bilmesem de bir konusma hazirlamam gerekiyor. ‘Yemek ve Sanat’ Ben de sizlere sormaya karar verdim. Sizce yemek bir sanat midir? Bu konuyu bir cümleyle anlatin desem ne derdiniz? Ben baslayayim: “Yemek bir sanattir ancak digerlerinden farki onun yenebilmesidir.” Hakikaten de öyle degil mi? Yenebilen sanat eserleri her yanimizi sarmis durumda. Bizi bastan çikarmaya hazir ve de nazir bekliyorlar! Ayrica sanatta yemege de bakmak mümkün tabii. Sinemada, edebiyatta, fotografta, müzikte... Yeterince genis bir konu bu. Olabildigince basite indirgeyip ilgi çekici bir forma dönüstürmek için sadece 4-5 günüm var. Helppppp! Ben iyisi mi isime döneyim. Sizi de bu yazi ve resimlerle basbasa birakayim.

Son olarak feslegenlerim tabii. Geçen hafta pazarda görüp de almadan edemedigim feslegen fidelerim küserler sonra bana. Henüz onlari saksilara dikemedim ama simdilik iyi durumdalar. Belki hiç kullanamayacagim ama olsun. Seyretmek bile güzel onlari. Yazin Burhaniye’de bol bol feslegenim olur insallah. Elbet oraya da bilumum aromatik otlar ekecegim. Erhan bana söz verdi, yetistirdigi fidelerden verecek. Mine’cigim de domates ve salatalik fidelerimi gönderecek. Daha ne, doldu bile mini bahçe! Bahçe güzelliginde bir gün dileyerek veda edeyim. Kalin saglicakla.
(Son not: Kuşadalı Belma'mizin sitesine de bir bakin. Gününüzü güzellestirecek seyler yazar Belma'cigim!)

05 Nisan 2006

Tanıştırayım: Ahmet Kaya


Tanistirayim: Ahmet Kaya



Dün evden çikarken yanima her ne hikmetse fotograf makinesini aldim. Belki sokaklarda bir seyler çekerim dedim. Iyi ki de almisim. Ahmet Kaya’yla tanistim. Deli mi bu kadin, Ahmet Kaya çoktan öldü diyeceksiniz. Ben de yüzüne öyle saskin saskin baktim tabii. Yok bu baska Ahmet Kaya. Bak inanmiyorsan hüviyetimi göstereyim dedi. Ahmet Kaya çagla satiyordu sokakta. Kesekagidi bir lira. Görüyorsunuz resimde zaten. Pek de güleryüzlü. Beni de çek dedi. Peki seni de çekeyim dedim. Sonra kendine bakti ekranda, “aman sen hep böyle gül Ahmet Kaya” dedi. Nüktedan bir arkadas! Ondan önce ve sonra bodur ve üzeri çiçek dolu turunç agaçlarina zum yapmistim. Onlar da bir güzel poz verdiler. Tanisalim, biz turunçlariyiz Antalya’nin. Mis gibi kokuturuz ortaligi... (Bu satiri yazarken aklima cebimdeki turunç çiçekleri geldi. Her sokaga çikisimda bir kaç turunç çiçegi kopariyor ve yol boyu kokluyor, sonra da cebime atiyorum. Dünkülerle bugünküler çikti cebimden. Hala kokuyorlar iyi mi?)

Taze geldi: TMKÜA


Belki bilmezsiniz. Benim iki harika dostum var. Biri ablam dedigim Nimet hanım. Diğeri de ağabeyim Kamil bey. Bu iki güzel, çaliskan insan pek çok esere imza atmanin yani sira, her yil Türk Mutfak Kültürü Üzerine Araştırmalar üst baslikli bir yillik kitap hazirlarlar. Bu yil 12.si yayinlandi kitabin. Dosya konulari ‘Ot Kültürü ve Yemekleri’, ‘Etnik Mutfaklar’ ve ‘Yöresel Mutfaklar’ Bu yil geçmis yillara göre epeyce kalin olmus. Kimler yok ki içinde, bizim sevgili Victor Ananias’tan tutun Mutfak Solisti Fatma Pekşen, sevgili ablam Müjgan Üçer, en çaliskan yemek kültürü yazari Deniz Gürsoy, sevgili Dr. Eren Akçiçek, İzmir Sefaradlari’ndan Lina Eskinazi, Prof. Dr. Ayşe Baysal... Daha kimler kimler! Ben de varim. Benim tatli mi tatli arkadasim Aslıhan Karay’i bilirsiniz belki. Bizim Mutfakta Zen grubundaydi ve grup sayesinde tanismistik. (Grubun adi sonradan Hayattan Renkler oldu) Bir gün Refik Halid Karay’dan bir alinti yapmistim. Aslihan da demis ki ben Refik Halid’in torunuyum. Baska türlü bir dostluk basladi aramizda. Sonra bir gün evlerine gittim. Aslıhan ve annesi Füsun hanım’la bir söylesi yaptim. Iste o söylesi ve Refik Halid’in yazi ve kitaplarindan yemege dair bölümler var yazimda. Refik Halid’in arsivinden bazi fotograflarla birlikte. Fatma’cigim Divriği yöresindeki çocuk mamalarini, Müjgan hanım ‘Kanunname-i İhtisab-ı Bursa: Sultan II. Bayezid Tarafından Yürürlüğe Konulan Dünyanın Bugünkü Anlamda İlk Standardı’ baslikli bir yazi hazirlamis. Hepsi birbirinden degerli hocalar, profesörlerden pek çok bilgilendirici yazi.. Nereden mi bulacaksiniz? Ankara’da yasayanlarin isi kolay. Sanat Kitabevi’ne gidecekler. Karanfil Sokak’ta, telefonu (312) 418 62 03 Eminim Simurg ve Pandora da bu kitabi satacaklardir. Ayrica internet üzerinden satis yapan yerlerle iliskiniz varsa onlara veya kitapçiniza siparis edebilirsiniz. Sanat Kitabevi’nin de bir internet sitesi vardi ama bu sefer adresini koymamislar. Yukarida verdigim telefondan bilgi alabilirsiniz. Ben de adresini edindigimde buraya eklerim. (www.sanatkitabevi.com.tr imiş!)

31 Mart 2006

En güzel yaş alan kimdir sizce?

Bugün en güzel yas alan dostumu, kalbi her daim genç, içi çiçek dolu bir güzel genç hanimi anlatacagim size. Sabiha Tansuğ'u. Onu tanimayanlar söyle bir belleklerini yoklasinlar, eski elli kuruslarda basinda yemeni olan bir genç kizin resmi vardir. Iste bu genç kiz Sabiha Tansuğ'dur. Onu evvelki yaz Karaburun'daki üzüm festivalinde tanidim. Bir Karaburun asigi olan bu yüregi hepimizden genç hanimefendi öyle güzel, öyle şık bir halde geldi ki, gözlerimizi ondan alamadik. Elbisesiyle uyumlu sapkasi, bakimli elleri, hafif makyaji ve içi gülen gözleriyle gelmisti. Füsun'la (Nedim Atilla'nin sevgili esi, benim de güzel arkadasim) ona baktik baktik. Sonra Füsun dedi ki: "Hayatimda bu kadar güzel yas alan çok az insan gördüm!" Gidip bu düsüncemizi onunla paylasmak istedik. Iyi ki de paylasmisiz! Geçen yaz yine her zamanki güzelligiyle geldi üzüm yarismasi jürisindeki görevi için. Ben de onun fotograflarini çektim. Üzümler güzeldi de Sabiha Hanim bir baska güzeldi. Çalismalari hakkinda bilgi almak isterseniz sitesini ziyaret edebilirsiniz diyeyim ve bu güzel siire geçeyim. Dikkatli gözler Sabiha hanim'in adina Her Güne Bir Yemek'te rastlamistir. Karaburun gazetesi için yazdigi bir yazida 'nişan sütlacı'ndan bahsettigini görmüs ve kendisinden bilgi istemistim. Iste Karaburun'un meshur nisan sütlacinin öyküsü var kitapta. (Siiri türkçe karakterleriyle yüklüyorum siteye, umarim herkes düzgün bir halde okuyabilir.) Sabiha Tansuğ'un hayatı ve eserleri için herhangi bir arama motorunda adini yazmaniz yeterli. Internet sitesi de vardi ancak girdigimde karsima herhangi bir bilgi çikmadi.

29 Mart 2006

Günden inciler

Gün akiyor. Günesi tuttuk. Ne güzeldi gökyüzü. Venüs müydü o yildiz? Birdenbire çikiveren? Gün dogarmis gibiydi sanki ortalik. Daglar, basi dumanli, basli karli daglar bambaska bir renge büründü. Biraz soluk, biraz soguk.
Adalet Ağaoğlu ilk kütüphanesini anlatmis Milliyet Kitap ekine. Portakal sandiklarindanmis ilki. Simdi ise binlerce kitap var kütüphanesinde. 2000 yilinda Boğaziçi Kütüphanesi'ne 8000 kadar kitap bagislamis. Darisi diger yazar ve çizerlerimizin basina mi diyelim? Daha da ötesi, ben isterim ki halk kütüphaneleri adama dönsün, romanlar, öyküler, siirler alip okuyabilelim oralardan. Çok sey mi istiyorum ki?

*** Yeni haber ***
Mantarlı mucizeler'in Umut'u, ailesi ve Artebella'nin dogal mantarlariyla birlikte 5. ULUSLARARASI GURME ÜRÜNLERİ VE ALKOLLÜ İÇECEKLER FUARI'nda. Fuar 30 Mart – 01 Nisan arasında İstanbul Hilton Exhibition & Convention Center'da düzenleniyor. Ücretsiz fuar davetiyeleri için burayı tiklayiniz.

Üyesi oldugum bir gruba gelen kent efsaneleri (hani bize de yillardir gelen bir ölümcül katki maddeleri listesi vardir ya, bu listede aslinda en zararsiz olan –ki dogal bir madde, limonda da bulunan sitrik asit- E330’un ennn tehlikelisi oldugu ilan edilir. Iste bu liste 1970’lerde Fransa’da yayilma hayatina baslamistir ve bugün Fransizca bir ‘sehir efsaneleri’ kitabinda orjinal haliyle yer almaktadir. O zaman bir hastanenin adiyla fakslar araciligiyla yayilan liste, pek çok dilde, pek çok ülkede farklı yerlerde yapildigi iddiasiyla –bizdeki Hacettepe arastirma sonuçlaridir ama Hacettepe’de öyle bir arastirma yapilmamistir. Isin ilginç yani yillardir bikip usanmadan dönüp dolasip geri gelmeyi sürdürür!) notlarindan birinde yer alan Amerika kökenli bir notta gerçekten komik öyküler var. Mesela martilara alka seltzer verirseniz (ki bilen bilir, aksamdan kalma olanlarin pek basvurdugu bir asit gidericidir) midelerinin patlayacagi; yumurta sarisindaki kanli noktanin ölü bir embriyo kalintisi oldugu; Çin lokantalarindaki kizarmis pirinç pilavinin aslinda restoranda müsterilerden geri dönen pilavlarla yapildigi (ki bu pek de mantiksiz degil, bilenler bilecektir, artik pilavlar bizde de ertesi gün çorbaya veya kadinbudu köfteye dönüstürülür restoran ve yemekhanelerde!)… Hatta yillar önce kolayla ilgili olarak onun toksik maddeleri temizledigi, hatta Amerikan hava kuvvetleri tarafindan motorlari temizlemede kullanildigina dair bir not dolasirmis. Bu size tanidik geldi mi? Bize de zaman zaman gelir.

Iste bu eglendirici notu alinca ben de sizlerle paylasmadan edemedim. Hani bir daha size –kimbilir kaçinci kez- Hacettepe Üniversitesi arastirma sonuçlari gelirse pirim vermeyin, ama yine de katki maddelerinin tamamen de masum oldugunu zannetmeyin. Hiç masum degiller! Degiller de E330 (ki hemen her hazir gidada bulunur) en tehlikelisi falan degil! Sizin paylasmak istediginiz efsaneler var mi peki?
,Gelelim diger meselelere. Hani su meshur kitabim Atlıkarıncada bir tur daha’dan bir seyler daha paylasayim istedim:

Törensel yemekler
“Asramda en basit yemek bile bir törendi. Ögleyin saat yarimda, bazi kediler ve vejetaryen köpekler çetesi dahil olmak üzere bütün asram halki yemekhaneye yöneliyor, büyük çayirdan giris kapisina kadar uzanan bir kuyruk olusturuyordu. (…) Sicak dumanlarin tüttügü kazanlardan yemek dagitan nöbetçi sisalar (ögrenciler) bir yandan da sarki söylüyorlardi. Her biri, yemek dolu tabagi iki eliyle uzatip tesekkür ederken sarkiya da eslik ediyordu.” Yazar, Hindistan’da bir asramda geçirdigi üç ayini aktardigi bölümde söylüyor bunlari. (Yine ayni kitaptan, Atlıkarıncada Bir Tur Daha) Kitabin en önemli bölümlerinden biri degil bu. Seçimim sizi sasirtmis olabilir. Oysa sasirtmamali. Sofranin, yemegin ne kadar kutsal oldugunu bilen ve her lokmaya deger veren, yere düsen ekmek lokmasini öpüp alnina koyan insanlarin torunlariyiz biz. Oysa bu kutsallik hayatimizdan nasil da uzaklasti. Italya’da dogup büyüyen ve fakir bir aileden gelen Tiziano da çocuklugundaki günleri animsiyor ve sözlerini söyle sürdürüyor: “Sofrada yiyecek bir seyin olmasi, hele hele Bati’da o kadar siradan bir durumdur ki. Birilerine tesekkür etmeye degecek kadar sasirtici bulunmaz. Ve böylece de yeni yenir; hatta bir yandan televizyon seyrederek ya da bardaga dayanmis bir gazeteyi okuyarak yenir; makine gibi tikinilir. Bu size bir seyi animsatti mi?

Günün güzelleri
Sizin böyle ince, böyle düsünceli, böyle olaganüstü arkadaslariniz var mi? Vardir elbet. Onlarin degerini bilin, yanaklarina kocaman birer öpücük kondurun. Hikaye söyle: Candan’a gittigimde evin her tarafina yayilmis fotografli sabunlar gördüm. Candan’in evinin fotograflari sabunlarin üzerinde. Sasirdiniz degil mi? Bir de Candan’la Mine serada resmi var ki pek hos. Mine’cigim çok yaratici bir kadin ya, fotografli sabunlar üretmis. Tam yemelik! Ben de Mine’ye yazdim eve güzellik kattiklarini. (Ama vallahi kiskandim falan demedim) Sonra dün bir paket geldi. Sürprizlerin en güzeliydi. Yaraticiligini katlamis Mine ve bakin resimdeki güzelleri yapmis. Ölürüm ben sana Mine! Aklima geldi, böyle ne biçim hediyeler olur. Hatta nikah sekeri yerine… dogumgünü ya da kutlamalara gelen konuklara armagan etmek için… Varsa böyle bir durum, basvuracaginiz yeri biliyorsunuz: Mine Flora. Oooo sitede daha ne cin fikirler, ne incelikler, ne zerafet var. Sagol güzel arkadasim. Ellerin hiiiiç dert görmesin.

Yeni ayin dergileri

Dergiler çikmaya basladi tezgahlara. Ilk elime geçen –daha dogrusu satin aldigim- Sofra oldu. Her ay yemek dergisi alan biri degilim ama otlarla ilgili dosyayi görünce dayanamayip aldim. Bir de sevgili arkadasim Nazlı Pişkin’in yazılarını çok severek okudugum için almak istedim. Ot dosyasini arkadan okumaya basladim (dergileri hep tersten okumaya baslarim, yani arka sayfadan) ve aa bir sürü tanidik bilgi var. Meger ellerine Yurdumun Yenilebilir Otları kitabi geçmis, benim Bir Ot Masalı da önceden var. Ikisinden de bilgiler almislar ama galiba en çok Bir Ot Masalı’ndan yararlanmislar. Otlari nasil ve nerelerden almali/toplamali, nasil islemeli, neler yapmali, hangi ot hangisine yakisir gibi bilgiler kesinlikle Bir Ot Masalı’ndan. Ayrica her bir ota dair yararli bilgiler… Ece Aksoy’u bilirsiniz, meshur Ece. Otlariyla ünlüdür. Otlu tarifler vermis. Bir hanimin daha tarifleri var. Onu tanimiyorum.
Sonra Metro-Gastro’nun Mart-Nisan sayisi ulasti. Nilhan’in Bursa dosyasi, safranin içler acisi öyküsü (Safranbolu’da soyu tükenmeye yüz tutan safran için yapilanlar), Mehmet Ali Kılıçbay’dan ‘Tanrıların yemeği: Çikolata’, kapsamli bir Ege dosyasi, Aylin’in Macar mutfagi yazisi, benim bahar öyküm. Fatma’cigim diyordu ki dergi çikinca haber ver. Çünkü Divriği’nin eski günlerde kalmis sahre (ya da sahra) geleneginden de bahsetmistim yazida. Kaynagim da tabii ki Fatma Pekşen. Baska kim olabilir ki? Çikti dergi Fatma’cigim, bayilerde de gördüm.
Lezzet ise henüz gelmemis. Onu bekliyorum simdi. Oradaki yazi EMITT Turizm fuari izlenimlerine dair. Baska kimler neler yazmis, çiktiginda okuyacagiz. Bir de Buğday dergisini bekliyorum heyecanla. Yillardir büyük bir özveriyle –zararina da olsa- dergiyi çikaran ekibe de (Oya, Güneşin, Lalehan, Mine ve tüm ekip) buradan selam gönderiyorum! Kolay gelsin arkadaslar.

(Yukaridaki resmi –en yukaridaki- bugün çektim. Bizim Karaalioglu parkinda koskocaman bir heykel vardir. Baba ogul sevgisini anlatan bir heykel bu bana göre. Her görüsümde içimi titretir nedense. Bugün arkasinda daglarla pek güzel poz verdi. Çiçekli masanin resmi ise benim deli arkadasim Dilara’nin asçiligini yaptigi Cezayir Restoran’dan. Son resimdeki ise Buğday evi’nden bir köse.)

09 Mart 2006

Ayın kitapları


Iste bu ayin kitaplari. Ancak izin verin, kitaplara geçmeden önce dogumgünü kutlamalari için hepinize tesekkür edeyim. Siteye mesaj birakan, telefonla arayan, mesaj çeken, internet adresime yazan tüm dostlara tesekkürler. Sayenizde 42’den 43’e geçerken pek bir sendim. Sevginiz, paylasiminiz daim olsun. Evet, kitaplar dedik. Bu ayin diyorum da Mart’ın degil tabii. Subat’ta Istanbul’a gitmeden önce geldi bir kismi. Bir kismi ben Istanbul’dayken armagan edildi, kalan kisim ise Antalya’ya döndükten sonra geldi teker teker. Hatta bir tanesi (Karadeniz’de Lezzet Yolculugu) taze taze, yarim saat kadar önce geldi. Onu da listeye ekleyeyim istedim. Digerlerini tek tek fotograflayamayacagimi anlayinca toplu çekim yaptim. Son gelen kitap çekimden sonra elime ulastigi için boynu bükük kalmasin diye onu ayrica çektim. Kitaplarin hepsi yemek kitabi degil, resimden anlamissinizdir. Bir kismi yemek, bir kismi mutfak kültürü veya tarihi, bir kaç tane biyografi var, saglikli beslenme/diyet, siir, tarih, öykü... Hepsinin de kendine göre özellikleri var. Ne yapayim, listeden çikaramadim. Baska kitaplar da vardi ya onlari henüz tam anlamiyla karistiramadim bile. Okunmak için siralarini bekliyorlar. Bir de haberim var: Okudugum ve kitapligimda durmasina gerek duymadigim kitaplarin listesini verecegim önümüzdeki günlerde. Eger kargo parasini öderim derseniz onlari sizlere gönderecegim. Çekilis yapmanin alemi olmayacagi için her kitabi ilk talep eden kisiye göndereyim diyorum. Umarim kimseyi kirmam ve umarim ise yarar. Bir kaç güne kadar size liste iletirim. Yani pardon, burada yer veririm. Zaman içinde kitap hediye etmeye devam edebilirim saniyorum. Simdi gelelim kitaplara. Belli bir listeye bagli kalmadan siraliyorum:

Şairin İşi: Yazılar, Öyküler, Konuşmalar
, Orhan Veli (YKY)
Orhan Veli’yi siirleriyle bilirsiniz en çok degil mi? Ama o öyküler de yazmis, konusmalar da yapmis vakti zamaninda. O kisacik ömrüne (1914-1950) sigdirmis kocaman bir dünyayi bu delismen adam. Öykülerinden birinin adi ‘Hoşgör Köftecisi’. Bakin ne diyor: İsiniz düser, bilmediginiz bir semtte kalirsiniz. Yemek zamani geçmis, karniniz acikmistir. “Bir asçi dükkani bulsam daiki lokma bir sey yesem,” dersiniz. (...) Anlatiyor mekani. Sonra da diyor ki: Orada üç dört saat kaldim. Ben dükkandan oldum ama, dükkan benden olmadi. O güzel havanin tam manasiyla içine girebilmek için ayni yere tekrar tekrar gitmek icap etti.

Anavatana Kavuşunca Memleket Hasreti Başlar, Prof. Dr. Halime Kozlubel Doğru (ZE Kitap)
Halime teyze çok sevgili arkadasim Ece’nin annesi. Ece’yle ilkokul besinci sinifta tanisip liseyi bitirene kadar ayni siralarda geçti günlerimiz. Bir de ayni basket takiminda oynadik, hep yakindik. Halime teyze ise iki çocugunu büyüttükten sonra yüksek lisans, ardindan doktora yapip profesörlüge kadar yükseldi ve hepimizin gururu oldu. Kozluca’da (Varna/Bulgaristan) dogmus Halime teyze. Sonra da Eskisehir’e göçmüs ailesi. Bu kitap onun özyasam öyküsü. Annesinin yemekleri, göçmenligin acisi, eski ve yeni yasami var bu kitapta. Daha nice ani.

Soframız Nur, Hanemiz Mamur: Osmanlı Maddi Kültüründe Yemek ve Barınak
, Editörler: Suraiya Faroqhi, Christoph K. Neumann (Kitap Yayınevi)
Dilimize Zeynep Yelçe tarafindan kazandirilan bu kitapta çogu Osmanli tarihi üzerine çalismalar yapan mimar, tarihçi, yemek tarihi arastirmacisi ve ögretim görevlilerinin makaleleri var. Adi üzerinde, Osmanli’da yemek ve mimarlik üzerine. Birbirinden ilginç bilgiler var kitapta. Tarihe ve yemek kültürüne merakliysaniz severek okuyacaginiza süphe yok. Beni özellikle Özge Samancı’nın ‘19. İkinci Yarısında Osmanlı Elitinin Yeme-İçme Alışkanlıkları’ ve Emre Yalçın’ın ’19. ve 20. Yüzyıllarda Bir Konağın Öyküsü’ baslikli makaleler etkiledi.

15. Yüzyıl Osmanlı Mutfağı, Muhammer bin Mahmud Şirvani
, Hazırlayanlar: Prof. Dr. Mustafa Argunşah-Dr. Müjgan Çakır (Gökkubbe Yayınları)
Yemek kültürüne merakiniz varsa Sirvani’nin adini mutlaka duymussunuzdur. Sirvani, 15. yüzyılda yasamis bir hekim. Bizlere bir çok eser birakan Sirvani’nn yapitlari arasinda bir de yemek kitabi var. Iste bu kitap Sirvani’nin yemek tariflerini bu tariflerin faydalariyla birlikte günümüz diliyle ve Sirvani’nin hazirladigi dille veren, iki bilim insani tarafindan uzun çalismalar neticesinde ortaya çikarilan ve bence yemek arastirmacilari için çok önemli bir yapit.

Beyaz Unsuz, Şekersiz Hamur İşleri: %100 Doğal 100 tarif
, Arzu ve Ülfet Aygen (Hayy Kitap)
Arzu ve annesi Ülfet Aygen tarafindan hazirlanmis bu kitapta beyaz un, beyaz seker, margarin, sofra tuzu gibi sagligimiza zararli malzemeler yer almiyor. Bunun yerine bal, pekmez, kuru meyveler gibi dogal tatlandiricilar, tam bugday unu ve diger tahil unlari, zeytinyagi ve tereyagiyla yapilmis hamurisleri var.

Türkiye’de Balık ve Balıkçılık, Karekin Deveciyan (Aras Yayıncılık)
1910 yilinda İstanbul Balıkhanesinin merkrz müdürlügüne atanan Karekin Deveciyan, bu kitabi 1915 yilinda, Fransizca olarak yayinlamis. Pek çok gazete ve dergide makaleleri de yayinlanan Deveciyan, ayrica balıkçılık terimleri sözlüğü üzerinde de çalismis. Bu kitap, balıklarin Latince, Türkçe, İngilizce, İtalyanca, Fransızca ve Almanca adlarini verip karakalem ilüstrasyonlar esliginde her birini ayrintili olarak anlatan kapsamli ve hos dille yazilmis bir eser.

Montignac’tan Yemek Sanatı I ve II, Şarap, Kalbin Hazinesi Zeytinyağı, Yemek Tarifleri ve Sağlıklı Menüler (Alfa)
Fransiz beslenme uzmani Montignac’in kitaplari Türkçe’ye çevrildiginde büyük ilgi görmüstü, hatirlarsiniz. Ardindan Montignac ürünleri satilan dükkanlar, zayiflama merkezleri bile açilmisti. Sonra baska baska diyetler de girdi dilimize, yasamimiza, ancak sanirim onun yeri hep biraz ayri kaldi.

Diyabette pH Mucizesi ve Zayıflamada pH Mucizesi, Dr. Robert O. Young-Shelley Redford Young (Dharma Yayınları)
Dr. Robert Young mikrobiyolog ve beslenme uzmani, esi ise masaj uzmani ve saglikli beslenme konusunda çalismalar yapan bir arastirmaci. Birlikte hazirladiklari bu iki kitapta zayiflamak isteyenlere ve diyabet hastalarina dogal yöntemlerle vücudun ihtiyaç duydugu alkali ortami koruyarak saglikli bir yasamin ve zayiflamanin mümkün oldugunu söylüyorlar ve bunun yollarini gösteriyorlar. Her iki kitapta da saglikli tarifler var!

Büyü’sün, Yaz! Toplu Siirler (1969-2005)
Hilmi Yavuz YKY)
“Birak da saçlarini
limon çiçekleri örsün;
altin taragi günesin,sari benekli yazin...” diyen sair hakkinda fazla söze ne hacet?

Kalpler Birleşmez Hatıralarda
, Sarkis Paçacı-Vartan Paçacı (Aras Yayıncılık)
Sarkis Paçacı’nın çizgilerini biliyorsunuz. Günümüz dünyasindan gülümseten çizgiler bunlar. 142 sayfa.
Fotografta gördügünüz diger kitaplar ise YKY’den: Çisenti/Nezihe Meriç, Afrika Dansı/Sevim Burak, Everest My Lord-İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar/Sevim Burak, Galilei: Yıldızların Habercisi. Ayrica yazarligini yaptigim Yurdumun Yenilebilir Otları (Mutfak Dostları Derneği-Metro) da listede yer aliyor. Mutfak Dostları Derneği yönetim kurulu dernege gelir getirmesi amaciyla kitabi 25 ytl’ye satiyor. Ilgilenenler (212) 249 96 80 (dahili 117) numarali telefondan Sermin hanimla görüsebilirler. Prejans İletişim’in hazırladığı Beyoğlu Guide 2005 de mor kapagiyla yer aliyordu kitaplar arasinda. 2006 yilinin kitabi da hazirlaniyor. Beyoglu’ndaki restoranlar, eglence merkezleri, kitapçilar ve dahi pek çok konuda hizmet veren magaza ve mekanlari tanitan kitapta yer almak isterseniz (212) 243 79 11 numarali telefondan kendilerini arayabilirsiniz. Sevgili arkadasim Renan Yıldırım da artik bu projede çalisiyor. Onu Lezzet okurlari yakindan taniyordur sanirim!

Biraz önce elime geçen kitap ise Hülya Civelek imzali. Daha önce Hamsi kitabini hazirlayan Hülya hanim bu sefer de batidan doguya Karadeniz yemeklerini, Karadeniz’de tüketilen ürünlerin (hamsiden misira, fasulyeden pirasaya) sagliga yararlarini anlatmis bu kitapta. Kentlerle ilgili de bilgiler vermis. Istah açan fotograflariyla pek çok yemek tarifi var kitapta. Çogumuzun adlarini dahi bilmedigimiz bu tarifler arasinda neler yok ki? Yayma, göyerti, piti, düşbere, püşürük, luku, çimuri, haşil, tsırıhta, pazaresa, trima... Ve daha neler neler... Ben besin degerlerinden çok Karadeniz’den öyküler görmek isterdim aslina bakarsaniz bu kitapta. Orali insanin sivesi, mutfak malzemeleri, yasam öyküsü mesela. Artik farz oldu, Hülya hanimdan bir de öykülü kitap bekliyoruz. Öyle degil mi?

Karadeniz'de Lezzet Yolculuğu
Hülya Civelek
İnkılap Yayınları

05 Aralık 2005

Galiba avokadoyu anlatmanın zamanı geldi


Bu siteyi bulup girenlerin pek çogu avokado hakkinda bilgi aradiklarindan geliyormus, istatistikler öyle söylüyor. Kimileri 'avakado' yazarak ariyorsa da meyvenin adi 'avokado'. Dolayisiyla buradan baslayayim ise. Asagidaki yazi Meyve Agacindan Hikayeler (Iletisim, 2004) adli kitabimda avokadoyu anlattigim bölümün bir özeti. Merak edenler umarim bilgilenirler. Bazen dergilerde kitaplarimdan bölümler görüyorum. Neredeyse oldugu gibi kullaniliyor cümleler. Eh bari lütfedip cümleleri degistirseniz diyorum sevgili medya çalisani arkadaslar. Madem bu isten ekmek yiyorsunuz ve madem bir seyleri arastirmaniz gerekiyor, hiç degilse emek verin hatta lütfen bir de emegi verenin emegini de yemeyin. Çünkü hem baskasinin yazisini kullaniyor, hem de kaynak göstermiyorsunuz. Ne diyeyim? Bütün avokado severlere adiyorum bu yaziyi! Siz de benim kadar delisiyseniz, sanirim merak ettiginiz pek çok seyi bu satirlardan ögreneceksiniz. Afiyet olsun.
*
Meyve demem sizi sasirtmasin. Onu hep tuzlu yiyeceklerde tanitiyorum evet, ne var ki o bir meyve. Avokadonun farkli türleri var. Her birinin de mevsimi farkli neyse ki. Böylece sonbaharin baslarindan ilkbaharin sonlarina kadar avokado bulabiliyorsunuz. Buldugunuzda da alip soslar yapiyor, salatalara ekliyor, soguk çorbalarin aromasini zenginlestiriyor, kimi zaman ise iyice olgunlasmis avokadoyu ekmek dilimine sürerek kahvalti sofralarinizdaki hükümdarligina izin veriyorsunuz. Verin de. Çünkü muhtesem bir vitamin, mineral deposu avokado. Bol da yag içeriyor, ancak bu yaglar doymamis yaglar. Üstelik kolesterolü düsürüyor, kalp damar hastaliklarina karsi koruyucu olarak lanse ediliyor avokado. Kalorisinin yüzde 80’inden fazlasini yagdan sagladigi için kilo almak isteyenler için (ne yazik ki ben bu sinifa girmiyorum!) harika bir besin. Diger yagli yiyecekleri yemekte zorlaniyorsaniz bile avokadonun içerdigi yagi hazmetmeniz zor degil. Saglikli bir yag içerdiginden krema kullandiginiz soslarda krema yerine avokadoyu tercih edebilirsiniz. Hem salata soslarinda, hem de cips ve benzeri atistirmaliklar için hazirlayacaginiz soslarda avokado kullanabilirsiniz. Sifir derecenin altini sevmedigi için Türkiye’de Ege ve Akdeniz sahillerinde yetisiyor daha çok. Özellikle de fazla rüzgar almayan bölgelerde. Gisela’cigimin bahçesi avokadolar için uygun bir yuva, çabucak yetismelerinden anliyoruz bunu. Öyle de çok meyve veriyorlar ki, bahçeye her gidisimde avokado agaçlarinin etrafindan ayrilamiyorum bir türlü.

Avokadoyla neler yapilabilecegini yazi boyunca yer yer söyledim. Yeter ki iyice olgunlastiginda yiyin, eslikçilerinden hafif limon suyu, sarimsak gibi ilaveleri de unutmadiysaniz onu seveceginize süphem yok. Kisa zamanda kullanmaniz gerekiyorsa yumusamis, ancak ezilmemis olan meyveleri tercih edin. Avokadonun kararmis olmasi bozuldugu anlamina gelmez, kimi türler olgunalastikça kararir. Ancak aceleniz yoksa sertken alin, oda sicakliginda tereyagi kivamina gelene kadar beklettikten sonra (cins ve sertligine göre 2-5 gün) tüketin.