18 Şubat 2007

Varsa yoksa yerli muz

Günün diğer bir haberi ise epeydir beklediğim bir derginin çıkışıyla ilgili. Derginin 3. sayısı bu ya beni en çok ilgilendiren de bu sayı idi. Bir ilk benim için. İngilizce yayınlanan bir dergide ilk kez bu kapsamda bir yazım yayınlanıyor. Dolayısıyla sevinçliyim, heyecanlıyım. İngiltere'de yayınlanan Taste Anatolia'ya ücretsiz abone olabilir, derginin internet üzerinden gönderilen pdf dosyasını edinebilirsiniz. Abonelik için tek yapmanız gereken verdiğim internet sitesindeki 'subscribe' kısmında karşınıza çıkan formu doldurmak. Şubat 2007 sayısında yayınlanan yazım Türk kahvaltılarına ilişkin. Buradan sevgili Fethiye'ye de teşekkürler. Yazıyı derleyip toparlamama, dil hatalarını düzeltmeme o yardımcı oldu çünkü!
*
Yerli muz yazısı dedik ya haber çok olunca muza dair sözler, sesler geriye gitti. Bu seferlik böyle olsun artık. Bir kısmınız biliyorsunuz, Türkçe'yi doğru kullanmak üzere emekli bir gazeteci ağabeyimiz ve Berceste'nin önderliğinde, internet günlükleri arasında bir kampanya başlatıyoruz. Bir anlamda yemek etkinliklerine benzeyecek. Amaç kişiselleştirmeden, kırmadan, kırılmadan doğruları paylaşmak, yanlışları düzeltmek, kullandığımız dili olabildiğince 'temizlemek'. Bu konuda en güzel yazıyı Punto'da okuyabilirsiniz. Kampanya için en doğru ismi arıyoruz. Çeşitli öneriler geldi. Lütfen siz de katılmak isterseniz, şu adreste oyunuzu kullanır mısınız? 23 Şubat'ta sonuç belirlenecek ve kampanyaya başlayabileceğiz. Katkıda bulunmak isteyen herkese teşekkürler.
*
Bugün Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Umur Gürsoy'dan gelen ve TBMM'ye gönderilmek üzere hazırlanan 'Kyoto'yu İmzala' dilekçesini içeren sitenin adresi şöyle. Siz de imzalar mısınız? Kendimiz için, çocuklarımız için, geleceğimiz için, 'ben de varım' demek için.

Eskiden yerli malı haftaları yapılırdı. Derdik ki, ne derdik sahi? Aklımdaydı. Unutuverdim bir anda. Şöyle miydi: "Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı." Konu muz olunca, bu söz düsturum olmaya devam ediyor. Çünkü o ithal muzlarda, asla ve asla bizim Anamur muzunun tadını bulamıyorum. Tadını da kokusunu da. O yüzden de pazara gittiğimde -neyse ki Antalya pazarlarında pek olmuyor- ben yerli muz alırken birilerinin ithal muz aldığını gördüğümde dayanamaz, yerlisi varken neden ithalini alıyorsunuz ki derdim. Bu memlekette yetişen muzlar varken hakikaten, binlerce kilometre öteden, uçakla getirtilmiş muzları yemenin mantığı var mıydı? Benim için yoktu. Hadi ille de muz yemek istiyorsak ve yerli muzun mevsimi değilse ve pazarda sadece ithal muz varsa anlarım da.

Bakın Meyve Ağacından Hikayeler'de (İletişim Yayınları, 2004) muz hakkında neler yazmışım:
"Hindistan’da 4000 yıldır yetiştirilen muzun anavatanı da zaten Güneydoğu Asya. Bir söylentiye göre Adem’le Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan meyve aslında muz. Bu teoriyi öne sürenler muz yaprağının incir yaprağından daha iyi bir kıyafet olacağını söylüyorlar, haksız da sayılmazlar. Kıyafet değil ama kimi yerlerde tabak yerine kullanıldığını ve bazı yemeklerin muz yaprağına sarılarak pişirildiğini biliyoruz. Demek ki sadece meyvesiyle değil, bitkisiyle de bizler için yararlı bir meyve. Çok iyi bir potasyum kaynağı olan muzda A, B ve C vitaminleri ile fosfor, kalsiyum, magnezyum gibi mineraller de var. İki yüzden fazla türü olmakla birlikte bizde fazla çeşidi yetişmeyen muzun yüksek potasyum içeriği nedeniyle tansiyonu dengelediğini, uykuyu düzenlediğini, ülser yaralarının tedavisinde kullanıldığını söyleyebiliriz. 12. yüzyılda bile Çinli doktorlar kalp ve kas sistemine iyi geldiği düşünülen muzu nekahat dönemindeki hastalara tavsiye ediyorlardı."

Artık Antalya pazarlarında muz Anamur muzu değil Gazipaşa muzu olarak satılıyor. Kilosu 2 ytl. Ben üzerindeki benekler oluşmadan önce seviyorum yemeyi. Daha tam tatlanmadan. Bu yüzden yeşilimsi kabuklulardan alıyorum. Zaten hava sıcak, bir kaç gün içinde sararıveriyorlar. Bazen bir kısmı kalıyor, iyice olgunlaşıyor, hafiften de alkolleniyor. İşte o halini çok sevmediğimden başka bir şekilde değerlendireyim istiyorum. Bu sefer muzların lezzetinden yararlanayım dedim ve onlarla mini kekler yaptım. Hazır da 'Kek YE' etkinliği varken, ona denk geldi benim kekler. Beş tane orta boy muzum vardı. Onları çatalla ezdim. Bir kapta bir yumurtayı çırptım, biraz zeytinyağı, biraz da bal koydum. Belki ikisinden de çeyrek bardak kadar. Yine cashew nut denen (sonradan aklıma geldi, Zeynep'ciğimdi galiba, ona kıvrık fıstık adını tatmıştı. Doğru mu hatırlıyorum Zeynep'ciğim?) fıstıklardan da hafif kavurup irice dövdüm, ekledim. Bir su bardağı yulaf ezmesi, bir su bardağı da tam un ekledim. Bir çay kaşığı karbonat yeterli kabarması için. Gerçi bir kaç kaşık da sıcak su eklediğim için cıvıkça oldu hamur. Biraz daha un ekleyebilirdim. Eklemedim. Mini kek kağıtlarını tepsiye dizdim. Kalıpların yarısını biraz geçecek kadar harçtan koyup önceden ısıttığım fırına verdim. Fırından çıktıktan sonra biraz çöktüler ya, dert etmedim. Benim için önemli olan tadıydı çünkü. Evet, görüntü de önemlidir ya tadı ve sağlıklı olması çok daha öncelikli yaptığım yiyeceklerin. Böyle işte arkadaşlar. Minik keklerim pek güzel oldu. Onları seviyorum. Bakalım bir daha ne zaman yapabileceğim? Kim bilir?

Bu etkinliğin ev sahibesi Kek Evi'nden Ayşenur. Kendisine ev sahibeliği için teşekkür ediyor, sevgili dostlarımızın yarattığı/pişirdiği kekler için sizi Kek Evi'ne davet ediyorum. 19 Şubat Pazartesi gününden itibaren etkinliğe katılan dostlarımızın güzel lezzetleri orada olacak. Bol kekli günler! (Son olarak: Ne olur, ama ne olur kek yaparken kullanılan margarinin hem sizler, hem de çocuklarınız için sağlıklı olmadığını unutmayın. Margarinden çok daha iyi alternatifler var, her zaman olduğu gibi. İster tereyağı kullanın, ister zeytinyağıyla tereyağını karıştırın, ister yağ kısmını tamamen iptal edip yerine krema kullanın, isterseniz de yağ miktarlarını azaltmayı seçin. Ancak bilin ki, uzun vadede margarinin ne bedeninize, ne de damarlarınıza bir faydası olmayacak. Hele de bir kek için bir paket margarin kullanmak gibi bir alternatif hiç olmazsa hayatınızda, inanın bedeniniz de size daha iyi davranacaktır, gelecek yıllarda. Biz sitelerimizde sunduklarımızla bir sorumluluk üstleniyoruz. Sitelerimizi okuyup önerdiğimiz tarifleri uygulayan kişilerin tercihlerinden elbette bizler sorumlu değiliz ancak ne kadar doğru örnek olursak -her anlamda- o kadar işe yaramış oluruz. Bilmem siz de bana katılıyor musunuz?)

Bir site okurum (isimden çok emin olamadim. Sali şeklinde yazıldığı için doğru hitap etmiyor olma endişesi duyduğum için isimsiz yazdım yorumumu. Kusura bakmayın) balın pişirilmesinin zararlarından bahsetmiş yorumunda (yorumlar sayfasında okuyabilirsiniz). Ben de daha önce Türkçe yayınlarda rastladığım bir bilgi üzerine tereddütte kalmıştım yıllar önce. Bugün de yanlış bir bilgi vermemek için internette pek çok yayın taradım ancak ısıtıldığında sağlığa zararlı olduğuna dair bilgiye rastlamadım. Bilakis pek çok yerde şeker yerine pişirilerek hazırlanan yiyeceklerde kullanılabileceği, ancak şekerden daha tatlı olduğu için daha az kullanılması gerektiğini okudum. Isıtıldığı zaman bazı enzim ve vitaminlerin zarar gördüğü, bu yüzden çiğ tüketilmesinde fayda olduğu bilgisini yadsıyamayız elbet. Pek çok şeyde olduğu gibi. Meyve ve sebzeler de pişirildiklerinde içerdikleri vitamin ve minerallerin bir kısmını yitiriyorlar. Sonuçta balı tedavi amaçlı veya besin değeri nedeniyle tüketiyorsak elbette çiğ tüketmek gerek. Bir bilgiye daha rastladım ki bu ilginç. Balın bir yaşından küçüklere verilmemesi gerekiyormuş çünkü Clostidium botulinum adlı bir madde içermesi nedeniyle bebeklerde botulizm hastalığına neden olabilirmiş. Bir başka kaynakta da piyasadaki hazır balların çoğunun kristalleşmemesi ve içermiş olabileceği bakteriler nedeniyle ısıya maruz bırakıldığını okudum. İngilizce bilenler İngiltere'dekiBal Birliği'nin sitesindeki bilgileri okuyabilirler. (Kendini Dr. Sali olarak tanıtan okurum yaptığım açıklama üzerine bilgiyi edindiği kaynağı aktarmış. İsteyenler (biraz bilimsel dille yazılmış olması anlamamızı zorlaştırabilir) http://www.gidasanayii.com/modules.php?name=News&file=article&sid=7490 adresinden söz konusu bilgileri okuyabilirler. Anladığım kadarıyla taze balda veya bekletilmiş ballarda da olabilen bir etki bu. İnsan bedenine ne tür ve ne oranda bir zarar verdiğini merak ediyorum. Bir bilgiye ulaşırsam sizlerle paylaşırım. Siz de bilginiz varsa paylaşın ki burada kimseyi yanıltmış olmayalım. Teşekkürler.)

Amerikan Enerji Bakanlığı'na bağlı gibi görünen Newton adlı sitede ise şu bilgiye rastgeldim: "Because honey is hydroscopic, it is extends the shelf-life of baked
goods. They are less likely to dry out because the honey absorbs moisture
from the surrounding air. If you want to try this out, bake a batch of
cookies using sugar. Then make a second batch replacing half of the sugar
with honey. To do this you need to reduce the liquids in the recipe by
1/4 cup for each cup of honey (because of the water in the honey...
remember, about 19%) and reduce the cooking temperature by 25
degrees. See which batch survives longer." Kısaca çevirisi şöyle: Balla pişirilen 'fırınlanmış' ürünlerin raf ömrü daha uzun olur çünkü bal çevresindeki nemi emerek ürünün kurumasını önler.

44 yorum:

Adsız dedi ki...

Sevgili Tujen,
Yazilarini uzun zamandir okuyorum.Eline, yuregine saglik demek istedim sadece. Anamur muzu burnumda tuttu:)
Sevgilerimle
Sibel

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Sibel,
Ne güzeldi değil mi eski muzlar? Ne yazık ki muzculuk sektöründe pek çok sorun var ve artık çoğu muz ağacı seraya girmiş durumda. Yine de benim için yerli muz her zaman öncelikli olacak.

sali dedi ki...

merhab tijen hanım,
sayfanızın sürekli sessiz takipçilerindenim.gayretinize hayranım..
kek tarifini okurken içine baL KOYDUĞUNUZU GÖRDÜM.acizane bir bilgiyi paylaşmak isterim.balı yuksek ısıya maruz bırakmak bazı toksik maddelerin açığa çıkmasına sebepoluyor.bu nedenle kullanmamak daha uygun...
huzur her daim sizinle ,sevdiklerinizle olsun...

Adsız dedi ki...

merhabalar.Evet yerli muz ama onunda defoları çok Tüketiciler yerli muz için bu kadar mücadele ederken üreticiler uyursa yada kulaklarının üstüne yatırlarsa bizde ÇİKİTA yemeyelim diye GAZİPAŞAnın absürt kabuğu çatlak (bilmem artık neden) muzlarını yeriz Biz tüketirken üreticiye nasıl üretmesi konusunda ürünü alırken yol gösteriyoruz ama TÜRKİYEDE bu işler üreticinin umurunda değil çünkü malı satılmayınca bahane çoktur onun için seni düşünmeyeni sende düşünme yerlisi yabancısı değil SAĞLIKSIZI SAĞLIKLISI

Mutfakta Zen dedi ki...

Merhaba Sali,
Balın ısıtılması, dahası fırınlanarak hazırlanan yiyeceklerde kullanılmasıyla ilgili benim de endişelerim vardı ancak bu konuda yaptığım araştırmalarda fırında pişirilen yiyeceklere konulmasının ciddi bir zararından bahseden yayına rastlamadım. Isıtıldığı zaman içerdiği bazı enzim ve vitaminlerin zarar gördüğüne rastladım ancak pek çok yiyecekte zaten bu zararlar söz konusu. Teşekkür ederim paylaştığınız bilgi için.

Tarif Bahçesi dedi ki...

Merhaba Tijen hanım, muzlu kekiniz çok hoş durmuş. Eminim tadıda güzeldir, birkaç muzlu kek tarifi okumuştum, ama hiç yemedim için biraz tereddüt ettmiştim ama sizin tarifi muhakkak denemeliyim. Kullandığınız malzemelerin hakkında faydalı bilger ile bizleri aydınlatıyorsunuz. Teşekkürler, sevgilerimle Nesrin

Aybike dedi ki...

Sevgili Tijen hanim,

Hergun sayfanizi okumak icin sabirsizlaniyorum. Bizlerle paylastiginiz tum bilgilere tesekkurler.

Muz konusuna gelince ise cok haklisiniz, Anamur muzu gibisi var mi?

Sevgiler

Mutfakta Zen dedi ki...

Sayın anonim arkadaşım,
Bir dahaki sefer bu siteye yorum bırakmak istediğinizde adınızı da yazmanızı rica ederim. Sözlerinizin haklı yönleri yok değil ancak her iki muzu kefeye koyduğumuzda yine de yerlisi ağır basıyor. Binlerce kilometre öteden gelen muzların ne üreticisi, ne emekçisi bizlere ulaştıranlar ve git gide semiren çokuluslu muzcular kadan kazanmıyorlar. Ben onları semirtmektense kendi memleketimin muzunu yemeyi tercih ediyorum. Sektördeki yanlışlara, hatalara rağmen.
*
Sevgili Nesrin,
Sevdiğin bir kek tarifine de uyarlayabilirsin. Muz ve ceviz birbirine çok yakışıyor. Aklında olsun!
*
Sevgili Aybike,
Teşekkürler geldiğin için.

serinmavi dedi ki...

Mersin gezilerimizde bolca yeme imkanımız oluyordu Anamur muzundan,hatta çocuklar ağaçta muzu ilk defa oralarda görmüşlerdi :)

Margarin konusuna ise katılıyorum.Sadece bazı kurabiyelerde kulanıyorum nadir olarak,zeytinyağı vazgeçilmezimiz,tereyağda sevdiklerimiz arasında :)

Selam ve sevgilerimle

kamiş dedi ki...

Merhaba Tijen,
Yine çok güzelsin.. Araştırmalarından yararlanayım diye bir soru; Uzak doğu mutfağında olan muzların özelliği nedir acaba ki kızartılıp tatlı niyetine yeniyor? Bizimkilerin böyle bir özelliği var mı yok mu bilmiyorum. Ya sen?

NİLAY dedi ki...

Sevgili Tijen ;
Antalya'dan Alanya'ya giderken yol kenarında satılan muzlar geldi aklıma...hem çok ucuz ,hemde çok lezzetliler...siz daha şanslısınız muz konusunda...Ben hayatımda ilk kez muz bahçesini Antalya'da gördüm çünkü :))pazara gitme şansı bulamadığımızda mecburen marketlerden ithal muzlardan almak zorunda kalabiliyoruz buralarda...
Muz keke çok yakışıyor bencede...miss gibi kokusuyla...eminim çok lezzetli olmuşlardır :)ellerine sağlık

sevgiler

hayat dedi ki...

Merhaba Tijen hanım.
Bende sizi ziyatete geldim.Muzlu kekiniz harika görünüyor ellerinize sağlık.

Adsız dedi ki...

sevgili Tijen Hanım,
sitenizin sessiz takipçilerindenim. saglıklı ve leziz tariflerinize bayılıyorum. ayrıca saglıklı hayat konusunda yazdıklarınızı da okuyorum.
arastırmacı kimliginiz icin tesekkür ederim.
sevgilerimle
gorki

www.yumurtasepeti.net dedi ki...

merhaba
kek harika gozukuyor ellerinize saglik super olmus.

asli
www.yumurtasepeti.net

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Serin mavi,
Benim de bugünlerde gidip muz bahçelerini göresim var. Gitmem büyük ihtimalle ama düşüncesi bile güzel geliyor.
*
Sevgili Kamiş,
www.muz.gen.tr adresindeki bilgilere göre dünyada 200 civarında muz türü var. Bizde ise sadece bir kaç türü yetişiyor. Uzakdoğu mutfağında var böyle bir tatlı evet. Belki bizim muzlarla da denenebilir, neden olmasın? Sevgili meyve kitabım ise muzları dört ana grupta incelemiş, kırmızı muzlar, yeşil muzlar (ki bizimkiler de yeşile giriyor, bırakırsanız kendiliklerinden sararıyorlar) ve plantain denen, bizde yetişmeyen (bildiğim kadarıyla) bir tür. Son tür tatlı değil, dolayısıyla daha çok yemeklerde kullanılıyor.
*
Sevgili Nilay,
Haklısın söylediklerinde. Ben de İstanbul'da yaşarken bazen sırf yerli muz alabilmek için pazara giderdim. Elbet başka şeyler de alırdım! Bazı büyük marketlerde kış mevsiminde yerli muz bulunabiliyor. Dikkatli bakarsan belki rastlarsın.
*
Sevgili Hayat,
Hoşgeldin sefalar getirdin.
*
Sn. Gorki,
Daha araştırılacak, öğrenilecek çok şey var elbet. Her biri birer derya yemeği kapsayan konuların. Teşekkürler duygularınızı paylaştığınız için.

Ferhanca dedi ki...

merhabalar Tijen,
muz hakında ne kadar güzel yazmışsınız ben desizin gibi düşünüyorum .Buyıl yerlimuzda çok olunca ithal hiç almıyorum.ithal muzlarda o Anamur muzunun kokusunu bulamıyorum..Geçenlerde muz alıyordum ,burada arabacılar çok satar esmer vatandaşlar abla diyor herşey arttı muz hala 2, 2,5 milyon hiç artmıyor. satanlarda artsın istiyor bizlerde artmasın..
bundan sonra muzlara Gazipaşa muzu diye bakacağım dediğiniz gibi..
Ben de sizin gibi tam olmamış severim ..Bal konusunda benim oğlum 24 yaşında biz bir yaş öncesi bal yederiirdik ..şimdi alerji our diye yedirilmiyor .. ama ben balın mucize bir yiyecek olduğunu düşünüyorum zaten yaısına bakınca o mimariye hayranlık duymamak el değil..Ayrıca Mısır'da açılan bir mezarda toprak kabın içinde bulunan bal beni çok etkilemişti ,hiç bozulmamış olmasıda çok anterasan..
yazılarınızı zevkle okuyorum ellerinize yüreğinize sağlık ..sevgilerFerhan
ben de sıvı yağlı kek tarifleri çok bakabilirsiniz ..

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Ferhan,
Margarin içermeyen güzel tariflerin için çok teşekkürler. Hem kendi adıma, hem sağlık adına. Muza gelince, dediğin çok doğru. Fiyatı hiç değişmedi muzun. Çok iyi bir vitamin ve mineral deposu olduğu düşünülürse, ona verdiğimiz parayı tamamen hak ediyor.

LaMa dedi ki...

Bal ve muz muthis ikili degil mi:)Hem tat hem de saglik acisindan.
Muzun en sevdigim yonu kolayca yenmesi, cekirdeksiz olusu -agiza gelmemesi yani,yoksa Lama hanim yiyemez- Normalde de pek meyve yemem malesef ama son zamanlarda yedigim tek meyve muz-onu da yersem tani:(- Bana meyve yedirecek formuller onerin lutfen!

Balin pismesiyle ilgili olarak yerli yabanci bircok kaynakta seker alternatifi olarak kulaniliyor, mayalilar da dahil.Pizza hamurunda mesela kiyir kiyir bir kivam veriyor oneririm.
Lafi uzatim yine,
Sevgiler

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Lama,
Muz da kabızlığa neden olur, biliyorsundur belki. Ben yine de ondan vazgeçmeye niyetli değilim gerçi ya. Meyve için ne diyeyim, ben bir meyve delisi olduğum için insanlar nasıl meyve yemez akıl edemem hiç. Bence sen de tüm kalıpları kırıp daha çok yemeye çalış. En güzel tatlıdan daha tatlı olur onlar. Tatlısıyla, kurusuyla meyvesiz bir yaşam çok bayat bence!

ycurl dedi ki...

Ben buraya geldigimden beri muzun tadindan dolayi olsa gerek yiyemez oldum. Sanki saman yiyormusum gibi oluyorum. Burada da muz en ucuz meyvelerdan birisi. Anamur muzuna yakin bir muz cesidi var Meksika ya da Kolombiya'dan buraya geliyor ama yine de bulmak pek kolay degil. Onun yerine arada bir organik muz aliyorum. Yine de o kucuk Anamur muzlarinin tadi ayri.

hayat dedi ki...

Merhaba Tijen hanım,muzlu kek çok güzel görünüyor.Ellerinize sağlık.Ayrıca muzla ilgili çok güzel bilgiler vermişsiniz, Zaten sayfanız çok güzel hepimizin faydalanacağı bilgilerle dolu.Emeğinize sağlık.

Sevgilerimle

Berceste dedi ki...

Tijen'im, ağzından bal damlamış. Nefis anlatımdan sonra muz ve muzlu kek yenmez mi?
Türkiye'deki muz üretimini bilmiyorum ancak eskiden yaptığım iş ile ilgili olduğu için şunu söyleyebilirim ki, muz yetiştiriciliği dünyada en çok işçilik sorunu yaşayan sektör. Banana ve fair labour yazılırsa Google'da detay detay incelenebilir. En son Londra'da ekim ayında katıldığım bir toplantıda sadece muz üreticilerini düzgün çalışnaya yöneltmek için ayrı seminer veriliyordu! Çocuk işçi kullanımı, işçilere hak ettikleri paranın çok azının ödenmesi, sağlık güvenlik önlemlerinin alınmaması vs vs....ve bizler için de çok önemli olan kimyasal maddelerle muzun paketlendiği torbalarda işlem görmesi ithal muz almamamız için diğer etmenler bence!
Yurdum malı yemek en güzeli, hele ki yurdum malının tohumları bozulmamış olanları, genleri ile oynanmamış olanları başımızın tacı olmalı. Çocukken o yerli malı haftalarına anlam veremezdim ama günümüzde ne kadar önemle üzerinde durulması gerektiğini anlıyorum.
Sevgiler...

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili ycurl,
Bence de! Ben hiç bir zaman o kocaman muzlara alışamadım zaten. Ha muzlu sakız çiğnemişim ha onları yemişim. Ama dediğin gibi, ufak muzlar daha iyi. En azından şişirilmiş duygusunu vermiyor değil mi?
*
Sevgili Hayat,
Faydam dokunuyorsa ne mutlu bana. Teşekkürler güzel sözlerinize.
*
Dilek'ciğim,
Bizim üreticilerimiz de bazen onlardan geri kalmıyor ancak umuyor ve diliyorum ki çokuluslu şişman şirketler kadar sömürülmüyordur bizim emekçilerimiz. Ben her zaman onların yanında olmayı sürdüreceğim, insan sağlığından yana oldukları sürece.

SALİ dedi ki...

merhaba tijen hanım,
kaynak belirtmeden bilgi aktardığım için özür diliyorum.şu siteye bakabilirseniz sevinirim.http://www.gidasanayii.com/modules.php?name=News&file=article&sid=7490 ısıtmayla oluşan HMF ADLI KİMYASAL MADDEnin sitotoksik(hücreye zarar verici),genotoksik(genlere zarar verici),tümorejenik(tümör oluşumuna katkı) olduğu belirtiliyor.
evet pek cok gıdamızda bu etkiler mevcut belki ama dikkat edebildiğimiz kadar edelim diye düşünüyorum...
DR.SALİ

Nukhet dedi ki...

Sevgili Tijen
Aslinda uzun zamandir seni ara ara ziyarete geliyorum ama bi rtulu yazamadim. Ozellikle su kitapla ilgili cok uzuldugun zamanlarda yazdiklarini okurken hep gozlerim doldu ama gene de bir turlu destek mesaji yollayamadim sana. Herneyse ziyaretin icin cok tesekkurler tabi bir de faydali bilgilerin icin. Biliyor musun burada Dubaide muzlar hep kocaman kocaman oyle kucuk yerli muz gorunusunde olanlarda var ama bir gun allah yerli muz diye saldirip aldigim korkunc bir seyle karsilasmistim o yuzden kocamanlardan almaya devam. Bir de balli keklerle ilgili olarak 2 kere seker yerine bal konulan tariflerden denedim ve hic begenmedim. Bu isi yapipta lezzeti tutturan var mi merak ediyorum. Sevgiler

Nalan Kaplan dedi ki...

Tijencim merhabalar yazın çok hoştu ve keklerde çok güzel görünüyor ellerine sağlık!Çok sık yorum bırakamasamda yazılarının takipçisiyim :)
sevgiler...

Mutfakta Zen dedi ki...

Dr. Sali,
Çok teşekkürler aktardığınız bilgiler için. Bir soru sormama izin verin: Bu etkinin insan bedenine nasıl zarar verdiğini biliyor muyuz? Daha önce de söylediğim gibi, yine bir Türkçe kaynakta benzer bir bilgi okuduktan sonra balı pişirdiğim gıdalarda kullanmakla ilgili endişe duymuş, yabancı kaynaklarda da araştırmaya girişmiş ancak okuduğum İngilizce kaynaklarda böyle bir bilgiye rastlamamıştım. Bir de oran önemli mi acaba? Yani benim verdiğim kek tarifini örnek verecek olursak, balın toplam ağırlık içindeki yüzdesi herhalde 5-10'u geçmez. Doğrudan ısıtılması veya bir karışımda ısıtılması arasında bir fark olabilir mi? (Karışık bir konu sanırım!) Yine de teşekkürler.
*
Sevgili Nükhet,
Bize taaa Dubai'den ses verdiğin için çok teşekkürler. Hiç üzülme, insan sesini sesli olarak duyuramasa bile yürekten gelen dostluk ulaşır. Ben sözsüz iletişime inanan biriyim.
*
Nalan'cığım ne demek,
Ben de herkese her zaman yorum bırakamıyorum. Her siteyi de her gün ziyaret etme şansım yok ama yine de elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum.

zeynep dedi ki...

piştt komşuuuuu :) nasılsın cancagzım :) uzun zamandır gelemedim, kusuruma bakma - küresel ısınma depresyonları, telaşeleri derken..ama şimdi iyiyim :)
öperim kocaman!

Mutfakta Zen dedi ki...

Aman iyi ol cancağazım.
Ben de iyi değildim. Desene iki iyi olmayan canmışız.
Diyesim vardı sana, kalk Zeynep gidelim.
Gidecek halim var mıydı acaba?

GULENAY dedi ki...

Tijen'cim burada muz en ucuz meyve.Hic aklima gelmemisti denemek.Ellerine saglik.Sevgilerimle

ÇiLeK dedi ki...

Etkinlikte seni görünce çok mutlu oluyorum.Muzlu keki hiç denemedim.Çünkü muzlar anında bitiyor bizde.Özel olarak kek için alıp deneyeceğim bir gün.Bugün senin başka bir tarifini denedim,yiyenler bayıldı,müthiş güzel olmuş dedi herkes.
Bu arada bir şey soracağım,bal ile yapılan muhallebilerde bir sorun olur mu?balın ısıtılmasından dolayı.Aklıma takıldı şimdi?
Ayrıca Maya'yı bekliyorum bize gelince hangisi oyuncak hangisi yemek şaşıracak biraz ama,eğlenir bence.Görüşmek üzere.Sevgiler.

Mutfakta Zen dedi ki...

Çilek'ciğim,
Belki emin olmak için muhallebileri biraz soğuttuktan sonra eklemekte fayda var. Aslında ben de tam emin olamıyorum bu konuda. Batılı ülkelerde o kadar çok kullanılıyor ki pişirmede. O kadar araştırdım, ısıtılmasıyla ilgili bir tehlike bilgisine rastlamadım İngilizce kaynaklarda. Türkçe'de de böyle bir bilgi olunca arada kaldım doğrusunu istersen. Kimseyi de yanlış yönlendirmek istemiyorum, biliyorsun.
Maya'cık biraz büyüsün bak biz onunla nerelere gideceğiz!

Irem dedi ki...

Tijen hanım, Margarin konusunda hemfikir olduğumuzu görünce yazmadan duramadım, bizim de 10-15 senedir eve margarin girmiyor. artık bir pastada yemekte kullanılmışsa kokusundan anlıyorum ve inanın hiç hoş gelmiyor kokusu. tereyağı ağır diyenler olucaktır ama şimdi satılan tereyağları kokusuz ve oldukça hafifler kullanılan sütün ve tekniğin, o hayvanın yediği otun çok önemi var tabii..

üstelik tereyağıyla yapılan pasta ve börekler margarine kıyasla daha lezzetli oluyor bu da başka bir fayda.. ve özellikle dikkat ederseniz yabancı tariflerin hemen hepsinde ya tereyağı ya da zeytinyağı vardır margarin çok nadir geçer.. Kızartma yağına baklavaya margarin katanlar görüyorum söylemeden duramıyorum; Kesinlikle kullanmayın kullanmayın ve kullanmayın.

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili İrem,
Ben de zaten sitenin başına bu sitede ne yoktur listesi koydum. Acaba diyorum bir de margarine hayır kampanyası mı başlatsak? Belki bu sayede yemek sitesi sahibi arkadaşlarımızı bilinçlendiririz. İnan ben de margarinle yapılmış bir şeyi farkediyorum tadından ve yiyemiyorum!

Adsız dedi ki...

Varmı yerli muz gibisii :)

http://pembeli.blogcu.com/

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Pembeli,
Muz gibisi yok bence de! Bir gün muz yemesem aranıyorum. Hatta bazen canım ardı ardına 2-3 tane muz yemek isteyince hah diyorum kesin muzdaki bir şeylere ihtiyaç duyuyor bedenim. Ama günde bir tane muz yemeyi seviyorum genellikle.

Behiye dedi ki...

Tijenciğim benim de hoşuma giden bir muffin tarifi var, muzlu. Hep muzları alıp bitiriyorum, sıra gelmiyor:) Bakalım bir ara yapacağım. Ellerine sağlık, sevgiler.

Irem dedi ki...

Evet olabilir hatta sadece margarin olarak da değil "sağlıklı ve doğal ürünlerden" yapılacak yemeklerden bir etkinlik oluşturabiliriz "sağlıklı beslenelim ve ne yediğimizi bilelim" temalı veya zararlı bir yiyeceğin zararını en aza indirerek nasıl yiyebileceğimizi anlatan..

Sonuçta elbetteki hepimiz bilerek bilmeyerek zararlı şeyler yiyoruz içiyoruz (mesela ben kahve içmeden duramam) içinde katkı maddeleri vs olan ama en azından bir seçme hakkımız olduğunu herşeyin sağlıklı bir muadili olduğunu öğrenmeye çalışmış oluruz, değil mi?

Mutfakta Zen dedi ki...

Behiye'ciğim,
Şimdiden ellerine sağlık!
*
Sevgili İrem,
Çok çok haklısın. Önemli olan neyin ne olduğunu bilmek. Zaten ben de bu yüzden zararını bilin, ondan sonra dilerseniz tüketmeye devam edin ama ne olur bilinçli tüketici olun diyorum. Evet böyle bir etkinlik güzel olur. Bir bilinç oluşmasını sağlarız belki. Bunu konuşalım.

sahra dedi ki...

Bu sitede margarin ... yoktur.ve davamını babama göstermek istedim ama zor bir haftaydı bizim için olmadı. sadece söyleyebildim. senelerdir yakın çevremize anlatmaya çalıştığı bir şey. sağlıklı yiyecekler etkinliği güzel olur ama belli bir zaman sürecek. sürekli devam edecek margarine hayır kampanyasıda güzel bir düşünce.
ve sağlığa en güzel gelecek şey sanırım yukardaki gülümseme.

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Sahra,
Bence biz bu işin üzerine gidelim bir şekilde. Eminim bir tıp adamının söyleyecekleri çok daha etkili olacaktır. Bizler de elimizden gelen katkıyı yapalım. Mutlaka margarin kullanmak isteyenler elbette kullanır ancak en azından zararlarını bilmeleri onları etkileyebilir. Biz hiç bir zaman televizyonlardaki reklamlar kadar etkili olamayız biliyorum ancak ne kadar insana doğruyu önerebilirsek o kadar iyi.

sahra dedi ki...

Evet bize daima yanımızda olacağını söylemişti. Çok ilerleme olmasa bile ne kadar faydalı olsak kardır. Kesinlikle margarin reklamlarına yetişemeyiz. Onları seyredince çocukken ağlayıp isterdik. Ve ilk çıkaran firmalar kapıya kadar getirirlerdi. Ama karınca kararınca...

elif dedi ki...

kucuklugumden beri muzu sevmisimdir hatta cok cok kucukken maymun olsam hep muz yesem demisim ve o aksam babam kilolarca muz alip yedirmis, muz yemek icin maymun olmak gerekmedigini gostermis oldu.. sonra cok tatli meyve kilo yapar falan dendi o yenilmedi ama yerine rafine edilmis cikolata gofret yendi kilo neymis o zaman anlasildi..
yerli mali herkes onu kullanmali fakat tuketici fiyata da bakiyor ve yerli muz ithal muzla yarisiyor, yerli muzda gumruk olmadigi halde neden bu yaris insan merak ediyor..

Mutfakta Zen dedi ki...

Doğru diyorsun Sahra,
Daha neler olmuştu o ilk margarin dönemlerinde. Herhalde anne babalarımız daha iyi hatırlarlar. Biz elimizden geleni yapalım her ne olursa olsun.
*
Sevgili Elif,
Ne hoş bir anı! Benim de benzer bir anım var ama o kadar hoş hatırlamıyorum. Neyse. Yerli muzun fiyatının ithaliyle yakın olmasının yanıtını bilmiyorum inan. Ancak Latin Amerika ülkelerindeki muz bahçelerinde insanların çok kötü şartlarda çalıştığını ve çok az para kazandığını biliyorum. Çokuluslu büyük firmaların çok büyük alımları ve çok ciddi tekeller söz konusu ithal muzlarda. Belki buradan yola çıkmak gerek.