03 Şubat 2007

Daracık alanda...


Buluşmaya dönecek olursak, nerde kalmıştık, dolaşıyorduk galiba standlar arasında. Veritas dedik, Erüst, Yeşim Gıda, Dimyat Gold, Doğalsan. Gelelim diğer satırlara. Her fuarda tanıdık birilerinin olması iyidir. Ne bileyim dostlarınızı gördünüz diye sevinirsiniz, kucaklaşır, hasret giderirsiniz. İlk uğrak yerim (ve çantalarımın dinlenme adresi) Artebella-Kybele. Umut öyle hoş şeyler yapmış ki stand için. Sonra bir de kartpostal hazırlamış. Ön tarafında muhteşem bir kolaj var. Neden fotoğrafını çekmemişim ki? Çekecektim oysa. Siteye koymuş mudur diye baktım ama yok henüz. Yine de site öyle hoş ki, Umut'un yaratıcılığı Akdeniz'in güzellikleriyle buluşunca ortaya reprenkli bir site çıkmış, eğlenceli, sevimli, bilgilendirici. Burada. (Sağolsun Umut yolladı, izniyle burada yayınlıyorum hazırladığı güzel kartpostal fotoğrafını. Haksız mıyım? Çok güzel değil mi? Kendisi çizmiş. Üzerine de bazı fotoğrafları küçülterek yerleştirmiş. Ayrıca henüz yapım aşamasında da olsa, yeni sitesinin müjdesini verdi. İştah açıcı leziz yaratılarını yine okuyabileceğiz: Akdeniz Rüzgarı.)

Bazı standlar var ki, fotoğrafını çekemediğime sonradan çok pişman oldum. Zuhal'ciğim anlatmıştı Kocabaş'ı ve Kocabaş'ın Pazarlama ve Satış sorumlusu Yasemin Özbülbül'ü. İskenderun'dan gelmişlerdi. Yörenin leziz ürünlerini getirmişlerdi, tattırıyorlardı. Üstelik komşu idiler bizim mantarcı dostlarımızla. Ne hoş sohbet, ne tatlı dilli bir hanımdı Yasemin Hanım. Peki ya ceviz ve patlıcan reçellerine, İskenderun usulü (Antakya'da da vardır aynısı) minik, kırma zeytinler, turunç ekşisi, Antakya'da 'sürk' denen çökelek, kapari ezmesi, kaya koruğu turşusu... Tüm ürünleri Metro'da satılıyormuş. Yolunuz düşüyorsa arayın, tadın, deneyin. Benden söylemesi.

Sonra Burcu Konservecilik ve Salça vardı. Adını görünce "aaa bizim Burhaniye'nin salçacısı" demişim. Güney bölgelerde (özellikle Adana civarları) salçanın ne denli önemli olduğunu bilirsiniz. Bizim Adanalı komşular yazlıkta kendileri yaparlardı salçalarını eskiden. Toprağı bol olsun, canım Aycan Abla öğretmişti bana biber salçası yapmayı. Elle çevrilen bir kıyma aletleri vardı, sadece biber salçası için kullandıkları. Aldığım biberleri birlikte çekmiştik, sonra güneşe sermiştim benim biber salçasını o ilk yıl. Sonraki yıllar baktım Aycan abla salça yapmayı bırakmış. Dedi ki "vallahi Tijen'ciğim Burcu'nun salçası öyle güzel ki artık evde yapmıyorum." Onun gibi düşünenler çoğunlukta olmalı ki, güneyde salça satışının %50'ye yakınını Burcu gerçekleştiriyormuş. Ben onları sadece salça ve konserve yapıyor sanıyordum ancak üretimin büyük kısmını ihraç eden Burcu'nun ürün gamında makarna, kuruyemiş, bakliyat, baharat ve daha nice ürün varmış. Burcu Türkiye Satış Müdürü Ramazan Bey bize birer hediye paketi verdi. İçinde annemin bayılarak yediği Ajvar ve Antep ezme. Ben hazır turşu almam. Evde yapmak varken derim hep. Hele de o yapay tatlardan hiç hoşlanmam. Ama hemen Burcu'nun yanındaki standa yerleşmiş olan Berrak Turşu'nun ürün sorumlusu beyefendinin ısrarıyla tattığım ev tipi turşuyu da, İsviçre turşusunu da çok beğendim. Eh dedim, demek ki olabiliyormuş. Söylediklerine göre sitrik asit dışında bir katkı maddesi yokmuş turşularda. Ben yine de evde turşu yapmayı yeğleyecek olanlardanım. Damarımda bu var çünkü. Hoş fazla turşucu da sayılmam ya...


Sona Aliye'ciğim ve Söke Un, Arifoğlu ve Doygun ekmek kaldı. Geçen yıl da yine aynı fuarda karşılaşmıştık Aliye ile. Söke Un'un ekmeklik karışımlarından zaten her zaman bahsediyorum, fazla söze ne gerek var? Daha dün köy karışımıyla güzel bir pizza yaptım. Üzeri ıspanak, kırmızı biber, soğan ve mantarlı. Aliye'yi anmamak mümkün mü onları yerken? Arifoğlu'nda ilginç baharat karışımları vardı. Özellikle Fransa'ya ihraç etmek için, Fransızların isteği üzerine hazırladıkları şık kavanozlu setleri beğendim. Onlara da söyledim, piyasada o kadar çok yalan yanlış bitki satılıyor ki şuna buna iyi geliyor diye. Örneğin fotoğrafta gördüğünüz papatyalar. Tıbbi papatya diye satılan papatyalar arasında tıbbi papatyayı hemen hiç görmedim desem? Eskiden bulduğumda kendim kuruturdum, diğer adları mayıs papatyası ve Alman papatyası olan tıbbi papatyayı. Geçtiğimiz yıl da pazara demetle getiren tatlı bir kızdan alıp kuruttum ya daha hiç kullanmadım. Bulamadığımda da sizinkini alıyorum dedim Arifoğlu'ndan Mete Bey'e. Aliye'ciğimin de olduğu güzel sohbeti hatırladım şimdi. Doygun Ekmek ise yeni bir deneme mutfağı kuruyormuş Anadolu yakasında. (Doğru hatırlıyorsam.) Web sitelerine girmeye çalıştım ancak site açılmadı. Merak edenler, denemeye devam.


İşte bu yazının assolisti. Sibel'ciğimin tatlı annesinden nohut mayalı ekmek, Aydın'dan gelen paketten çıkan meşhur 'karacaotlu peynir' veeee Bozcaada'nın şarabı. Hani önceki yazılardan birinde bahsetmiştim ya, Çamlıbağ'dan armağan, ada şarapları arasında en sevdiğim Cabernet-Kuntra kupajı. Haşim Bey'in kulaklarını çınlata çınlata, kızarmış nohut mayalı ekmeklerimizi karacaotlu peynirin yağına bandıra bandıra yudumlamıştık. Tatlı evsahibem Sibel'ciğime biraz gecikmiş (yok canım teşekkür etmeden ayrılmadım tabii evden) teşekkür. Yüreğin kadar geniş olsun gördüğün sevgi Sibel'ciğim. İşte o güzelim ekmeğin bir kısmı da benim kısmetimmiş, kıyamadım ya bitti sonunda. Ben neden yapmıyorum? Yapayım bir gün.

12 yorum:

Aybike Ceylan dedi ki...

Sizi tesadufen kesfettim. Ne kadar hos bir site hazirlamissiniz. Her zaman gorusmek uzere, bende beklerim.
Sevgiler

tata dedi ki...

Sevgili Tijen, biliyorum son zamanlarda bazi talihsiz olaylar yasiyorsun, fakat son koydugun resmi görünce icimden yazmak geldi sana. Tüm yasamin özeti sanki resim. Ye, ic, sevdiklerinle mutlu ol. Dogrularindan vazgecme. Cok komik bir tartismanin icindesin bence, fakat zamanla hersey düzelecektir eminim. Özellikle yemek tariflerinde, bu benim demek ne kadar gecerli bilemiyorum. Tanrinin verdigi nimetleri evirip, cevirip sofraya koyuyoruz...yiyelim, icelim ve sevgiyle paylasalim.
Sevgiler

Ozde dedi ki...

Ajvar nedir? Burada ortadogu bakkallarinda gorup duruyorum, merak da ediyorum ne oldugunu.

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Özde,
Ajvar bir Balkan lezzeti. Bulgaristan'da, Makedonya'da, Moldova'da yapılan. Başka adları da var. Ana malzemeleri közlenip ezilmiş patlıcan ve kırmızı biber. Türkiye'de çeşitli konserve firmalarının ürün gamında var bu ürün. Burcu'nunkinde ekstra olarak havuç da var ama orjinal listede bu yok.
*
Sevgili Tata,
Bu sabah gerçek yanıtı buldum:
Ağlama değmez hayat, bu gözyaşlarına!
Ne dersin hepimize lazım değil mi bu? Şarkıyı boşuna bestelemediler diyorum, var elbet bir sebebi.
Çok sağol!
*
Sevgili Aybike,
Gelirim elbet. Çok teşekkürler ziyaretinize.

Hülya YILMAZ dedi ki...

Tijen'cim, öncelikle güzel dileklerin için teşekkürler. Uzun süredir bilgisayar başına çok oturamıyorum ama yazışmaları izledim. Anlamsız bir iddia. Çünkü çoğu zaman biz bile bloglarda eşzamanlı aynı yemekleri yaptığımız oluyor.Hayatta bizi meşgul edecek, düşünecek ve yapılacak şeyler var. Bunlara kafanı takma...
sevgiler, mutluluklar diliyorum.

Mutfakta Zen dedi ki...

Hülya'cığım,
Yaşamlarımızda hep iyi ve değerimizi bilen insanlarla karşılaşalım diye dua ederim. Bilmem sen de bana katılacak mısın?

Tuba dedi ki...

Tijen, en cok bu kismi sevdim "Daracık alanlarda kocaman egolar. O mutfakları kastediyordu belki, belki daha büyüktü o daracık alan Şemsa için ama bu her sektörde geçerli değil mi zaten? Daracık gibi görünen alanlarda gerçekten kocaman egolar savaşmıyor mu? İşte bu savaşlar insanı asıl yoran.". Dunyanin neresine gidersen git, ne kadar okursan oku, hep bu egolarla savasmak zorunda kaliyoruz iste:))

Mutfakta Zen dedi ki...

Tuba'cığım aslında hepimizin egosu var. Zaten yaşama tutunabilmek için tamamen de egosuz olmamak gerek sanırım ama ölçek çok önemli. Sınırları iyi bilmek, kırmamak, kırılmamak aslolan galiba. Neticede hepimiz yaşam savaşı vermek zorundayız.

Küçük Evin Mutfağı dedi ki...

Tijen'ciğim,
Sobelesem seni kabul eder misin? Pınar

sevdamavisi dedi ki...

Tijenciğim,
yazılarında o kadar güzel konulara o kadar cümlelerle hayat veriyorsun ki okumadan geçemiyorum. Bu kadar güzel sözcüklerle ve toplumsal konularla dünyamıza girdiğin için teşekkürler

Mutfakta Zen dedi ki...

Pınar'cığım,
Sobelemesen daha mutlu olurum canım. Ben bu sobeleme olayını pek sevmiyorum. Neden diyeceksin. Bu ortam göründüğü gibi bir yer değil. Sen, ben, birbiriyle dost insanlarız ama sadece dost olanlar okumuyor ne yazık ki bu yazılanları. Kimsenin gereğinden fazla bilgiye sahip olmasını istemiyorum doğrusu. Affet lütfen!
*
Sevda mavisi,
Bilmiyorum ki. Aslında konuşulacak pek çok konu var ancak burası yeri mi emin olamıyorum. Elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum işte ne diyeyim. Sağol yine de güzel yorumun için.

Küçük Evin Mutfağı dedi ki...

Tijen'ciğim,
İnan affedilecek bir durum yok. Yorumları önceden review ettiğini bildiğim için hadi bir sorayım dedim. Seni çok iyi anlıyorum ve hak veriyorum. Sevgilerimle, Pınar