03 Mart 2009

Ve bir "nane" hikayesi

Bu da bir nane hikayesi. Bizi sürprize yaklaştıran hikaye. Yazarken, neden bilmem, tüylerim diken diken olmuştu. O hiç tanımadığım, varolup olmadığından bile haberdar olmadığım yaşlı kadının yalnızlığı beni çok etkilemişti:

Tanıştığım en şık, en zarif, en alımlı kadındı. Onun yanında kendimi hep eksik hissederdim. Ya kıyafetimi beğenmez, ya saçımı onun gibi toplayamadığım için sürekli elimi saçıma götürür ya da şişman ve çirkin bulurdum kendimi. Erkek olsam ve aramızda bunca yaş farkı olmasa ona aşık olurdum, buna eminim. Kaç yaşında olduğunu hiç sormadım ya seksenine yaklaşmış olduğunu düşünürdüm. Çok bakımlı olmasına rağmen gözlerinin kenarındaki kırışıklıklar ve ellerinin üzerindeki lekeler yaşını ele verirdi. Bazen genç kızlığını anlatırdı. Babası Mısır’ın soylu ailelerindenmiş. Ailesinin erkekleri hep üst düzey görevlerde çalışmış. Hatta bazı akrabalarının Osmanlı saraylarında görev aldığını anlatırdı. Çocukluğu Kahire’de, çok şık bir konakta geçmiş. Cariyeler, hizmetçiler, aşçılarla. Yemek yapmayı bu yüzden öğrenemediğini söylerdi. Gerçi bazen çok sevdiği dadısını görmek bahanesiyle mutfağa inip aşçıların telaş içinde yemek yapmasını izlermiş. Bazen ben yemek yaparken yanıma gelir, öyle şeylere dikkatimi çekerdi ki bu püf noktalarını nereden bildiğini bir türlü anlayamazdım. Sonradan çocukluğunda izlediği aşçılardan öğrendiğine kanaat getirdim. Konakta çok sık davet verilirmiş. O da sofranın hazırlığında annesine yardım eder, en şık, en pahalı yemek takımlarının çıkarılıp masaya dizilişini, gümüş şamdanların yerleştirilişini izlermiş. Annesi sofra takımları konmadan önce masayı ezilmiş nane yapraklarıyla sildirirmiş. Bir gün bunun nedenini sorduğunda nane kokusunun misafirperverliğin sembolü olduğunu, ailesinin bu geleneği nesillerdir sürdürdüğünü, büyüdüğünde onun da sürdürmesini istediğini söylemiş annesi. Bana demetlerce nane aldırırdı misafir geleceği zaman. Birazıyla masayı ovdurur, birazını da sofranın ortasına koymak için kendi elleriyle hazırladığı çiçek buketinin arasına serpiştirirdi. Bunaltıcı yaz akşamüstleri benden naneli çay istediğinde o günleri özlediğini anlardım. Onca zenginlik ve şaşaalı bir yaşamdan sonra Nişantaşı’ndaki şu küçücük apartman dairesine anılarını bile sığdıramadığını anlar, ona geçmişini getirebilmek için demet demet nane taşırdım. (Bu fotoğraf bir Bozcaada kahvaltısında çekildi. Sevgili arkadaşım Ümit hazırlamıştı. Ada yapımı bir keçi peyniri o güzelim bahçe nanelerinin altına serilen.)

17 yorum:

Karen Hanim dedi ki...

Yazdıklarınızı çok beğendim. Bende bir nane yaprağı çiçeklerin arasında koymayı deneyeceğim.

Damak Tadı dedi ki...

Şimdi ben ağlamıyımda kim ağlasın Tijen'ciğim..((

pel!n dedi ki...

Üst üste ne çok duygulandırdın beni...
Bozcaadayı özlemişim bende,mayıs ayında gidip gelicem inşallah...

Zehra Gürgen dedi ki...

Ne hoş bir alışkanlık ve gelenek. Masanın nane ile ovulması çok hoşuma gitti. Çok zarif bir hanımefendi olduğunu yazından anlamak mümkün. Koca bir ömründe kimbilir ne hazineler saklıydı? Anıları eminim inanılmaz etkileyicidir !

İnsanların anılarını dinlemek gibi beni inanılmaz keyiflendiren bir zevkim var :) olmadı hayal ediyorum...

sevgiler.

Tijen dedi ki...

Kızlar,
Bir daha söyleyeyim, bu bir hikaye. Öyle biri var mı bilmiyorum, zihnimin derinliklerinden süzülüp geldi. Kimbilir, belki de vardır öyle bir hanım.

Zehra Gürgen dedi ki...

Gerçek hikaye sanmıştım !
Ama olsun benim için gerçekçi olmuş. Kadının yüzü ve evini bile okurken canlandırmıştım :)

sema dedi ki...

Naneye zaten bayılırım bu yazıyla daha bir hoşuma gitti. Çok beğendim, elinize sağlık.

Fevkalade dedi ki...

Uc nokta demek istiyorum...
(...)

BB dedi ki...

Melih Cevdet Anday'ın Aylaklar romanındaki Leman Hanım karakterini anımsattı bana bu öykünün kişisi...

birdutmasali dedi ki...

saraylardan,
bozcaadaya kadar uzanan bir hikaye...
yine miski amber kokularıyla hemde...
nefissssss.....

ORDAN BURDAN HAYATTAN dedi ki...

Tijencim hikaye de çok hoş ama ben en çok şu Bozcaada mevzuuna takıldım desem inanır mısın?
çok özlemişim ben de...

ORDAN BURDAN HAYATTAN dedi ki...

bir de sana bişey sormak istiyorum Tijen.Geçn blogumda bir kış çayı tarifi verdim ıhlamur,yeşil çay vs katıp yaptığım.içine anneanneme trabzondan gelen bir ot da koyarım ben hoş kokulu yayla çayı der anneannem.ama gerçekte ne otudur bilmiyor.sana sorayım dedim acaba fotoğrafını göndersem tanır mısın çünkü herkes sorar oldu ne otudur diye?

Belgin dedi ki...

Bol limonlu, taze nane cayi, güzel bir hikaye....mutlu olmak icin daha ne lazim ki bana:)

Sevgiler

Baharcicegi dedi ki...

Hikayede olsa gerceklik yanida yok degil.Okurken film seridi gibi gecti gözümün önünden,kalemine saglik sevgili Tijen

KYBELE F dedi ki...

Gerçekten öyle midir?
Masa Naneyle ovulur mu?
Ovulursa ne olur?:)

çok beğendim ben bu hikayeyi...

Sevgiler...

zerrin - misss dedi ki...

seni okumayı pek seviyorum tijenim..

EDA dedi ki...

merhaba sharm el sheikhte yasıyorum,çay bi nane yani naneli çay mısırda çok yaygın ve tadı da çok hos,ama aromalı türk kahveleri feci,bu yuzden turkıye'den kahve tasıyorum seyahatlerımde,blogunuza bazen bakıyorum tazelik yayılıyor resmen....