18 Ocak 2009

Güneşli bir günden duygular

Ek-le-me. Sevgili Handan, neden yayınlamayayım ki? Kimseye zarar vermeyen, hakaret içermeyen, kişisel fikrini beyan eden bir yorum. Teşekkürler yazdığın için. Elbette zaman zaman hepimizin kafası karışıyor. Eğriyi doğrudan ayırmak şu ortamda daha da zor. Bu yüzden her fikir yararlıdır ancak Ümit Suna'nın yorumunu da oku derim. Seni Sultan kadınla tanıştırmak isterdim. Sadece onun gibi düşünenler, emek verenler için bile olsa bu hareketi desteklemek, organik üretimin yanında olmak gerek diyorum. Bu kıyıdaki bir deniz yıldızını suya atmak gibi bir şey. Sadece kendi bedenimiz için değil, daha yaşanılır bir dünya için, gelecek için kendi kapımızın önünü temiz tutmak için belki.
*
Güneşli ve sıcacık bir gün Antalya'da. Parklar dolu. Koşanlar, yürüyenler, spor yapanlar, çocuğunu gezdirenler... Bir de benim gibi Ekolojik Pazar'a gidenler var, kolunda pazar çantası. Krizden midir, fiyatlardan mı bilinmez, pazarın neşesi yok pek. Satıcısı da, alıcısı da azalmış. Bir yandan üreticiyi, satıcıyı, öte yandan tüketiciyi düşünüyorum. Neticede ben de bir tüketiciyim. Sağlıklı ürünler tüketmek istiyor ve organik tarıma inanıyorum. Yıllardır organik tarım için emek veren, direnen, varını yoğunu bu işe koyan dostlarımın yaşadıklarını birinci elden biliyorum. Ancak maddi gücüm bir yere kadar. Pazar fiyatlarının 2-2.5 katına gelen fiyatlara nereye kadar dayanabilir insan? Taa Afyon Başmakçı'dan yetiştirdiği sertifikalı organik ürünleri getiren Sultan olmasa daha da zorlanacağım gitmekte. O geliyorsa soğuk, yağmur demeden, diğer dostlarım ürün getiriyorsa, ben de gitmeliyim diyorum ya kimi zaman zorlanıyorum. Örneğin bizim Salı Pazarı'ndan bir süre önce aldığım gayet leziz gün kurusu kayısıların kilo fiyatı 8 tl iken organik sertifikalı kayısıların 250 gramına 6-7 tl vermek durumundayım, en az 3 katı. Ah bilmiyorum dostlar. Bu işin içinden çıkamıyorum. Keşke hesabını yapmadan alabilsem bu ürünleri, destekleyebilsem tüm dostlarımı ve emekçileri. İşte yandaki manzaraya karşı bir bardak portakal-nar suyu içerken bunları düşünüyordum, güneşin altında.

20 yorum:

Maviye Yolculuk dedi ki...

Sanırım tüm organik ürün tüketicilerinin en büyük şikayeti fiyatlar. Devlete çok iş düşüyor. İnsanlar karnını zor doyururken, işsizlik hat safhadayken organik ürün mü görür gözü? Normalini bile alamıyor ki bazı insanlar, organiğini naısl alsın. Ben de her ürüde uygulayamıyorum bunu maalsef :( Mecburen kazandığımız paraya göre hareket etmek zorundayız Tijen' ciğim üzülme. Emek veren, didinen insanları ben de düşünüp üzülüyorum ama şimdilik kısıtlı şekilde destek olabilmemiz de birşeydir bence.

mujdenin denemeleri dedi ki...

Tijenciğim,Bu resim beni eski günlere götürdü.Aynı yerde çekilmiş bir fotoğrafım var.Tam 18 yıl önce.:))
Sevgiler...

Zehra Gürgen dedi ki...

Tijen'cim organik ürünleri bırak normal marketteki ürünler bile ciddi şekilde zam aldı.
Bazen çok azda olsa alıyorum. Hiç almamktan iyidir.
sevgiler ..

NESRIN dedi ki...

Bizde son 15 senenin en soguk gunlerini yasayip.Buz tutmamak icin disari bile cikamiyoruz ahhh ahhh.Soyle bu yaz bari kendimi atabilsem bi deniz kenarina,yuzecegimden degil dalga sesi duymak icin.
Sevgilerimle

Zeynep dedi ki...

Manzara çok güzel Tİjen,şimdi Antalya'da olmak vardı.Bugün İstanbul'da gri,puslu bir hava var.
Aslında ben de bazen marketlerde görünce almaya çalışıyorum organik ürünleri,ama dediğin gibi çok pahalı.Özellikle kuru bakliyatlar.Öneceden mercimekle ilgili yemekleri çok yapardım ama şimdi daha az yapabiliyorum.O kadar pahalı ki fiyatı.Geçen senelerle karşılaştırınca çok şaşırıyorum.Keşke daha çok organik ürün alıp tüketebilsek.
Sevgilerimle

Ferhanca dedi ki...

Maketlerde organık ürün reyonları acayip pahalı. onlarda haklı çok toprak kullanıp az ürün elde ediyorlar.
bizde haklıyız bütçemiz zorlanıyor.keşke bir orta yol bulunsa...

afiyetler olsun meyve suyun:)

zengile dedi ki...

Merhabalar.Bugün Antalyada hava çok güzeldi sanki yazdan ödünç alınmış bir gün.Organik pazara gitmiyorum. Kurulmasına önayak olanlar bu işi reklam olsun diye düşünmeden yanlış yerde konuşlandırdılar çünkü bu park bunun yeri değil. Eğer bu pazar Antalyanın yoğun pazarlarının bir bölümünde yer ayrılıp 15 günde bir kurulsa idi hem ilgi hem alışveriş daha iyi olurdu Fakat burada büyükşehir reisinin eşi böyle istedi ve pramide kuruldu ama sonuç ortada yakında kapanır.Eğer VİKTOR bu işi baştan iyi gözlemlese böyle olmazdı onunda hatası var inşallah hatasından döner. ilk açılışta ona söylemiştim

Tijen dedi ki...

Victor ne yapsın belediye öyle yer verince Zengile dost? Hani derdim Victor'u temize çıkarmak değil ama belediyenin kararı bu. İstanbul'daki de ayak altı bir yerde değil ki? Keşke vilayetin orada olaydı, çok daha fazla insan gelirdi elbet.
*
Ferhan'cığım,
Sorun üreticide de değil bence. Sertifikalar pahalı, dediğin gibi daha az ürün alıyorlar, daha çok insan gücü gerekiyor ama bence ondan da öte aracılarda artıyor fiyatlar.
*
Zeynep'ciğim haklısın, ben de tümüyle organik ürünleri kullanabiliyor olmak isterdim doğrusu.
*
Zehra'cığım sen de haklısın, herşeyin fiyatı arttı ama aracılar daha düşük karlarla satış yapsalar inan ki %50 daha ucuza alabiliriz bu ürünleri!
*
Dilerim arzu ettiğince bir tatil yaparsın Nesrin gelin.
*
Ne güzel anı Müjde!
*
Doğru tabii Hande, gönül daha fazlasını istiyor ya...

evren dedi ki...

Bu konu krizle birlikte akılları daha çok meşgul eder oldu sanırım. Bir de şu yazı ve bırakılan yorum var dikkatimi çeken. Umarım bir çözüm bulunur Türkiye'de de. Hem üretici hem tüketici açısından önemli.

pel!n dedi ki...

Tijen Antalyada tam bir bahar havası var sanırım.İstanbul buz gibi ... İçimi ısıttı bu güzel fotoğraf..
Organik ürünler içinde aynı temennilerde bende bulunuyorum.. Arada sırada bende alıyorum ama keşke mahalle pazarlarında da kolaylıkla bulunabilse böyle tezgahlar..Fiyatlar konusunda da haklısın.. Marketlerde aldığım her ürün geçen senenin 2 katı resmen..
Umarım bu pahallık çok fazla uzun sürmez.Alım gücümüz giderek azalıyor..

ycurl dedi ki...

Tijen, Amerika'da da organik urun pazari baslarda daha pahaliydi ama dikkat ediyorum son 2-3 yilda bazi urunlerde fiyatlar daha makul duzeye gelmeye basladi. Talep artmaya basladi. Hatta supermarketlerde bulunan organik urunler artmaya basladi. Bir de benim bildigim kadariyla gercek organik urun uretebilmek icin topragin kimyasallardan arinmasi gerekli. Sureyi tam bilemiyorum ama cesitli metodlarla topragin once organik hale gelmesi gerek sonra ki asamalarda organik tohum vs. seklinde devam ediyor. Amerika'da tek bir kurum olmasi isi kolaylastiriyor. Devlete bagli tarim bolumu sertifika veriyor. Bence bunu Turkiye'de sadece bir kurum yapmali. Birden fazla kurumun olmasi hem farkli standardlara neden olur hem de bir nevi yeni bir araci kurum dogmasina. Zaten ureticinin tuketiciye ulasmak icin bir suru asamadan gecerken yeni bir araciya ihtiyaci yok.

handan dedi ki...

ya arkadaşlar bir şey diyeceğim ama hepiniz hemen silahlarınızı kafama doğrultmayın; bir daha okuyun sakin sakin öyle.

ben ziraatçıyım, işin ta içinden biriyim yani, onun yanında bu coğrafyada yaşayan biriyim.

şimdi, organik ürün pahalı demişsiniz de e almayın! yok bir şey kaybetmezsiniz, vallaha kaybetmezsiniz, soluduğumuz hava ne kadar temiz, cep telefonuna sanırım hepimiz sahibiz, bilgisayar ha keza, arabası olanlar da vardır içimizde, e tv de izliyorsunuz,

demem o ki, bütçenizi zorlayıp aldığınız 1 kilo kayısı bunlara çare olmaz hemşirelerim. sıkmayın canınızı, küresel ısınmaya falan da takmayın kafanızı! hepimiz birleşsek bir fabrikanın bir dakikada çıkaracağı zehirli gazı bir senede evlerimizden çıkaramayız.

demem o ki, önce küresel ısınma vs vs vs vb gibi şeyler çıkıyor hemen akabine şunu alırsan korunursun/engellersin. yok böyle bir şey. zorlamayın bütçeleri, gidin alın markette satılan normal fiyatta olanları normalini her şeyin, ha bir de not, merak etmeyin kimyasal gübre o kadar pahalı oldu ki onu da pek kullanmıyor üretici. bu da ta içerden bir bilgi size. bilmem ki tijen hanım onay verir mi bu yoruma.

Hansa dedi ki...

katılıyorum size...onlara destek vermek adına yardımcı olmak isterken maddi boyutunu düşünmeden olmuyor işin.

nino dedi ki...

bodrumu ozledim ve yeniden asik olmayi :S

Ümit Suna dedi ki...

Organik tarımı geleceği kurtarma projesi olarak görüyorum. Toprağımızı ve ekosistemimizi kendi haline bırakma zamanı çoktan geldi. Suni gübrelerle ve zehir saçan zirai mücadele ilaçlarıyla sadece bugünü kurtarıyoruz. Ama geleceğimizi baltalıyoruz. Bu fikirlerimi etrafımdaki tüm çiftçi arkadaşlarımla paylaşmaya çalışıyorum. Ama aldığım tepki aynı. "Zaten ürettiğimle geçinemiyorum, mahsul yarıya düşerse nasıl geçinirim?" Tarımın tüm kesimlerinde çanlar çalıyor.
Bahçemde elimden geldiğince kimyasal kullanmadan üretmeye çalışıyorum. Sorun olan kısım sertifikalamak. Kabul. Bir müddet daha organik diye satmayayaım ürünlerimi. Ben halis muhlis organik olduklarını biliyorum. Bu soruna da bir çözüm bulacağız. ABD'de bulunduğu gibi.

Ümit Suna dedi ki...

Yorumlardan edindiğim fikir;
Organik ürünler pahalı olmasına karşın organik üretimi desteklemek için az da olsa satın alanları tebrik etmek gerekiyor. Keşke tarımın içindeki gerçek aktörleri de bu kadar fedakar olabilseler.

Baharcicegi dedi ki...

Kriz burdada kendini hissettirdi,hepmizin dilegi kisa sürmesi.
Almanyanin karli yagmurlu havasina bu görüntü icimi isitti, orda olmak vardi

Hanife dedi ki...

Bu guzel fotografi gorunce simdi Antalya'da olmak vardi dedim Tijen'cigim. Ama bizim buralarda da gunes cikti bir kac gundur, hatta bugun +9 derece gibiydi, bayram ettik:) Icimiz isindi. Yuruyus bile yaptik.
Uzun surmeyecek birkac gunesli gunun yasandigi Edmonton'dan Antalya'ya sevgilerimi gonderiyorum..

handan dedi ki...

sanırım bir daha yazmak zorundayım;

organik ürünü desteklemek için kısıtlı bütçelerin zorlanmasına ''hayır'' dedim ben. aksini zaten düşünemem, kendimi anlatmak pahasına da olsa yazacağım mecburen; ben bu coğrafyanın ekonomik çıkışının turizm ve tarım (konvansiyonel değil elbette doğal) olacağını savunan biriyim. bunu da bir kaç yerde yazı olarak yazdım.

ancak dediğimin arkasındayım; bütçeleri zorlayıp alınanlar evet psikolojik olarak kişiyi rahatlatabiliyor ama başka da bir etkisi -fazlaca- olmaz. psikolojik iyi hal az bir şey mi derseniz, susarım; haklısınız, bu sıralar bu coğrafyada iyi olma hali pek zor ama n'olur bunu bir kilo elmaya bağlamayalım.

organik tarım yapan çiftçi desteklensin deniyor, bu bir kaç yerde yapılıyor, bakanlık (tarım) seçtiği bir kaç köyde bunu yapıyor, ancak aynı bakanlık gübre ithalat iznini de veriyor. gübre satıcılarının karşısında durabilecek bakanın heykeli dikilebilir!

giydiklerimiz, içtiklerimiz, soluduğumuz hava, bindiğimiz araba, ez cümle dış etkenler ve teknolojik olanaklar bu kadar fazlayken bütün umudumuz bir dal taze soğan ise bu da bütçeyi zorluyorsa almayın.

bu kadar.

tijen, yorumun altına espriyle de olsa iliştirmiştim notu ama açıkçası sen beni mahçup ettin açıklamanla. sevgiler. selamlar

Asortik Krep dedi ki...

Organik tarım yapanların insanların bakış açısı dahil herşeyle savaştığını görüyorum.Ne yazık ki bu konuda örnek olması gereken kişilerin "doğal olarak" kendi sektörlerindeki durumu kaybetmesi açısından karşı çıktıklarını gördüğümden üzgünüm ki bu tarz yaklaşımlara inanmıyorum.Nedeni de köylü kendi sattığı ve yediği kısmı ayırıyor tarlasında.(Bence cahillik) Sanki onun ilaçlamadığı alan diğerinin yanı değil mi..? Aynı toprağı kullanmıyor mu..? İlacı da kadınlar atıyor ha erkekler kahvede oyun oynarken..Pazarda sattığı ve komisyoncuya verdiği ilaçlı kısım, kendi yediği ilaçsız..Böyle değilse çıkıp ziraatçiler hayır böyle değil desinler..Bir tarım ürünleri dükkanına gidin her türlü tehlikeli ilacı istediğiniz miktarda alabilirsiniz..Örneğin diyelim ki kükürt alacaksınız,çuvalla alabiliyorsunuz bunu..Burda kullanma oranı tamamen köylünün ziraatçilerden ve firmalardan öğrendikleri bilgilerle orantılı bir bilinçlilik.Hepsi değil tabii ki ama bir çoğu organik tarıma karşı, oysa o sezon domateslere az para verilirse onları satamayıp kanala döken çiftçiler var burada..İlaç firmaları aslanlar gibi köşeleri tutmuş..Kanıtlayamam ama organik tarım çiftçiye başka bir devrim yaratacak bir akım, neden iyi satış yaptıkları bir sektörü kaybetsinler ki..Bu sektör uzun vadede geleceğe zarar verse bile kimin umurunda.
Çekirdek kampanyası yapıyoruz kaymakambeyin isteğiyle bir de ziraat odasına gidip destek alın dediler.Normaldir ,sektör bizim sektörümüz değil..Yanımızda teknik adamlar olsa kampanya daha iyi olur değil mi..? Müdürden randevu alıp gittik, müdürbey yok,bize cevabı ben bu tarz etkinlikleri desteklemiyorum.. Bir ziraat müdürünün doğaya bakış açısı bu işte..Oysa dünyada doğaya zarar verecek en son şey, yediğimiz meyvelerin çekirdekleri.Duyanda toprağa zehir atıyoruz sanır.Ayrıca odaya organik tarım için başvuran kişilere internetten öğrenin gibi bir destek verdikleri bu ülkede kimse korkmasın ki çocuklarımızın çocukları dahil kolay kolay organik ürünleri ucuza alamayacaklar.Çünkü bu işin içindekiler bu düşüncelere karşı.