20 Mart 2007

Yeşili sevmek

Atlas dergisinin Mart 2007 sayısında yayınlanan 'Kendine yeten insan' başlıklı yazımı okumak isterseniz burayı tıklamanız yeterli. Yazıda sizi dünyanın üç ayrı yöresine -ama aslında kendinize- yolculuk bekliyor!


Farkettim ki, mor salkımlar açmaya başlamış Antalya'da. Sevinç bürüdü yüreğimi. Kabardım, sel oldum, aktım bir an. O an, işte o an, ben mor salkımdım artık. Nazlı nazlı salınmaktaydım. Güzeldim. Sevgi doluydum. Mutluluk verendim. Bu fotoğraf bir kaç yıl önce İstanbul'da, Levent'te çekildi. Aklıma düşünce mor salkım, onu ekleyeyim istedim bugün. Sonra bir Gülten Akın şiiri okudum. Aşağıdaki dizelere vuruldum. Her zaman olduğu gibi, içimi sardı bir kaç sözcükle. Ne şanslıyım ki Gülten Akın benim yazlık komşum. Yaz gelse, kapısını çalsam, bahçesine konuk olsam istedim. ('Savaşı Beklerken', Uzak Bir Kıyıda, YKY, 2004):

Nergisten ben sorumluydum, ışgından ve çocuklardan
Yanlış mı belledim, insan sorumluluktur.

İşte buydu dün bahsettiğim kitap. Bir bahar armağanı. Ben önce sevgili Nezaket'e teşekkür ediyorum bu kitap için. Yazarı Saime Yardımcı hanımefendi olsa da. Çünkü kitaba çok emeği geçen sevgili Nezaket olmasa kütüphanem böyle değerli bir hazine kazanamayacaktı. Daha önce Konya yemeklerini ufak bir kitapta derlemiş olan Saime Hanım, bu sefer renkli ve çok şık bir kitapta toplamış birbirinden güzel yöre yemeklerini. Ufak tefek anılar da eklemiş. Bana kalsa, o asırlık bağ evinin günlük hayatına girmek, akşamüzeri sular dökülüp serinletilmiş asma altında konu komşunun sohbetine katılmak, yaz sonu pekmez kaynatılırken türkülere dahil olmak isterdim. Yani daha çok şey isterdim ya bu haliyle bile o kadar güzel ki, fazla söze gerek yok. Nezaket'ciğim dedi ki, kitaptan edinmek isteyenlere ben memnuniyetle yardımcı olurum. Bu durumda ben sizi ona yönlendiriyor ve kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu bahar sana bir armağan olsun Nezaket'ciğim, tüm güzelliği baharın, yüreğine aksın.

Meğer ne çok seviliyormuş otlar, ne çok merak ediliyormuş. Asya'nın sitesine yağdı tarifler. Nerden baksanız 100'ün üzerinde otlu tarif. Kimisi nenesinin tarifini anlatmış, kimi kendisininkini yaratmış, kimininki yöresel, kimi başka kültürlerden ama hepsi birbirinden güzel. Otları, yeşili bu kadar seven biri olarak ne kadar heyecan duyduğumu sanırım anlarsınız. Zaten pek çok site komşum da anlamış olacak ki pek çok güzel yorum yağdı aşağıdaki yazıya. Vakit ayırıp yorum yazan, duygularını paylaşan herkese teşekkürler. Ben de elimden geldiğince siteleri gezdim, pek çoğuna yorumlar bırakarak sevincimi, heyecanımı paylaştım. Etkinlikte kitabımdan yararlandığını söyleyen dostlar olunca ben de otlara dair iki kitabın yazılış öyküsünden kısaca bahsedeyim istedim.

Tak Koluna Sepeti adlı Bodrum güncemi okuyanlar, otlara ne kadar aşık olduğumu, bu aşkın bugün artık çok yararlı bir dernek olarak yaşamını sürdüren Buğday Restoran'da gönüllü aşçılık yaptığım dönemde nasıl yoğun yaşandığını, ardından Dr. Füsun Ertuğ'la Bodrum'un yararlı bitkilerini araştırdığımız, onun yardımcılığını yaptığım projede nasıl pekiştiğini bilirler sanırım. Füsun'la dere tepe düz gidip yahut pazarları gezip otlar bulup onları preslerde kuruttuğumuzu yazmış mıydım o kitapta hatırlamıyorum. Ancak çok hummalı bir altı ay geçirdiğimizi söyleyebilirim. Bodrum'da yaşadığım iki yıl boyunca otlarla ilgili ne çok şey öğrendim ve bunun için ne kadar mutluyum. (Füsun bu projeyi benden sonra da sürdürdü. Umarım en kısa zamanda o projede derlenen bilgiler de yayına dönüşür, okurlarla, araştırmacılarla buluşur.)

Sonra gruplara sıkça yazdığım ot yazıları ve İletişim Yayınları'nın otlarla ilgili bir kitap yazdırma niyeti, sonra Ayfer Ünsal'ın aracılığıyla İletişim'den Tuğrul Paşaoğlu'yla tanışma dönemim var. Benim için harika bir eğitim olacağını bildiğim bu kitap için ne çok kitap taradım, ne çok pazar gezip otlu tarif denedim bir ben bilirim, bir de yakınımdaki dostlar. Hatta bir keresinde hafta boyunca otlu tarifler denedikten sonra sevgili Erhan Şeker bana Kazdağları'ndan bir koli dolusu ot gönderince ne yapacağımı bilememiştim. Otlar muhteşemdir ama teker teker ayıklamak, yıkamak nasıl da uğraştırır, bilenler bilir. Sevgili editörüm Sulhiye Gültekingil'in ve İletişim'deki pek çok kişinin (sevgili Çiğdem de ilüstrasyonları yapmıştı) ve Suavi Kendiroğlu'nun katkısıyla bu kitap oldu bitti, piyasaya çıktı. Bugün 8. baskısı satılmakta ve hayatımda önemli yeri olan kitaplarımdan biri. (O kitaba ve tüm kitaplarıma kaynak olmuş, destek olmuş tüm araştırmacılara, dostlara kitabın teşekkür bölümünde teşekkür ettim etmesine ya, bir kez de buradan etmek isterim. Hepsinin kalbimdeki yeri büyük.)

Yurdumun Yenilebilir Otları ise Bir Ot Masalı'nı yazdığım dönemde teklif edilen bir kitaptı. Diğer kitabı yazmakta olduğum için kabul etmek istemedim, ısrar edilince İletişim Yayınları'ndan da onay alarak diğeriyle de ilgilenmeye başladım. İkisi arasındaki en önemli fark Bir Ot Masalı'nın daha benim dilimle yazılmış olması, tariflerin bana ait (yahut yerli ve yabancı kaynaklardan derlediğim) olması, folklorik özellikler de taşıması (mani, türkü, şiir gibi), yabani otların yanı sıra bazı yabani meyvelere de yer verilmiş olması. Ardından Meyve Ağacından Hikayeler'i yazacağımı bilseydim meyveleri eklemezdim ya öyle oldu. Yurdumun Yenilebilir Otları bir ekip çalışması. Ben araştırmasını ve yazarlığını yaptım, tariflerin bir kısmını verdim ancak tariflerin asıl sorumlusu ben değildim. Fotoğraflı ve güzel bitki ilüstrasyonları içeren bu kitap Mutfak Dostları Derneği'nden (değişmediyse) 25 ytl karşılığında alınabilir. Sitenin bağlantı adresi paragrafın başında var.

Böyle işte sevgili Mutfakta Zen dostları. Ancak iki kitap, bunca araştırma ve halen süregelen bir meraktan sonra hala öğrenecek pek çok şey olduğunu bilmek ancak ve ancak Anadolu'nun ne zengin bir kültürü olduğunun göstergesi. İşte site sahibi dostlarımız da kendi yöre kültürlerini bizlerle paylaşarak Anadolu mutfak kültürüne kendi katkılarını yapıyorlar. Hepimiz çorbaya bir tutam malzeme atıyoruz anlayacağınız. Bugüne kadar pek çok dostu kendi ailesinin, yöresinin kültürünü yazıp kayıt altına alması için yüreklendirdim. Burada bir kez daha söyleyeyim. Geleneklerimizi, eskiye dair değerli ne varsa hızla kaybettiğimiz, küreselleşmeye hızla yenildiğimiz bir dönemde yaşarken her biri kendi yöresinde birer ışık olan araştırmacıların hazırladığı eserlerin ne kadar önemli olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı? Ben de bu düşünceyle son dönemde elime geçen yöresel yemek kitaplarını içeren bir gezi yazısı hazırladım Lezzet dergisine. Yazı, bir aksilik olmaz ise derginin Nisan 2007 sayısında yer alacak. Dün elime geçen harika bir mutfak kültürü çalışması var, zamanında gelmiş olsaydı onu da eklemeyi çok isterdim ya yeni tanıştığım için onu burada tanıtacağım. Fotoğrafını çekemediğim için şu an yazmıyorum ancak yarın onu da eklemek istiyorum. Yaşamak güzel şey be kardeşim demişti Nazım. Yeşili sevmek ne güzel şey diyerek tamamlayayım bu yazıyı ne dersiniz?

34 yorum:

Küçük Evin Mutfağı dedi ki...

Ben de geçen hafta Mevsimlerle Gelen Lezzetler'i aldım. Şu sıralar Dalai Lama'nın 2 kitabını okuyorum. Bitirir bitirmez seninkine geçeceğim. Tam da bahar gelmişken nasıl güzel okunur değil mi? Sevgiler, Pınar

Mutfakta Zen dedi ki...

Pınar'cığım,
Çok sevindim. Bahar zaten öyle güzel bir zaman ki, yapılan her şeyin, olumlu her düşüncenin bize sonsuz yaşama sevinci kazandıracağını düşünürüm hep.

BANU'S CAKES dedi ki...

Sevgili Tijen ;
Yurdumun yenilebilir otları dışındaki tüm kitapların bende var. Birkaç tarifte denedim mesela ısırgan otlu tarhana çorbası süper , pekmezli irmik tatlısı da... Ama benim favorim tak koluna sepeti 3 kez okudum , hep seni kıskanarak :) sabah kahvaltılarını ve terastaki çay sefalarını özellikle... Harikasın

Mutfakta Zen dedi ki...

Banu'cuğum,
Bodrum kitabının öyle bir etkisi oldu evet. Çok güzel bir evde yaşadım o yıl. Kendimi kutsanmış hissediyordum. Bu da satırlara yansıyordu tabii. Bu kitap sayesinde anıları paylaştığımız için çok mutluyum, teşekkürler!

HULYA dedi ki...

Sevgili Tijen,
Benim favorim "her güne bir yemek" kitabın.Ama bir ot masalı kitabını da alıp okumayı çok istiyorum.Margarin kullanmayı ben de çok sevmiyorum.Özellikle Ege bölgesinde olduğum için halis ve lezzetli zeytinyağını her mevsim bulabildiğimiz için ama bazı tarifleri değiştirirsem bozulacak gibi geliyor ve mecbur kalıyorum.Anneme kalsa o kurabiyeleri bile zeytinyağıyla yapıyor.Sevgiler

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Hülya,
Çok teşekkürler güzel yorumun için. Ne olur tarifler konusunda için rahat olsun. Annen doğruyu bulmuş, ben de zeytinyağı, tereyağı ve krema kullanıyorum yağ gerektiren kek/kurabiye tarzı tariflerde. İnan tariflerin %95'inde yağı değiştirmenin bir zararı olmaz, yine aynı sonucu, hatta daha iyisini elde edersin. Uluslararası margarinciler o kadar güçlü ki, insanları etkiliyorlar. Hoş bizimkiler de geri kalmıyor ya, tereyağına benzer bir margarinin reklamına bakarsan onu kullandığımızda her şey mucizevi oluyor! Bu tam da tüketim toplumunun sloganlarından biri. Bence öncelik sağlık ve kadınlar doğruyu bulmakta her zaman başarılı olmuşlardır.

Emine&Zeliş dedi ki...

Siteniz ve emekleriniz çok güzel, paylaşımlarınız cok güzel. Yüreğinize sağlık.

Ayrıca sitemizi ziyaret ettiğiniz için de çok teşekkür ederiz.

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Emine ve Zeliş,
Ellerinize sağlık yarattığınız tüm güzellikler için. Hepimiz için asıl amaç öncelikli olarak kendimizi mutlu etmek. Biz mutlu olduğumuzda etrafa yayacağımız da mutluluk olacak çünkü.

Naile dedi ki...

Tijen ne güzel anlatmışsın, eminim kitapların da çok hoştur. Kitapçılarda bakma fısatım olmadı açıkcası çokta gidemiyorum kitapçılara ama yakın zamanda gitmek niyetindeydim senin kitaplarına da bakacağım. Antepli olduğum için Ayfer Ünsal'ın kitabını edinmiştim daha önce, blogum için baya işime yarıyor.

Etkinlik yemeğin de harika görünüyor, bahsetmeden geçemedim, bulabilsem o ottan tadını baya merak ettim, denemek isterim.

dilek dedi ki...

Sevgili Tijen,
otlarina bakmaya gelmistim bircok baska bilgi edinip gidiyorum:) Lezzet'te yayinlanacak yazin eminim cok faydali bir kaynak olacaktir yöresel yemek kitaplari ilgilenenler icin. Artik burada tanitacagin calismayi okumak icin daha sikca ugramak lazim. RSSini kapatali cok olmussun ben yeni farkettim.
Sevgiler

Mutfakta Zen dedi ki...

Hoşgeldin Dilek!
Doğru diyorsun, RSS'i kapattım bir süre önce. Otomatik hırsızlıkların önüne geçmeye yardımcı olur hiç değilse diye. Belki bu şekilde dostlar güncellemelerden haberdar olamayacaklar ama çoğumuzun sitesinde bağlantı adresleri var nasılsa, birbirimize uğruyoruz sıkça. Sen de bu aralar bizi ihmal ediyorsun, farketmedim zannetme!

SaNeM dedi ki...

Lezzet dergisini sanırım internetden sipariş edebilirim önümüzdeki ay, dergileri elime alıp okumaktan hoşlanıyorum, yurtdışında yaşamanın bana en zor gelen yanı oldu bu kitapsızlık, dergisizlik.. O bahsettiğiniz mutfak kültürü yazısını da merakla bekliyorum..
Ayrıca o güzel doğum günü mesajınız için de çok teşekkür ederim, sevgilerimle..

Sardunya dedi ki...

Sevgili Tijen
Yeşili her sevdiğimde seni anıyorum. Mine Hanım'dan aldığım lavantaya, kekiğe, naneye bakınca, sabunları koklayınca da:)))

Nezaket dedi ki...

Tijencigim, kitap yazmanin zorlugunu ve bu emegi harcayan kisiye destek olmanin ne denli onemli oldugunu senden iyi anlayan olamaz diye dusunuyorum. Bu yuzden Saime Hanim'a verdigin destek oyle onemli ki! Gonulden tesekkurler, binlerce kez. Mor salkimlarin beni cocukluguma goturdu. Ne uzun zaman oldu sahi boyle salkimlar gormeyeli. Cok tesekkur ederim, hersey icin. Sevglerimle

Elif dedi ki...

Su "hamburger" denilip gecilen Amerika'nin ile oyle degisik yerel yemekleri var ki! Galiba heryerde insanlar gunluk karmasalari icinde hep ayni seyleri yapmaya alisip gidiyorlar.

www.elifsavas.com/blog

ece arar dedi ki...

tak koluna sepeti bana hep ormanda sepetiyle mutlu mutlu dolaşan küçük bir kız çocuğunu çağrıştırıyor tijen. iyi ki yazmışsın onu da. seni de doğrusu hep, canı hiç sıkılmayan, şarkılar söyleyerek dolaşan bir kız çocuğu gibi hayal ediyorum hep; hep iyi bir şeyler yapmaya çalıştığından olsa gerek...
sevgilerimle.

ekmekcikiz dedi ki...

Tijen Hanım,
İnanın, sayfanın başında mor salkımları görünce; "aaa, açmışlar mı, ne güzel" dedim ve kalbimin hızlandığını hissettim. Size, bu duygu için teşekkür ederim.

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Sanem,
Artık Doğan Dergi Grubunun bazı dergileri belli bir ücret karşılığı (e-mecmua) internetten okunabiliyor. Sanırım bu yurt dışındaki dostlar için iyi bir gelişme. Şu adresten ulaşabilirsin:
http://www.emecmua.com/doganburda.aspx
*
Mine'yle Sardunya'nın karşılaşmış olmasına çok sevindim. İki güzel insanın paylaşacak çok güzelliği vardır eminim.
*
Nezaket'ciğim,
Dediğin çok doğru, insan ancak yaşayınca bilebiliyor işin zorluğunu. Dışarıdan bakınca oh ne güzel kitap yazıyor bir sürü para kazanıyor oturduğu yerden diye düşünenler var ancak alınan teliflerin düşüklüğünü söylediğimde herkes şaşırıyor. Üstelik hızla değişen ve sadece popüler olanın tutunabildiği bir piyasada var olma savaşı vermek, kendi kitabının reklamcısı, halkla ilişkilercisi olmak da cabası. Bu yüzden elimden geldiğince yardımcı olmaya çabaladım benzer yerlerden geçen dostlara. Umarım çorbada bir tutam da benim tuzum olabilmiştir.
*
Çok haklısın Elif! Amerika kıtasının her yerinde başka bir yerel mutfak var. Yerlilerin mutfağından tut da dünyanın binbir köşesinden gelenlerin getirdiği mutfağa kadar. Yerel olanı hep sevmişimdir. Daha kişilikli ve özel gelir.

fatma dedi ki...

hani bazı dostlar vardır ya, günün herhangi bir saatinden çekinmeden kapısını çalabilirsin, minderine yan gelip keyif çakabilirsin. işte öyle bir şey tijen inaltong'un sitesi ve kitapları. kütüphanemin dost çehreli kitapları. lüzumu olduğunda değil, sıkıldığında bile kapağını/kapısını aralayabildiğin, pozitif enerji alıp gidebildiğin bir güzellik.
az bir nimet değil bu. katlanarak çoğalsın, başarın, paylaşımın. seviliyorsun; seviyorsun insanı, doğayı.
bu da yeter işte.

Mutfakta Zen dedi ki...

Naile'ciğim kusura bakma sana yanıt vermemişim. Gerçi biz nasılsa yazıştık, söylemek istediğim şeyi sana aktardım ama yine de buradan bir selam etmek istedim. Sağol yorumun için.
*
Sevgili Ece,
Gülümsettin beni. Evren de seni gülümsetsin bugün! Keşke dediğin kadar kolay olsa hayat ama değil. Hepimiz acılar, üzüntüler yaşıyoruz, korkuyoruz zaman geldiğinde, endişeleniyoruz. Olabildiğince sevinç dolu ve çevreye merakla bakan bir küçük kızı canlı tutmaya çalışıyorum içimde evet ama bazen onu unutuveriyorum. Sözlerin biraz da bana içimdeki sevinç dolu küçük kızı hatırlattı. Sağol!
*
Sevgili Ekmekçi kız,
Evet evet Antalya'da açtılar. İstanbul'dakilere sizler bakacaksınız artık, gözlerim oraya kadar uzanamıyor. Var mı sahi gören? Açmışlar mı?
*
Fatma'cığım,
Sen çok can bir dostsun, bunu biliyorsun değil mi?

Hande dedi ki...

Ben de mor salkım hastasıyımdır. O kadar severim ki kokusuna doyamam. Koparmaya da kıyamam. Öyle ağacının yanında durur dakikalarca koklarım... Hüzünlendim şimdi... Daha buralardakiler açmadı.Yeşile gelince... Aklım fikrim hep Ege'de, Güney' de... Bugün sitenin bahçesindeki çimler biçiliyordu çim biçme makinesiyle.Buram buram yeşil koktu. Kokusunu en çok sevdiğim şeydir çimen. Hele yağmur yağdığında taze bir nefes gibi...Mis gibi... Gitmek istiyorum...Yeşile, maviye, denize, kumlara,güneşe... Sİz böyle bahsettikçe yeşillerden, ben daha çookkk ağlarım buralarda. zaten Antalya' dasınız diye çok kıskanıyorum sizi :)) Öptüm...

Mutfakta Zen dedi ki...

Hande'ciğim,
Bugünlerde elimin altındaki kitaplardan birinin adı 'Taze Biçilmiş Çimen Kokusu' . Ne güzel bir kitap ismi değil mi? Aslolan olduğun yerdeki güzellikleri görebilmektir. Hep başka yerlerde olmaya özendiğimizde elimizin altındakileri kaçırıyor olmaz mıyız?

marcelo dedi ki...

Dear Tijen,

I enjoy very much seeing the cover of one of your books on your blog -- but I could not guess which title is it...

Anyway, seeing your name printed on the cover made me smile and feel proud... here we are, after so many years!

Love, Peace and Joy to you.

Mutfakta Zen dedi ki...

My dear friend,
Who would know we'd both turn out 'zen'? I must confess: you're ahead of me in many ways. Joy to you too!

Hande dedi ki...

Tabi ki öyle... Ama gördüğünüz güzellikleri yaşamanıza izin verilmeyen bir şehir burası. Bütün güzellikleri emiyor insanlar...Kirletiyorlar...Görülecek güzellikler çabuk tükeniyor buralarda. çimen kokuları, araba egzozları, kirli hava... Bir deniz kaldı neredeyse oksijen alabildiğimiz...

Hülya dedi ki...

Mor salkımdan tutunda yorumlara kadar ilgiyle okudum her bir kelimeyi...Kitap yazmak için içten içe kavrulan ben için kitaplarınızın doğum aşamaları çok dikkat çekici geldi.Yoluma tuttuğunuz fener için sağolun...Aydınlanıyorum...

Mutfakta Zen dedi ki...

Hande'ciğim sen de haklısın ama inan bana, mutsuzluk da mutluluk kadar mayalıdır. Mutsuzluğu seçtiğinde katlanarak çoğalır, mutluluğu seçmek daha zordur ama o da aynı şekilde çoğalır. Seçim hep bizim değil mi?
*
Sevgili Hülya,
Yolun hep açık olsun. Umarım hayallerin gerçekleşir. Bugün bir arkadaşım yıllar önce ona yazdığım bir mektuptan bir kaç satırı iletti. Ona bir kitap yazmak istediğimi, kitaba ad bile verdiğimi yazmışım. Yıl 1994-5 gibi olmalı. İnsan hayal ettiği kadar vardır, yeter ki doğru tohumlar atalım, onları sulayıp iyi bakalım. Onlar hep büyür, gelişir bize sevinç verirler.

sahra dedi ki...

Aşağıda güzel bir yemek yukarıda mis gibi çiçekler. Bazen bir yerlerde kaybolmak isterim bu gecekini buldum. Yemeği yiyip salkımların arasına gizleneceğim. Elinize sağlık...

pecete dedi ki...

Kim ne derse desin; büyük kadınsın.. Kitaplarınla, yüreğinle, sümbüllerinle... Kısacası herşeyinle, şimdi evde inanılmaz bir sessizlik var. Herkes uyudu ve ben büyük bir keyifle yazını okudum. İçim nasıl çoştu, anlatamam. Buna ne ad verilir, bilemedim... Ellerine sağlık...

Mutfakta Zen dedi ki...

Sevgili Sahra,
Sen bir şairsin.
Diline sağlık.
*
Peçete'ciğim,
Yok öyle bir şey ayol. Ne büyüklüğü? Gayet sıradan, gayet normal, gayet standart biriyim. Sadece görmeye çalışıyor, öğrenmeyi seviyorum o kadar. Senin de ellerine sağlık canım.

sahra dedi ki...

Aman.. Şair büyük kelime. Sadece güzel mısraları takdir etmeyi seven bir okuyucu diyelim.

Mutfakta Zen dedi ki...

Peki Sahra'cığım öyle diyelim ama hepimizin içinde ince bir yerler yok mu şairliğe yatkın?

Emel dedi ki...

Sevgili Tijen,
Ben de bir ot düşkünüyüm.
Fakat 'BİR OT MASALI' kitabınızı okuyunca çevremde görüpte bilmediğim birçok otla sizin sayenizde tanıştım.Baharda en sevdiğim şey pazardaki teyzelerden çeşit çeşit ot alıp pişirmek.Etkinlik yemeğiniz tabm bir renk cümbüşü olmuş...yemeğe kıyamazdım herhalde.

Adsız dedi ki...

Sevgili Tijen,
Ben de bir ot düşkünüyüm.
Fakat 'BİR OT MASALI' kitabınızı okuyunca çevremde görüpte bilmediğim birçok otla sizin sayenizde tanıştım.Baharda en sevdiğim şey pazardaki teyzelerden çeşit çeşit ot alıp pişirmek.Etkinlik yemeğiniz tabm bir renk cümbüşü olmuş...yemeğe kıyamazdım herhalde.
Emel(asevi.blogcu.com)