13 Mart 2007

Baharın kendisi olmak


Dün akşam, yıllardır okumadığım (yahut elime almadığım) bir kitabı çıkarıp okumaya başladım. Bir güzel dost sebep oldu. Özlemişim nefesimi, huzuru, yaşamı. Thich Nhat Hanh'ın Huzurun Kendisi Olmak adlı kitabı bu. Keşke piyasada bulabilseniz de okusanız. Piyasada olmasa bile (ki olmayabilir, yayımlanma tarihi 2000, Okyanus Yayınları'ndan çıkmıştı) internetten sipariş edin, bulun okuyun bu basit kitabı. Mutfakta Zen'de de Thich Nhat Hanh'ın (kısaca Thay'ın) sözler var, çok sevdiğim. Dilerseniz bir Huzurun Kendisi Olmak'tan, bir de Mutfakta Zen'den Thay'ın sözlerine yer vereyim bugün. Önce ilk kitaptan:

"Yapraklara çoğunlukla ağacın çocukları olarak bakılır. Evet, ağacın çocuklarıdırlar, ondan doğmuşlardır, fakat aynı zamanda ağacın anneleridir de. Yapraklar gaz ve güneş ışığıyla beraber ham bitki özü, su ve mineralleri bir araya toplar ve bunları ağacı besleyecek çeşitli bitki özlerine dönüştürür. Bu şekilde yapraklar ağacın annesi olurlar. Hepimiz toplumun çocuklarıyız, fakat aynı zamanda annesiyiz de. Toplumu beslememiz gerekir. Eğer köklerimizi toplumdan koparırsak onu kendimiz ve çocuklarımız için daha yaşanabilir bir yer haline getiremeyiz. Yapraklar bir sapla ağaca bağlıdırlar. Bu sap çok önemlidir."

Şimdi de Mutfakta Zen'in 'Anı Yaşamada Farkındalık' bölümünden satırlar. İlk paragraf benden, gerisi Thay Usta'nın yine aynı kitabından:
Yaşamımız 'an'lardan oluşur. Birbirini takip eden 'an'lar. Tren vagonları gibi birbiri ardına eklenmiş kısacık zaman dilimleri. Çoğu kez farkına bile varmadan tükettiğimiz ‘bir göz açıp kapama' zamanı. İyi de o anlar gelip geçerken biz farkına varıyor muyuz? Vapur beklerken, öğle tatilinde, haftasonu tatilinde, yemek yaparken, koşarken, bir dostla söyleşirken gelip geçen anları farkediyor muyuz? Hadi onu bırakın, her şeyimizle yaptığımız işe verebiliyor muyuz kendimizi? Yoksa kafamızın içi geçmişten enstantaneler veya geleceğe ait hayaller ya da planlarla mı dolu oluyor birşeyler yaparken?

Nefes alarak bedenimi sakinleştiriyorum.
Nefes vererek gülümsüyorum.
Şu anı yaşayarak
Bunun harika bir an olduğunu biliyorum.

"Bunun harika bir an olduğunu biliyorum. Gerçek olan tek an budur. Şu anda ve burada olmak ve şimdiki andan zevk almak en önemli görevimizdir. Sakinleşmek, Gülümsemek, Şimdiki an, Harika an."

İşte size küçük bir meditasyon. Nefes alırken "nefes alarak bedenimi sakinleştiriyorum", verirken ise "nefes vererek gülümsüyorum" deyin ve nefesinizin tadını çıkarın. Tabii gülümsemenin de.
(Siz onu çok iyi tanıyorsunuz gerçi ya, bugünün sitesi Miss Çilek. Neden Miss Çilek? Çünkü 'an'ı yaşamayı en iyi beceren yetişkinlerden biri de onun için. Oğulcukla birlikte oturup her an yeni bir şeyler yaratıyor, yaratırken de yarattıkları güzelliklerin içine giriyorlar. Sofra dergisinde yahut sitesinde gördüğünüz her güzel fotoğrafın arkasında onun kocaman yüreğinden çıkan, kendi elleriyle yaratılmış güzellikler var. Sevgili kocaman yürekli arkadaşıma sevgiyle.)

19 yorum:

-acemi aşçı- dedi ki...

Carpe Diem!!

Sevgiler
İpek

Mutfakta Zen dedi ki...

Evet sevgili İpek,
Restoranlara, kafelere bile isim olarak verilen, ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen yaşamın en basit gerçeklerinden biri...

munevver dedi ki...

Thay'ın bir sözü de benden olsun.Sen zaten biliyorsun."Mutfakta Zen"in "An'ı Yaşamada Farkındalık"bölümünden..

Zihin tamlığı içinde yaşadığımız sürece yoksullaşmayız,çünki an'ın içinde yaşayarak neşe,anlayış ve sevgide zenginleşiriz.

Bu cümle çok hoşuma gidiyor.Teşekkürler sana.O'na da elbette.
Nane Limon.

-acemi aşçı- dedi ki...

Bir de Goethe nin yorumu var, bu bana daha sıcak geliyor:
"Yaşanan her an kendi hakkını ister"

Bunu gerçekleştirebildiğimiz sürece, "an" ların ne kadar uzun ve göründüğünden ne kadar daha değerli olduğunu anlıyor insan.
sevdiklerimzi daha da kıymetleniyor.

Yine çok güzel bir yazı yazmışsın sevgili Tijen. Taa içimde hissettim, sağol..
Sevgiler
İpek

Mutfakta Zen dedi ki...

Münevver'ciğim,
Bana teşekkür etme, Thay Usta ve diğer yaşam ustalarına hep birlikte teşekkür edelim. Bizler sadece paylaşanlarız.
*
İpek'ciğim,
Doğru diyorsun! Goethe'nin sözü de çok güzel. Elimizden ne çok şey kaçırıyoruz. En iyisi kaçırdıklarımıza dert yanacağımıza kaçırmadıklarımıza sevinip daha çoğunu farkedebilmeyi dileyebilmek galiba.

Marcelo dedi ki...

Very nice, indeed... Now I get the feeling that you must get when you visit my blog and glance through all those posts in Portuguese... The miracle is we both have learned English so we can communicate!

Somehow, still, Turkish is familiar to me because of the 50 days I spent travelling in your country... Words such as "çok güzel" (is it this how you write "very beautiful"?) come back into my mind when I look at the pictures you post here... You know, I have a "tasty" memory about Turkish language.

And I certainly recognize "Thay", beloved master, throughout the text.

Love and Peace to you, Tijen.

Mutfakta Zen dedi ki...

Thank you my beloved friend, for checking out my blog, although you don't understand much. It's fun actually, try to guess what the words can mean. I'm lucky since I can use a web based translator but you cannot do that I'm afraid... I'll do my best to translate few of the lines for you and I thank you again, for reminding how important breathing is. It's like a rebirth to me. I'm glad I could share Thay's words with my friends -with your help. Now they know you too. What a pleasure for me!

Punto dedi ki...

Sevgili Tijen, yoğun iş hayatından sonda ancak şimdi "an"ları farkedebiliyorum. Buna da şükür diyorum. Ya hiç fark edemeseydik? Paylaştığın güzel yazın için teşekkürler. Gül de çok güzel.Bizim bahar havası, rötar yaptı bu aralar.

Mutfakta Zen dedi ki...

Punto Ağabey,
Burası da yapacak ve bahar dalları solacak diye korktuydum ya şimdilik pek soğudu diyemem. Çok haklısınız, insan yoğun bir hayatın içindeyken hayatı yakalayamıyor her zaman. Ama sizin içinizde o ince ruh olduğuna göre o zamanlar da yakalıyormussunuz gibi bir his var bende, ne dersiniz? (Gülü evvelki yıl Çıralı'da, çok sevgili bir dostumun evinin girişinde çekmiştim, güzel bir gül bahçesi vardır.)

Sardunya dedi ki...

Sevgili Tijen
Aynı şeyleri düşündüm ben de dün bahçeye çıktığımda. Laleler çıkmaya başlamış. Onlardan büyülendim. Güller tomurcuk tomurcuk olmuş. Büyülendim. Baktım ağaçlar filiz dolmuş. Hem şaşırdım hem mutlu oldum. Ama yaşadığımı hiç bu kadar hissetmemiştim işte. Hayatı içime çeker gibi hissettim.

Mutfakta Zen dedi ki...

Çok haklısın sevgili Sardunya,
Ben de doğanın içinde olduğumda yaşadığım anı daha iyi hissettiğimi düşünürüm hep. Özellikle doğanın sesleri içindeyken algılar daha mı açılıyor ne? Tüm duyularını harekete geçirebiliyor insan.

OYLUM dedi ki...

o ne kadar güzel bir gül bakmaya kıyamadım.çok güzel yakalamışsınız tebrik ederim.yazını çok zevkle okudum gene.

pecete dedi ki...

İnsanın hayatındaki dönüm noktaları sanırım ölüme ve doğuma yakın olduğu zamanlar. Ölümün ucundan dönenler anın değerini gerçekten hakkını vererek yaşarken, doğuma tanıklık edenler o anın bir daha yaşanmayacağını biliyorlar. Aslında her iki durumda kendi içinde kesişen kümeler durumundalar. Bebi dünyaya geldikten sonra bakış açımın bu kadar değişebilmesine ben bile şaşırdım. Zor bir süreçti. Eski alışkanlıklarımla yeni düzen arasında sıkışıp kalmıştım. işte o an; oğlum bana ilk gülücüğünü verdi. Ve ben o anı yakaladım. Artık hiçbir şey zor değildi. Biliyordum ki o zorluklara takılıp kalırsam oğlumun ilklerini kaçıracaktım. Peki neden bunu bütün hayatıma uygulamayayım? Evet bazen yapamıyorum. Yazdığınız yazı ve meditasyon, bu "yapamadığım" zamanlarda imdadıma yetişecek. Teşekkür ederim paylaştığınız için...

Sonia dedi ki...

Sevgili Tijen,
Uzun bir aradan sonra diyorum yine burdayim. Aslinda hep burdaydim da sayfama ve gönül dostlarima ziyarete gelemedim. Sebebine gelince nacizane bir web sayfasi ile mesguldum. Her ne kadar yapacak cok isi olsada siz sevgili dostlarimin ziyaretine actim. Güzel yazilarinizla, haberlerinizle, forum sayfasinda paylasimlarinizla bahar havasi estirecek, güller actiracaksiniz sayfamda.

Tijen´cigim senin de katilimini ve destegini bekliyorum. Sevgilerimle Sonia...

http://soniavarol.com

Mutfakta Zen dedi ki...

Çok haklısın Ayşem,
Zaten ölüme ve doğuma şahit olduktan sonra yaşamın nasıl büyük bir mucize olduğunu görmemek mümkün değil!
*
Sonia'cığım,
Siten hayırlı uğurlu olsun. Bayıldım hasır şapkalı fotoğrafına! Tam yanağından makas alınacak kadınsın.

ÇiLeK dedi ki...

Canım Tijen,
Umarım ,bu kez yorumum sana ulaşır.Ben senin güzel kitapların arasında kayboluyorum her gün.Ve her okuduğumda ise, ayrı keşifler yaşıyorum.
Çok teşekkür ederim hoş süprizin için.Biliyormusun?son çalışmamda yardımcım değişti.Bu kez peşimden ayrılmayan , bizim yaramaz kedisimiz .Seni sevgiyle kucaklıyorum.Görüşmek üzere.

Mutfakta Zen dedi ki...

Geldi canım, ulaştı yorumun. Seninki işi tembelliğe mi vurdu yoksa? Ama kediciğin yardımlarını da yadsıyamayız, varlığı bile yeter değil mi? Ben de seni kucaklıyorum güzel kadın!

Özlem dedi ki...

Merhaba Tijen Hanım,
Yazılarınızı takip ediyorum.Hafta sonu Çannakaleye gitme planımız var Sibel Hanımın sitesinden de bilgilera aldım.Yazısında da sizin de tavsiyelerinize yer vermiş.Sizin Çannakkaleyle ilgili yazınıza ulaşamadım.Bana linkini gönderebilirmisiniz.Teşekkürler.

serap dedi ki...

Bloglarda dolasirken epey bir yorulmusum.Sira sizin sayfaya gelince yazinizin sonundaki meditasyonu yapmaya karar verdim.Gözlerimi kapattim ve nefes alip verdim.Bunu bir kac kez tekrarladim.Bayagi bir rahatladigimi farkettim.Yeni enerji ile Bloglari gezmeye devam.Sagolun...