30 Kasım 2007

Bu havuçlarla neler yapmaz ki insan

Haydi Esra özel sayısı için Kevgir'e. Kızlar öyle inanılmaz bir iş başarmışlar ki, duygulanmamak, etkilenmemek mümkün değil. Ne mutlu Esra'ya ki arkada bu kadar çok dost bıraktı. Belki de zaman sevdiklerimizin değerini bilme, onlara sevgimizi yanımızdayken ifade etme zamanı.
*
Bu havuçlarla neler yapmaz ki insan. Bir kere sağlık fışkırıyor yanaklarından. Etli butlu. Besili. Canlı. Alımlı. Salataya pek yakışır. İncecik, halka halka doğranacak. Mevsime uygun olacak her şey, yeşillikler, avokado, kırmızı lahana, turp... Üzerine hafifçe kavrulmuş yemişler: Fındık, fıstık, badem, ceviz, susam, çekirdek. Zeytinyağlılara konur; pırasaya, kerevize, yer elmasına. Kavrulur, yoğurtlanır, üzerine azıcık sızma zeytinyağı gezdirilir. Böreği bile yapılır. Bir kere az pirinçle havuç yemeği yapmış, içine de biraz tarçın koymuştum. Ama ben bu havuçlardan birini, bol sebzeli, az sulu 'minestrone' çorbasına koydum. İtalyanların bu pek meşhur, makarnalı çorbasına. Buzlukta donmuş nohut vardı, barbunya yerine onu koydum. Makarna koymadım. Kış sebzeleri işte, balkabağı, patates, soğan, kereviz sapı... Kekik pek yakışır bu çorbaya, tuz, karabiber ve kırmızı biber de konur, üzerine de rendelenmiş parmesan peyniri. O şart değil. Olsa da leziz olur çorbanız, olmasa da.
*
İki güzel dost sorunca çorbanın tarifini, biraz daha ayrıntılı anlatayım dedim. Gerçekten pek kolay aslında: Tencereye su konur. O kaynarken işe koyulunur. Kış olduğu için ve evde var diye konserve doğranmış domates koydum ben, salça da olur. Küp küp doğradım sebzeleri, bir patates, bir havuç, biraz balkabağı, iki kereviz sapı, bir soğan, 2-3 diş sarımsak. Sonlara doğru da buzluktan çıkardığım nohutları ekledim. Dediğim gibi, makarna koymadım ama İtalyanlar içine bir avuç kadar da ufalak tefelek makarnalardan koyuyorlar. Baharatını söyledim zaten. Afiyet şeker olsun.

28 Kasım 2007

Damak tadı

(Gül'cüğüm, yazının başlığını 'damak tadı' koyunca sana bir selam etmeden geçemedim.) Fotoğrafta gördüğünüz bir 'scone'. Daha çok İngilizlerin, özellikle de beş çayı yanında yenmek üzere yaptıkları tatlımsı, bol yağlı ve ağızda dağılan çöreklerin tuzlu ve iri bir yorumu. Ben yapmadım. Görünce büyüsüne kapılıp almış, sonra da bayılarak yemiştim. İçinde bol peynir ve dereotu var. Anlaşılan tüm malzemeler birbirine yakışmış. Eh kolay mı, içinde bol tereyağı var, un var, krema, yumurta... Gel de lezzetli olma. Ben de yapsam deyip duruyorum tattığımdan beri ya henüz kısmet olmadı. Bilgi verebilmek için internette aranırken şu tarife rastgeldim. Bilmem yediğimle aynı mı? Denemek isteyen olursa hiç değilse fikir verir. Aramaya devam ederseniz eminim damak tadınıza uygun bir tarif bulursunuz. (Metro-Gastro dergisinin Kasım-Aralık sayısı çıkmış. Bu sayıda iki yazıyla yer alıyorum. Biri geleneklerimizde ekmeğin yeri, diğeri Kars'ta yetişen antik bir buğday türü üzerine. Lezzet dergisinin Aralık sayısında da çok severek yazdığım bir yazıyı bulacaksınız, söylemeyeyim, sürpriz olsun. Okuduğum bir kitabın verdiği ilhamla, ilk defa denediğim bir yazı türü. Bakalım okurken benim yazarken aldığım zevki alacak mısınız?)

26 Kasım 2007

Ekmek aslanın ağzında

Kevgir dergisinin Aralık sayısı, derginin annelerinden sevgili Esra için çıkacak. Sevgili Zerrin ve Selen diyor ki, Esra'nın sevdiği yiyecekleri pişirelim, ona dair anılarımızla dergide yer almak üzere gönderelim. Ayrıntılar Selen'in sitesinde. Şimdiden hepinizin ellerine sağlık. (Bu konuya dair yazılmış yorumları bu yazının yorumlar kısmında okuyabilirsiniz.)
*
"Bu adamların gülümsediğini gördüğümde kendimi çok iyi hissediyorum" diyor Mr. Munoz, "çünkü uyumadan önce yemek yiyebildiler." New York Times'da okudum bu yazıyı. İş bulamayan Latin Amerikalı göçmen işçileri her akşam saat 9:30'da, hiç bir beklentisi olmadan doyuran Kolombiyalı Jorge Munoz'un yaptıklarını anlatıyor. Üç yıldır her akşam aynı yerde yemek dağıtıyor Jorge. Restoranlarda çalışan dostlarından yenebilir durumda olan atık yiyecekleri, kimi fırınların hediye ettiği ekmek ve çörekleri, annesinin verilen malzemelerle hazırladığı yemekleri, sıcak çikolata ve kahveleri aç vaziyette gelişini bekleyen işçileri doyurmak üzere her gün aynı yere getiriyor. Ekvatorlu Carlos Suarez (47), her gün iş bakmaya geliyoruz ama bu ara iş yok diyor. Jorge olmasa ne yaparız ki?
Ekmek her yerde aslanın ağzında. İnsanoğlu nerede olursa olsun, aş peşinde, ekmek parası kazanmak derdinde. Ne zor şu yaşam. Peki ya parasını kazanmak için onca didindiğimiz ekmeğin değerini biliyor muyuz? Yazıyı okurken bizi düşündüm. Aç insanlar için ne kadar çaba gösterdiğimizi. Hastalar, yaşlılar, eksikliler, aş bulamayanlar için.

24 Kasım 2007

Başlangıçlar, sonlar

Ölüm insanı dilsizleştiriyor. Ellerini nereye koyacağını bilememek gibi bir şey bu. Ne söylesen yetersiz, kelimeler kırık dökük.
Nefes alabilmenin ne denli önemli olduğunu, aldığımız her nefesin nasıl da büyük bir armağan olduğunu anımsadım gidişinle. Bir de sevginin gücünü. Rahat uyu sevgili Esra.

23 Kasım 2007

Yılın ilk kırmızıları

Yılın ilk kırmızıları raflardaki yerini aldı. Türkiye'de sadece Kavaklıdere çıkarıyordu taze şarabı, Primeur adıyla. Tam yirmi yıldır devam ediyormuş bu gelenek, bilmiyordum. (Ufak bir araştırma yaptığımda şu habere rastgeldim.) Her yıl şarapseverlerin heyecanla beklediği günler bunlar. İlk şarap. Onun şerefine, geçtiğimiz yıl Karaf dergisinde yayımlanan bir yazımın son paragrafını eklemeye karar verdim. Bu bir öyküydü, zihnimde canlanan. (Nedim Atilla'nın 24 Kasım'da Akşam'da yayımlanan yazısı da taze şaraplarla ilgili bilgilenmek isteyenler için.)
"Bağbozumu tamamlanıp tüm üzümler sıkıldıktan sonra başladı büyük şenlik. Bu sefer sadece kendimiz için donatacaktık sofraları. Adanın meydanına upuzun bir sofra kuruldu. Bir örnek örtüler örttük sessiz bir akşamüstü. Hepimiz evlerimizde hazırladığımız yemekleri getirdik, koyduk ortaya. Balıkçılar bize çalıştı, fırınlar da. En güzel şaraplarımızı açtık. Bardaklar doldu, tabaklar boşaldı. Müziksiz olur mu, çigan orkestrası en güzel şarkılarını bizim için söyledi o akşam. Adanın en şenlikli günüydü. Sabahın ilk ışıklarıyla evlerine dönen yorgun ada halkı, ertesi sabah meydanları tembel kedilere bıraktı. Bizim yılbaşımızdı o gün. Dinlenmek hakkımızdı. Bütün bir yıl döngüsü yeniden yaşanacaktı. Yeni baştan. Şikâyetimiz yoktu doğrusu. Güzel bir bağbozumu dönemi yaşamıştık. Tanklar, fıçılar şaraba dönüşmekte olan ve çoktan dönüşmüş, içilmeyi bekleyen üzüm sularıyla doluydu. Bir sonraki yılın da aynı güzellikte olacağına duyduğumuz sonsuz inançla başladık yeni yıla. Bir kez daha."

21 Kasım 2007

Basit, kolay, hızlı, şaşırtıcı

Sevgili Evren sitesinde DDD etkinliği için harika bir yazı hazırlamış: Edebi Sanatlar. Eminim hepiniz keyifle, heyecanla okuyacaksınız. Sizi Evren'in sitesine davet ediyor, Evren'e de teşekkür ediyorum paylaştıkları için.
*
Bazı günler yaratıcılığın doruklarında oluruz, canımızın mutfağa girmek istemediği günlerin aksine. İşte o günlerde, karşımıza çıkan her malzemeyi şaşırtıcı bir yemeğe dönüştürebiliriz. Tutmayın beni, yaratacağım halleridir bunlar. Kaşla göz arasında ortaya hiç denemediğiniz bir yiyecek çıkıverir. O gün, o güneşli sonbahar gününde de böyle olmuştu. Pazardan aldığım bir dolu kırmızı biberi fırında pişirmiş, soğuması için tezgaha bırakmıştım. Niyetim soyup ayıkladıktan sonra zeytinyağı, sarımsak, sirke, tuz ve kekikle karıştırıp kahvaltı sofralarına çıkarmaktı bu güzelim kırmızıları. Sonuçta olup biten ise fotoğrafta gördüğünüz. Nasıl mı oldu? Neden bunları püre haline getirmiyorum ki diye düşündüm. Canım da makarna çekiyordu. Yarım paket yassı spagetti haşladım, robotta püre haline getirdiğim biberleri azıcık zeytinyağı ve sarımsakla şöyle bir çevirdim, yarım kutu labne peyniri koyduktan sonra erimesini bekleyip makarnayı ekledim. Hepsi karışınca ortaya öyle bir güzellik çıktı ki, sadece ben değil, o da kendi güzelliğine bakakaldı.

19 Kasım 2007

Biraz da kaynana çatlatalım

Annemin gerçekte kaynanam olduğundan şüphelenmekle birlikte, kaynanasız olmaktan mutluluk duyanlar sınıfındanım. Biliyorum erken ama bu akşam kaynanalara burun kıvırtacak bir yemek yapınca, haydi dedim, kaynanamızı bu tarifle çatlatalım. Balkabaklı ravioli almış, internette araştırma yapmış ve food network'ten bulduğum tarifi denemeye karar vermiştim. Herhangi bir makarnaya da uyarlanabilir sanırım. Bir çorba kaşığı tereyağını (tarifteki çok fazla) eritip biraz muskat rendeledim, elimle parçaladığım 6 adaçayı yaprağını atıp köpürdükten sonra yağı ateşten aldım. Ravioli zaten çabuk pişen bir arkadaş, süzerek tabaklara pay ettim, üzerine yağı gezdirdim. İrice doğranmış (önce fırınladım) fındıkları, üzerine de rendelediğim peyniri serptim. Parmesan gerekiyordu ya ben evdeki peynirden kullandım. Hiç fena olmadı. Çatladı mı kaynanalar? (Etkinliğe katılan komşuların birbirinden 'çatlatan' tarifleri 25 Kasım'dan itibaren Lalecik'in sitesinde yayınlanacak. Şimdiden kolay gelsin Lalecik!)