20 Mayıs 2009

Tatil sonrası renkleri

Bugün Mehtap yeni listesini vermiş, diyet sınıfındakiler için. Bu sefer beş günlük bir "enerji" listesi. Sabahları yataktan sürünerek kalkıyor, kendinizi halsiz, şişkin hissediyorsanız diyette olmasanız bile bu listeyi beş gün boyunca uygulamaya ne dersiniz?
*
Bugün çarşamba güya ama, haftanın başı gibi pek çoğumuz için. Sanki herşeye sil baştan başlıyor gibiyiz. Acı şeyler yaşandı, 19 Mayıs sevinci gölgelendi belki. Belki de özgürlüğe uçan yorgun bir ruh, bize azim verecek, şevk verecek bundan sonra. Harekete geçirecek bizi. Yaşam için daha çok emek vermek gerektiğini görmedik mi? Ne duruyoruz öyleyse? Geçen gün bir arkadaşım bugünlerde adını sıkça duyduğumuz bir onkologla konuşurken 12-13 yaşındaki kız çocuklarında dahi göğüs kanserine rastlandığını, kanserin salgın hastalık gibi yayıldığını anlattığını söyledi. Domuz gribi sardı gündemimizi peki ya kanser? Neden o yaştaki çocuklar kansere yakalanıyor? Hayatlarımızdaki renkler giderek azaldığından olabilir mi? Sebzelerin, meyvelerin canlı renklerini boyalı gazozların, kızarmış gıdaların, katkı maddeli hazır yiyeceklerin almasından olabilir mi? Kendi mutfaklarına sokmadıkları margarinleri, rafine yağları, içinde bin tane katkı maddesi olan "güya" mutfaktaki işimizi kolaylaştıran yan ürünleri birileri ballandıra ballandıra anlattığı, kadınlar da mutfaklarında bu ürünlerle kuleler yaptığı için olabilir mi? Veya çocuklarımızın sokakta koşup oynamak yerine, spor yapmak yerine bilgisayar karşısında, televizyon karşısında saatlerce oturmasına izin verdiğimiz için olabilir mi? Onlarla birlikte kırlara gitmediğimiz için, hep birlikte popomuzun üzerinde oturduğumuz için olabilir mi? Şimdi renklenme zamanı. Kaybettiğimiz zamanları geri kazanma zamanı dostlar. Haydi.
*
Dilerim kimsenin ihtiyacı olmaz ancak USA Today gazetesinde, kanserli hastaların tedavileri sırasında beslenmelerine de önem verilmeye başlandığını, hastanelerin Ulusal Kanser Enstitüsü diyetisyenlerinin desteğini alarak yemek yapan özel aşçılarla çalıştıklarını anlatan bir yazı var. Yazının sol tarafında kanser tedavisi gören hastalar için sağlıklı beslenme önerileri de var. Bir kısmı zaten sağlıklı olan kişiler için de geçerli öneriler. Üç büyük öğün yerine altı küçük öğün yemek, kabızlığı önlemek için lifli gıdalara ağırlık vermek gibi.

11 comments:

kristalkelebek(aslı) dedi ki...

Tijencim, Türkan Hocamızı kaybettiğimize çok üzüldük hepimiz. Ama eminim bundan böyle bize yol gösteren o melek kadının izinden gidip, "çağdaşlaşma yolunda ben de varım" diyeceklerin sayısı artacaktır.
Kanser bu devirde herkesin olduğu gibi benim de korkulu rüyam. Kanser vakalarının artışını şaşırarak ve de korkuyla izliyorum. Dediğin gibi daha çok doğal besine, sebzeye, meyveye yönelmek lazım. Ama çoğumuzun bahçesinde sebzeyi meyveyi yetiştirme imkanımız olmadığından ben marketlerdeki besinlere hep kuşkuyla bakıyorum, acaba bunda hormon var mıdır diye. Maalesef şehir hayatında her şeyin doğalını bulmak zor. Yine de elimden geldiğince doğala yöneliyorum ben de. Margarin evimize girmez zaten hiç.
Harika, bilinçlendirici bir yazı olmuş. Kelimelerine sağlık..
Sevgiler:).
aslı

zerrin-misss dedi ki...

Son günlerinde rahat vermediler... :( Türkan Hoca yerinde rahat uyusun ..

Vasiyetini yerine getirmek bu kadar zor olmamalı.. Herbirimize iş düşüyor. Birşeyler yapmalı ..

yeşim dedi ki...

herşey zamanında derdi babannem şimdi bakıyorum her türlü meyve sebze ne ararsan her mevsim var ne haklı herşey zamanında yerinde tadında olmalı
bu hafta daha özenli daha dikkatli daha zamanlı

sevgiler

NarincE dedi ki...

Ne desem ki şimdi. çevremde artan kanser vakalarına bakıp, dehşete kapılıyor, beslenmenin, değişen yaşam biçimlerimizin bizi getirdiği noktada; albenisi bol reklamlara, acımasız para tüccarlarına, yurtdışına satıl-A-mayan sebze ve meyvelerin iç pazara sürülmesiyle ucuzlayan fiyatlara yumruk sıkıyorum.

Olabildiğince yazdan dondurucuya sebze- meyve atmaya, güneşte kurutmaya, tarhanamı, yoğurdumu evde yapmaya dikkat ediyorum.

Ancak konu hamur işlerine gelince, dayanamıyor, margarin de kullanıyorum, hazır paketlenmiş, işimi hızlandıran, ürünümü cafcaflı hale getirmemi sağlayan bilumum işlenmiş malzemeyi de kullanıyorum. Tıpkı şu an anasayfamda arz-ı endam eyleyen kurabiyelerde olduğu gibi.
Bu kaçamak sayılabilir mi bilmiyorum ancak, vazgeçemiyorum deyip kendimi kandırmaya devam ediyorum belki de.

Köşedeki Kedi dedi ki...

ben de bugünlerde ciddi ciddi küçük bir kasabaya yerleşip, bahçesi olan bir evde mi yaşasak diye düşünmeye başladım annemle de konuştuk...neden olmasın dedi..sanırım önümüzdkei yıllarda doğal hayat paha biçilemez olacak ...

akasyakokusu dedi ki...

Yüreğine-diline-kalemine sağlık Tijen'ciğim..
Çokta dokunmuşsun nede güzel anlatmışsın..
Tşkler..
Bende margarini çok çok nadir kullanırım..Doğal sebze almaya çalışırım..Artık hepimiz mevsiminde sebze tüketmenin bilincindeyiz...Çocuklar konusunda aynen katılıyorum...Ne yapsamda etsemde şu pcden uzaklaştıramıyorum onları:(((
Sevgilerimle...

Zehra Gürgen dedi ki...

Türkan Hocamız gerçekten özgürlüğüne gitti, bizlere büyük bir misyon bırakarak.
Tijencim kanserin artışını bende aldığımız gıdalardaki kimyasallara bağlıyorum tabii birde yaşamımızdaki stres.Ben hala insanların hemde okumuş insanların margarini evlerine nasıl soktuklarına inanamıyorum.
Ve tereyağına zararlı diyen bilimadamlarındada inanmıyorum.Zeytinyağ ve tereyağdan başkasınıda kullanmam.

sevgiler..

Mehtap Pasin Gualano dedi ki...

Cok yorgun bir gunun aksaminda hazir bulsaydim fotograftaki sebzeleri tabagimda.. kendimi kesinlikle iyi hissederdim.. Bu arada soylediklerimi benden daha iyi anliyorsun, bu nasil bir sinerji? :-))

Betül dedi ki...

Ne güzel yazmışsın yine.

Öpüyorum.

pelin'ce dedi ki...

Tijen'ciğim ne güzel ifade etmişsin.Bugün arkadaşımla konuştum dayısı kansermiş.Tüm vucudunu sarmış hem de 44 yaşında.Bacağındaki ağrılar ile başlamış,oniki bağırsak kanseriymiş..
Anneannem 84 yaşında kanser ama 1 senedir mücadele ediyor.Zararlı yiyecek nedir bilmedi çünkü,fast fodd ağzına bile sürmedi.

Bunları hayatımdan uzak tutmak bu kadarmı zor ??? bunu en çok kendime soruyorum...Sebze ve meyvesi o kadar bol bir memlekette yaşıyoruz aslında.Ben bile 32 yaşımda bir çok şeyi yeni öğreniyorum.
İyi ki varsınız...

Feyza Fidan dedi ki...

Tijen'cim paylaşımın için çok teşekkürler..
Öpüyorum seni...