07 Haziran 2006

Antakya-Antep-Sivas


Fatma’cigim demis ki vallahi günde iki kere bakiyorum sitene. Neden güncellemiyorsun? Fatma Peksen’den bahsediyorum. Sivas’taki sevgili dostum, ev sahibemden. Hakli tabii de bende siteyi görecek göz kaldi mi bilmiyordu. Söyledim. Bir haftadir ne huzur var bende ne bir heyecan. Bahçemde salataliklarim çiçek açti, ona sevinmiyor muyum, seviniyorum elbet. Çiçekler ektik, maydanozlar, kisnisler, dereotu, roka ve frenk soganlari ekildi. Yakinda mini mini filiz vermeye baslarlar. Arka bahçede kayisilar oldu, patir patir dökülmeye basladilar. Her sokaga çikisimda birkaç tane yemeden geçmiyorum. Dün aksam da sagolsun sevgili Ahmet beycigimin bahçesine gittik, kocaman kara dutlardan yedik. Bir baska sevincim de sitenin ihlamur kokmasi. Ben de o güzelim ihlamurlardan toplayip kurutuyorum ki kisin güzelim çaylarindan içebilelim.

Eveet gelelim gezimize. Hatirlarsaniz evden 17 Mayis’ta ayrilmistim. Bir daha kendisinden haber alinamayanlara dönüsmedim çok sükür de yorucu ve uzun yolculugum o zaman basladiydi. Adana’ya uçtum ve yol komsum, askerden dönen bir delikanli ve ailesiyle birlikte Adana’ya indim kapali bir günde. Beni Antakya arabalarinin geçtigi yere biraktilar. Oraciktan bir simit ve azicik kasarla bir ayran aldim yolluk. Üç saatten biraz fazla sürdü sanki Antakya. Vardigimda hemen Sultan Sofrası’na gittim. Antakya’da kime sorsaniz size gösterirler. Yöresel yemekleri en güzel haliyle yapip sunan iki idealist ve çaliskan insanin, Metin ve Bülent beylerin sahibi oldugu restoran lezzetçilerce mutlaka ziyaret edilmeli. Bana harika yemekler sundular. Tabii et yemedigim için etsizlerinden yedim ama etli olanlari da fotografladim Flyer dergisine yazacagim yazi için. Sonra gece kalacagim Mozaik otele geçtim. Açildigi alti ay olmus ve Sultan Sofrasi’nin hemen üzerinde. Otelin sahibi Özkan ailesi. Dursun ve oglu otelin basinda. Antakya’nin tam göbeginde, Uzun Çarşı’nin hemen yanibasinda. Bilgi için www.mozaikotel.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Ben gayet rahat bir gece geçirdim, rahatlikla önerebilirim.

Aksamüzeri hemen Uzun çarsiya gittim. Söyle bir koklamak için. Kapanmaktaydi dükkanlar. Olsun. Uzun, upuzun, kimi yerleri açik, kimi yerleri kapali bir çarsi bu. Beni en çok ilgilendiren yani haliyle gidacilarin bulundugu yerdi ki onu da ertesi sabah gezdim.

Tel kadayifçilarin resimlerini çektim, agizli tas kadayif yedim, tırnaklı pide, yağlı ve antakya simidi tattim, yörenin meshur tatlisi kerebiçin köpügünü yapan beyle tanistim. (Bu arada Antakya’da en iyi kerebiçi Petek Pastanesi yapiyormus ama benim ona vaktim olmadi) Aksam yemegimi Sultan Sofrasi’nda yedim, ertesi öglen de fotograflarimi çekip yine hafif bir yemek yiyip üzerine künefemi yiyip yollara döküldüm yine. Yani 24 saat kadar kalabildim Antakya’da.

Ama Halepli İbrahim Usta’nin baklasini yedim sabah. Bir de humusunu. Humus fazla geldi, onca lezzetine ragmen bitiremeyince ekmek arasina koydu, yolluk verdi Ibrahim usta. Sultan Sofrasi ve mönüsü için www.sultansofrasi.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Yöresel kahvaltidan boranilere, oruktan kagit veya tepsi kebabina, künefe, ceviz reçeli ve kabak tatlisina pek çok yöresel yiyecegi en aslina uygun ve leziz haliyle orada yiyebilirsiniz. Uzun Çarsi’da peynirci Mehmet Bilgin’in dükkanina da gittim. Antakya’nin yöresel yiyeceklerini otobüsle büyük kentlere gönderiyorlar. Telefonlari (326) 215 73 865. Nar ekşisi, toz biber, tuzlu yoğurt, sünme peynir, yaprak (ezme) peynir, biber salçası, garlı sabun, kalıp çökelek siparis edilebilir. Sevgili Fatoş arkadasim ve ailesi onlardan her zaman siparis veriyorlarmis, bilesiniz.

Kostur kostur Antakya’dan ayrilip (yetmedi tabii) Antep otobüsüne bindim. Aksam Gonca’daydim. Ertesi sabah da zaten erkenden kalkip yola düstük, Suriye için. Suriye dönüsü Antep’te 3 gün daha kaldim. Malum mideyi bozduk, yattik ilk gün. Sali günü sokaklara çikabildik. Burhan Çağdaş’ta Ali nazik yedik, üzerine de birer bol fistikli baklava. Pek nefisti vallahi. Tamamen iyilesmis olsam daha yerdim. Biz yemegimizi yerken koliler dolusu baklava kargoya verilmek üzere paketlendi. Hani aklinizda olsun! Biraz çarsilarda dolastik, Elmacı Pazarı’na gittik. Azar azar da olsa taze firik (bugday tarlada yesilken yakiliyor ve tütsülü bir nevi bulgur (bulgur yapim islemlerinden geçmiyor) haline geliyor. Öyle yogun ki kokusu, bulgurla karistirip pisirilmesinde fayda var. Ben genelde 2-3 ölçü bulgura bir ölçü hesabiyla pisiriyorum), mas fasulyesi ve kara mercimek aldim (kabuklu kirmizi mercimek). Mevsimi olmadigindan cevizli sucuk ve benzeri ürünlerden almadim.

Aksamüzeri de Anadolu Evleri’ne gittik. Tim ve esi Dila’yla oturduk, sohbete durduk. Nefis bir yer olmus. Hani bütçeniz müsade ediyorsa gidin, konaklayin ve rüya gibi günler yasayin derim. Bir haftasonu için bile düsünülebilir çünkü artik Antep’e günde 3-4 uçus var.

Çarsamba yine yollara düstüm. Bu sefer Sivas’a. Fatma arkadasim beni bekliyordu. Antep-Sivas 8 saat ama nasil? Yola çikali 2 saat olmadan yarim saat mola verdik, sonra benzin molasi, birileri yoldan kiraz alsin molasi (ben geç farkettigim için inemedim), namaz molasi, Malatya otogarinda yarim saat molasi ile. Arabayla 5 saatte rahat gidilecek bir yok. Malatya’yi hiç görmemistim. Etrafindaki kayisi bahçeleriyle yemyesil bir cennet görünümündeydi. Içine girmedim, herhalde çogu kent gibi o da betona teslim olup çirkinlesmistir diyorum. Varsa bir Malatyali fikrini soralim buradan. Bir de eskiden çok moderndi ama çok tutucu bir yer haline geldi demisti bir Malatyali dostum. Sivas’a aksamin bir saati vardim. Fatma’cigim bana nefis eski asindan ikram etti. Kisacik yazmistim zaten. Sabah da güzel mi güzel bir kahvalti yaptik. Akrabalara iç yemeye gittik, bir sürü ikramlarla karsilandik. Ben hala tam dinlenmis degildim. Arada arka odada biraz uzandim.

Sokaklarda dolasirken de bu resmi çektim. Haslanmis ve közlenmis misircilar çarsiyi sarmis. Böyle de güzel bir halde sunuyorlar. Ertesi gün Tokat’a vardik. Neyse ki o 2 saatlik yol. Tokat bir baska alem. Ama onu da bir sonraki yaziya birakiyorum izninizle çünkü hala dergi yazilariyla ve evin isi gücüyle basim dertte!

02 Haziran 2006

Halep-Şam gezisi

Sözümü ancak tutabiliyorum, affedin. Zannettim ki Burhaniye’ye vardiktan sonra biraz evin derlenip toparlanmasina yardimci olup sonra da bilgisayarin basina oturabilecegim. Evdeki hesap çarsiya uymadi, güvendigim daglara karlar yagdi, hiç beklemedigim ve canimi çok acitan (simdi ne yazik ki paylasamam) bir durumla karsilastim. Neyse, Allah’a havale ettim, rahatlamaya çalisiyorum. Bir yandan da evdeki isler devam ediyor. Eksikler aliniyor, düzen kurulmaya çalisiliyor, tamiratlar yapiliyor, vergiler, paralar ödeniyor falan da falan. Sizi bu ayrintilarla yormadan (gecikmenin sebebini de böylece açiklayarak) gelelim en merak edilene, Suriye gezisine.

Gonca Tokuz arkadasim Gaziantep Üniversitesi’nin genel sekreteridir. Çok can bir dosttur. Ilgilendigimi bildigi için 19 Mayis’ta kapali bir grup için yapilacak olan Halep-Sam turuna katilmak isteyip istemeyecegimi sordu, ben de sevinçle kabul ettim. Antep’teki Ansan Seyahat Acentesi’nin basindaki sevgili Ayşe Nur Arun’un organize ettigi 2 günlük (üç gün gibi görünmekle birlikte 2 tam günden birazcik fazla sürdü) gezi için 19 Mayis sabahi çesitli yerlerden gelen arkadaslarimizla bulustuk ve yola koyulduk. Gümrükten geçtikten sonra ilk duragimiz Halep oldu. Önce harika bir restoranda (eski bir konagi restore edip restorana çevirmisler) zengin mezeli, kebapli ögle yemegimizi yedik. Sonraki günler de benzer yemekler çikacakti karsimiza. Meze olarak humus, babagannus, Suriye’nin meshur kizarmis ekmekli salatasi fattus, muhammara gibi soguk mezelerden sonra karabiber ve nane ile yogurulduktan sonra incecik iri bir köfte halinde kizartilip sarimsakli sosla zenginlestirilmis köfte, yufkaya sarilip dilimlendikten sonra kizartilmis sucuk harci, bol nar eksili zeytinyagli patlican dolmasi, peynirli börekçikler yendi. Son olarak da karisik kebaplar.

Yemek üstüne o sicakta kostur kostur Halep kalesini gezdik. Kale, su anki haline Emeviler döneminde ulasmis. Çok görkemli bir kale oldugunu söyleyebilirim. Harika rehberimiz Hutun’un (annesi Türk, babasi Halepli çok tatli bir bayandi. Bir gün Suriye gezisine çikmak isterseniz onunla iletisim kurmanizi öneririm. Küçük gruplara da gezi organize ediyormus. Yaninizda o olduktan sonra kendinizi güvende hissedebilirsiniz. Gerçi ben kendimi gezinin hiç bir aninda güvensiz bir ortamda hissetmedim ya.) bilgileri esliginde kale gezisini tamamladiktan sonra ufak bir kahve molasi verip orta kahvelerimizi içip paralarimizi bozdurduk ve Şam’a dogru yola çiktik. Geceyi Sam’in biraz disinda, kentin yaylasi gibi bir tepede kurulmus gayet lüks ve güzel Sheraton Oteli’nde geçirdik. Sabah erkenden zengin büfede kahvaltimizi edip Siddi Zeynep camisini gezmeye gittik. Cami bugün Şiilerin kabesi durumunda. Son on yilda büyük yatirimlar yapilmis, kubbesi som altin, minareleri ve duvarlari nefis çinilerle kapli camiye her yil binlerce Iranli hacca geliyormus. Biz de zaten pek çogunu gördük orada.

Camiden çiktiktan sonra yanibasindaki tatliciya dalip bir kaç sey tattiktan sonra (ne kadar zengin degil mi?) Sam’in el sanatlari çarsisina, ardindan da kapali çarsiya gittik. Girisi nefis bir dondurmayla yaptik.

Bizim Maraş dondurmasi kivaminda oldukça yogun bir dondurmalari var. Yufka gibi açiyor, rulo yapip fistiga batiriyor ve kagitlara sarip buzluga koyuyorlar. Sonra da dilimlenip (resimde görüldügü gibi) tabaklara konup servis ediliyor. Herkes alisveris için dagildi tabii. Söylemeyi unuttum, aksam grubu bir dansözlü, sarkicili eglence yerine götürdü rehberimiz ancak ben hem çok yorgun oldugum, hem öyle eglencelere bayilmadigim hem de hayatta gece 10:30’tan sonra yemek yemedigim için otelde kalmayi tercih ettim. Grup da bir sey kaçirmadigimi söyledi zaten.

Sam’in hizla gezdikten sonra yeniden yola koyulduk ve Humus kentinde ögle yemegimizi yedik. Resimde gördügünüz eski konaktaydi bu sefer yemek ve diger ögle yemeginden asagi kalmayacak hosluktaydi.

Lübnan saraplari esliginde yemegimizi yedikten sonra hizla yola koyulduk. Bir durak da Hama kentinde yaptik. Oranin su degirmenleri meshurmus. Asagidaki resimde görüyorsunuz. Eskiden 100 civarinda olan su degirmenleri çok eski. Simdilerde on civarinda kalmislar. Hama süt ürünleriyle ünlü bir kent. Yolda bir peynirciden çesitli peynirler alip kostur kostur Halep’e geldik. Aksam olmus, hava kararmisti. Otele inmeden çarsilara döküldük. Müslümanlar dükkanlarini Cuma günleri, Hristiyanlar ise Pazar günleri kapattigindan ve bizim Nisantasi’na benzer çarsidaki çogu dükkan sahibi Hristiyan oldugu için oradaki dükkanlarda isi olanlar dagildilar. Biz de Frank, Yelda ve rehberimiz Hutun’la birlikte Halep’in nefis sokaklarinda gezindik. Halep’te hemen tüm binalar Halep tasi denen tasla yapilmis. Çogu da oldukça görkemli. Bir çok din birarada yasiyor. Yanyana birer cami, sinagog, ermeni kilisesi bulunabiliyor. Daracik eski sokaklar, yüzlerce yildir ayni yerde duran kapilar, çarsilar... Hepsi de bir baska güzel. Halep’e yeniden gidip uzun uzun gezmek isterim dogrusu. Hele de Kapali çarsida aklim kaldi. Öyle az zamanimiz kaldi ki oraya ne gördügümü anlayamadim bile. Yine de sikayetçi degilim. Bu kadarini bile gördügüm için mutluyum dogrusu.

Su gördügünüz dükkan Halep’teki kapali çarsinin baharatçilar bölümünden. Yillar öncesinde yasiyor gibi hissediyor insan kendini. Çarsi öyle hareketli ki. Felafelli dürümler, baklacilar, kelleciler, tel kadayif dökenler, börekçiler, cigerciler... Daha nice esnafi ve ürünleriyle tam bir güne yayilabilecek zenginlikte. Iste son duragimiz da bu çarsiydi. Sonra otobüsümüze yerlestik ve sinira dogru yola çiktik. Sansimiza sinir bombostu, valizlerimiz de aranmadi ve hizla geçtik Antep’e. Grubun bir kismi erken ayriliyordu, bir kismimiz ise midelerimizi bozmustuk. Dolayisiyla son ikram olan Burhan Çagdas’taki kebaplari fazla kisi yiyemedi. Ben zaten kebapçiya gitmeyip evde dinlenmeyi seçtim. İki gün sonra Gonca’cigimla gittik ve etsiz birer Alinazik (ya da Alanazik) yedik. Dilerseniz Antakya, Antep, Sivas ve Tokat baska yazilara kalsin. Simdilik Suriye gezisinden enstantanelerle basbasa birakayim sizi.

25 Mayıs 2006

Sivas'tan kısa selam

Bu sefer de selamimiz Sivas'tan. Tanrim ne kadar yorgun hissediyorum kendimi. Suriye'de yedik güzel seyler yemesine de hepimiz döküldük. Hatta gruptan biri hastaneye yatmaya vardirmis isi. Ben daha yeni toparladim ama bir yandan da acaba yorgunluktan sogukalginligi baslar mi telasindayim.

Dünkü Antep-Sivas yolculugu 8 saat sürdü. Komedi bir yolculuktu diyebilirim. Neyse ki yanim bostu, ayagimi uzatabildim ama can sıkıntısından bir ufak torba badem, 3 muz, 5-6 kilis kahkesi, 3-4 de antep kahkesi (zeytinyaglisindan) yedim. eh çok da fena degilmis liste. Yola çiktigimiz 2 saat bile olmamisken yarim saat çay ve ihtiyaç molasi verdik. Ardindan Malatya otogarinda bir yarim saat daha. Oradan ayrildik bu sefer benzin molasi, ardindan durduk yolun ortasinda. Ne oluyoruz derken bir baktim birileri çilek mi kiraz mi birseyler aliyor. En son olarak da Hekimhan'da aksam namazi molasi verdik. Iki kisi namaz kildi, 20 kisi sigara içti! Ben de oraciktaki igde agacindan iki dal koparip otobüsü kokuttum. Sonra da onlari Fatma arkadasima getirdim. Fatma'yi taniyorsunuz, mutfak solisti. Kayisili perdelerini gördüm. Aksam o saatte yemek yiyemem deyince bana güzel esgi asi'ndan isitti. Yesil erik ve karisik bakliyatla yapilan nefis bir çorba. Tarifini alacagim ondan. Sabah da biri peynir ve evelikli, öteki cevizli gözlemeler yapmis canim. Tabii tembel ve yorgun misafiri ancak 9'da kalkinca... Cevizler ve kayisi kurulari Divrigi'den, ablasinin bahçesinden. Bugün de 'iç' yemeye gidecegiz, sire pazarini gezecegiz. Bakalim gezi bitince ne kadar pestil olacagim, ne pestili olacagim? Kisa dedim ama evde hizli baglanti bulunca oturup yazdim bunlari. Gelen yorumlara da bakamamistim önceki seferlerde. Kimseyi yanitlayamadim ama hakikaten çok kisacik oldu baglantilar. Simdi de kafam dumanli ya bu kadar cümleyi dogru dürüst kurabildiysem ne mutlu bana! Fatma'nin selamlari var bu sitenin okurlarina..

23 Mayıs 2006

Antep'ten çoook kısa selam

Simdi de Antep'teyim. Geziden pazar aksamüstü döndük. Aman o ne yorgunluktu. Yine de fazlasiyla degdigini söyleyebilirim. Çok ilginç bir deneyimdi. Hepimiz sürate ragmençok mutlu döndük. Halep'ten basladik. Halep Kalesi'ni gezdik, nefis bir ögle yemegi yedik. Sonra yollara düsüp Sam'a vardik. Gece Sam'da konaklama, ertesi sabah Sid Zeynep camisi, eski çarsi.. Dönüste Humus'ta yine harika bir ögle yemegi (ne yazik ki birbirine benzeyen seyler) ve Hama kentinden oraya has bir tatli alip eski su degirmenlerini görüp yola devam. Halep'te çarsi gezileri, kapali çarsi.. gece uykusu derken ertesi sabah ufak tefek gezilerle bitirdik. Ayrintili yazamiyorum vakit yok. Resim de yükleyemiyorum ama en kisa zamanda insallah. Yarin Sivas'a geçiyorum, cuma da Tokat'taki etkinlik basliyor. Kismetse haftaya pazartesi Burhaniye'deyim. O zaman uzun uzun yazar ve fotograflardan örnekler vermeye baslarim. Ancak sizi su anda içinde bulundugum bir nefis mekanla anadolu evleri'yle basbasa birakiyorum. Bir bakin ve en kisa zamanda Antep'e yolunuzu düsürüp gelin. Zaten Çagdas'ta yemek de yiyeceksiniz, çarsilari gezeceksiniz... Oooo! Haydin eyvallah.

18 Mayıs 2006

Antakya'dan çok kısa

Bir günde Antakya görülür mü? Görülmez elbet. Azicik da olsa degdi. Uzun çarsiya gitmek, Sultan Sofrası'nda yemek yemek, gerçek Antakya künefesi tatmak, peynirler, kahkeler, kerebiçler...
Sabah kahvaltisi Halepli İbrahim Usta'dan: bakla ve humus.. Devami sakin bir zamanda. Birazdan Antep için yola çikiyorum. Fotograflar bol bol gelecek elbet!
Herkese sevgiler. Bu ara gelen mektuplariniza yanit veremezsem affedin beni.

14 Mayıs 2006

Anneler, gazeteler, kitaplar, geziler veeee çilek!

Elime geçen son üç kitap da Arkadaş Yayınları’ndan Beden Zekası, Her Yönüyle Yoga, Her Yönüyle Diyet. Kitaplarin formu, kagidi, sayfa düzeni son derece hos, incelikli. Özellikle Beden Zekası kitabinin önemli bir kaynak olabilecegini düsünüyorum. Farkli diyet ve yoga kitaplari daha önce de yayinlandigi için hangisinin size daha uygun olduguna sanirim ancak siz karar verebilirsiniz. Içerigi de güzel kitaplarin ancak ne yazik ki pek çok çeviri kitapta gördügüm hatalar var. Çeviri, bir cümleyi oldugu gibi Türkçe’ye aktarmak degildir bana göre. Dilimize uygun bir dille aktarmaktir. Çeviri yaptiktan sonra bir de dili için okuyorum. Dolayisiyla gerçekten Türkçe bir kitap gibi okunmasini saglamaya çalisiyorum. Ne denli basarili oldugumu bilemem elbet, sonuçta çeviri gerçekten ciddiye alinmasi gereken bir is. Dili bilmek yeterli olmuyor. Dile hakim olmak da gerekiyor. Her iki dil için de geçerli bu. Sanirim çevirmenler kadar redaktörlere ve editörlere de bu konuda büyük is düsüyor. Bahsetmistim galiba, bir kaç ay önce elime geçen bir kitapta yabani çiçekler ‘vahsi çiçek’, degisim programiyla Amerika’ya giden Japon delikanli da ‘mübadil’ olmustu! Üstelik hatalar bunlarla da bitmiyordu.
Bir de geçenlerde Vefalı Dostlarım Şifalı Otlar (Alfa) kitabini tanittigim Bursali dostum Ramis Dara baska türlü haberdar olamayacagim bir kitabi gönderdi: Bursa Bitkileri. Uludağ Üniversitesi Kent Tarihi ve Araştırmaları Merkezi’nce yayimlanan kitabi Prof. Dr. Gönül Kaynak, arastirma görevlileri Ruziye Daşkın ve Özer Yılmaz hazirlamis. Bursa ili sinirlari içinde yetisen her tür bitkiyi fotografli olarak içeren kitap gerçekten çok degerli bir hazine bana göre. Tüm kitaplari hazirlayanlara tesekkürler.

25 Nisan 2006

Kitap tanıtımı


Kitaplar ve yeni dünyalar

Antalya’da hemen her apartmanin bahçesinde yeni dünya agaci vardir. Iste onlar simdi günesin de etkisiyle bir sürü kizarmakta olan meyveye ev sahipligi yapiyorlar. Ben de dayanamayip fotografladim bir kismini. Bizim arka bahçede de var yeni dünya agaçlari ve geçen gün bir kaç tane kopardim. Pazarda da vardi ya turfanda idi, yarisi olmussa yarisi da göktü. Seçtirmeyince satici ben de almaktan vazgeçmis idim. Nasilsa bir iki haftaya kadar bollanir, ben de bol bol yerim.

Iste Dr. Nermin Işık’in bulgur kitabi. Daha önce Duru Bulgur’un sponsorlugunda çiktiginda haberim olmus ve kendisinde bir kitap istemistim. O zaman da duyurmus, tanitmistim ancak yaygin olarak bulunabilen bir kitap degildi. Simdi ise Alfa Kitap’tan yeniden basildi. Kitap geldigi gün çok sevinmis, hemen gruplara duyurmustum. Iste gruplara yolladigim nottan kesitler: “Kitabin yeniden yayinlanmasina çok sevindim çünkü hem bulguru gida maddesi olarak çok
önemsiyorum (Anadolu'ya has olan ve pek çok kullanim alani bulunan bulgur hemen her yörenin beslenmesinde büyük önem tasir, çok saglikli ve dengeli bir besindir), hem de bu kitabi çok sevmistim. Çorbalardan tutun da sulu yemeklere, pilavlardan salata ve tatlilara bulgurun kullanildigi pek çok yöresel tarifi derlemis Dr. Isik bu kitap için. Tabii ki bulgur yapimi, bulgurun besin degerleri gibi bilgiler de var. Kitapta Gaziantep'ten Konya'ya, Artvin'den Çanakkale'ye pek çok ilimize has tarifler var. Örnek isterseniz topalak, yumurtali köfte, anali kizli, ayva dolmasi (Nermin Hanim'in izniyle bu tarife 'Meyve Agacindan Hikayeler' kitabimda
yer vermistim), sam tiridi, kulak çorbasi, pancar cacigi, iskevteli bulgur pilavi, kesme bulamaci, dügülü hashas tatlisi... Nermin Hanim'i bu güzel eseri için kutluyor, Alfa Yayinlari'na da bu degerli eseri mutfakseverlere kazandirdigi için tesekkür ediyorum.”

Bugün Alfa Kitap’tan bir yeni kitap daha geldi. Bursali sanal dostum Ramis Dara’nin Vefalı Dostlarım Şifalı Otlarım adli kitabi. Sanal dostum diyorum çünkü kendisiyle hiç tanismadik. Radikal’de Bursa’nin ünlü mekanlarindan Ulus Pastanesi için yazdigim yaziyi görüp Bursa dergisinde yer vermek istedigini söylemis, ben de ona izin vermistim. Daha sonra bana Bursa Defteri dergilerinden, Bursa Sözlügü’nden ve bir de yine kendisinin çikardigi edebiyat dergilerinden göndermis idi. Bursa’yi gönülden seven bir doga asigi edebiyatçi olarak tanimlayabilirim kendisini. Daha önce yayinlanmis eserleri arasinda sair-siir incelemeleri, deneme, günlük, çeviri ve Bursa denemeleri var. Ben de ona Bir Ot Masalı’ni göndermistim. O aralar kendisinin de bitkilerle ilgili bir kitap hazirliginda oldugunu söylemisti. (Kitabin sunus yazisinda Eylül 2002’de basladigini söylüyor.) Aradan herhalde 2 yil geçmis olmali. Epeydir haberlesmemistik kendisiyle ki geçenlerde kitapçiya gittigimde bir de baktim ki kitabi çikmis. Benim kitaplarima da kaynakçada yer vermis, sagolsun, varolsun. Iste bu kitapta 841 adet bitkinin tanimi var. Abanoz’dan zulumba’ya... Çiçekler, otlar, kaktüsler, ağaçlar, bunlarin latince isimleri, familyalari, yerel adlari, özellikleri var kitapta. Elinize saglik sevgili dostum Ramis Dara. Kitabinizin yolu açik olsun. Tabii sizin de. Umarim Bursa gezileriniz güzel geçiyordur. Yeni eser ve sohbetlerde bulusmak dilegiyle.