09 Şubat 2009

İzmir'de bir doğal ürün dükkanı

Yeni bir doğal ürün dükkanı haberi aldım. İzmirli dostlarımızın işine yarar düşüncesiyle burada yer vermek istiyorum. Metro-Gastro yemeğinde gördüğüm dostlardan biri de Dr. Cenk Durmuşkahya. Cenk, TÜBİTAK Yayınları'ndan çıkan Bitkisel Hayat adlı kitabın yazarı. (Şimdiden söyleyeyim, önümüzdeki ay Atlas dergisi Cenk'in hazırladığı bir baharat kitapçığını ek olarak verecek.) Ayrıca Metro-Gastro dergisi yazarlarından ve Celal Bayar Üniversitesi öğretim görevlisi. Yaz aylarında Doğu Karadeniz yaylalarına bitki gezileri düzenliyor. Ne kadar istiyorum katılmayı, belki kısmet olur. Cenk, İzmir'de eşiyle birlikte Anatolica adlı bir dükkan açtıklarını söyledi. Sertifikalı organik ürünler dışında Almanya'dan ithal edilen organik kozmetikler, kendi yaptıkları katkı maddesi ve koruyucu kullanılmadan hazırlanan reçel, konserve, pekmez ve şaraplar, doğadan kendi topladıkları şifalı bitkiler, Cenk'in hazırladığı bitki karışımları ve olabildiğince öğütülmemiş halde (veya anında öğüterek) satmaya çalıştıkları (bunun nedeninin öğütülmüş baharatların içerisinde başka maddeler bulunması ihtimali olduğunu söylüyor) baharatlar var. Adresi aşağıda, belki sizin de yolunuz düşer.

Anatolica Doğal ve Organik Ürünler
Mahmut Esat Bozkurt Cad. No 13C
Alsancak İzmir
(Kıbrıs Şehitleri Halk Bankasi Sokağı)
Tel: 0232 463 50 08

08 Şubat 2009

Biggest Looser

Televizyonlarda yemek yarışmaları ardı arkasına başlıyor, farkında mısınız? "Yemekteyiz" yarışması başarılı olunca diğer kanallar da benzer yarışmalar sunmaya başladı. (Herhalde bu yarışmalar dizilerden daha ucuza mal oluyordur kanallara, ne de olsa katılanlara -birinci dışında- para ödemiyorlar. O da -kendi kazançlarının yanında- matah bir miktar olmadığına göre ve reyting de yaptıklarına göre.) Artık hangi kanalı açsanız bir yemek yarışması çıkıyor karşınıza. Amerikan NBC televizyonunda yedi sezondur yayımlanan bir yarışma var: "Biggest Looser" (Tam Türkçesi "En Çok Kaybeden") Ödülü 250 bin dolar! Yani belli bir süre içinde en çok kilo veren kişi ödülü kazanıyor. Aynı "Biri Bizi Gözetliyor" yarışmaları gibi kameraların olduğu bir evde ter döküp, aç kalıp yarışmayı kazanmaya çalışıyorlar. Herhalde bu kadar yemek programıyla şişmanlayıp sonra zayıflama programlarında aldığımız kiloları vermeye çalışacağız. Öyle görünüyor. Bu yazının ilhamı The New York Times gazetesinde yayımlanan şu yazı. Okumak isteyenler için linki:
http://www.nytimes.com/2009/02/04/dining/04loser.html?pagewanted=1&ref=fitnessandnutrition
Yazının sonunda bir paragraf var ki en önemli yeri orası bence: "Bunca çaba, gözyaşı ve ter dkmenin sonunda öğrenilen nedir? Basit: Aldığınız kalorileri sayın, egzersiz yapın ve yemek yapmayı öğrenin!"

07 Şubat 2009

Biraz kırmızıyı hak ettik

Kırmızı sizin için ne ifade ediyor? Çoğunuz kalp diyeceksiniz sanki, damarlar, kan. Bir kısmınız ateş diyeceksiniz, elma, kiraz, biber, dudak, gül, gelincik... Uzunca bir liste yapılabilir kırmızıyla. Bir de tabii domates, onu sona sakladım, fotoğraftaki güzel yüzünden. Domates kurutanlardan mısınız? Ben yıllardır kuruturdum, Burhaniye'nin rüzgarında. Geçen yaz kurutmadım ilk kez. Neden bilmem. Ama önce Artebella'nın kurutulmuş, doğranmış (ya da tam tersi) domatesleri girdi mutfağıma, sonra Yerlim'in kurutulmuş domates tozu, sonra Kürşat'ın kurutulmuş ama sonra ıslatılarak kullanıma hazır hale getirilmiş domatesi. Son olarak da Ayfer'ciğim bana Bodrum'dan kuru domatesler getirdi. Onlarla ne yapsam derken fotoğraftaki kırmızı çıktı ortaya. Kapariler Nazlı arkadaşımdandı, kekiği yaşlı bir amcadan almıştım, ama nereden? Onu hatırlamıyorum. Zeytinyağı Burhaniye'nin. Biraz da sarımsakla deniz tuzu var içinde. Simit arasında, dil peyniriyle bir güzel oldu ki sormayın.
*
Üç de kitap haberim var. Birincisi güzel bir kadının armağanı, sevgili Neslihan'ın: Giresun Yemekleri. Giresun Valiliği'nce çıkarılan kitapta öyle güzel yemekler var ki. Çok teşekkürler Neslihan'cığım! İkincisi Ebru Şallı'nın yeni kitabı, Besleyici ve Lezzetli Çocuk Yemekleri adlı kitabı. Alfa'dan çıktı. Çok sevdiğim bir ağabeyden, İlhan Eksen'den de bir kitap haberi var. Çok sevilen kitabı Dengeli Demlenme ve Rakı Mezeleri'nin 6. baskısı Alfa'dan çıktı, ilgilenenlere duyurulur.

06 Şubat 2009

Bu toprağın zenginliği

Ek. Doğru dürüst açıklamadığım için kusura bakmayın. Bu yiyecekler -ne yazık ki- sadece dergi yazarları ve basın mensuplarının olduğu bir yemekte sunuldu. Fuarda bu yemekler yok ancak çeşitli sunum ve tadımlar var, aşağıda linkini verdiğim siteden programa ulaşılabilir.
*
Uşak, Kastamonu, Kahramanmaraş ve Antalya'dan tarhana çorbaları, Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Mardin ve Adana'dan içli köfteler, Mardin'den soğan dolması, Kahramanmaraş'tan havuç dolması, Ohri usulü Rumeli böreği (fotoğraftaki), Bursa'dan zeytinyağlı yeşil domates, Gaziantep'ten zeytin piyazı, Konya'dan küflü peynir, Antakya'dan sürk çökeleği, Kars'tan gravyer, Seferihisar'dan armola, Karaburun'dan kopanisti, Gaziantep ve Antakya'dan zeytin, Ege ve Akdeniz'den ısırgan, arapsaçı, ebegümeci, şevketibostan, turp otu, gelincik, cibes, radika, hardal otu, kuzukulağı, Çorum'dan ca dolması, Bursa'dan sakızlı kebap, Sivas'tan muhaşşerli pilav, Van'dan fırında inci kefali, Diyarbakır'dan nardan aşı, Urfa'dan şıllık, Kahramanmaraş'tan çullama, Samsun'dan sütlü incir, Diyarbakır'dan kahi, Mersin'den cezerye, Antalya'dan ramazan bağaçası, Kahramanmaraş'tan dondurma. Çok özel insanların elinden çıkan onlarca yemek Metro-Gastro dergisinin 50. sayısı şerefine hazırlandı, konuklara sunuldu. Emeği geçen herkese, elbette en başta bu yemeği organize eden Metro Group yönetim ve çalışanlarına, derginin belkemiği sevgili Nilhan Aras'a teşekkürler. (Not. Metro-Gastro Buluşması 2009, 7 Şubat 2009 Pazar günü 19:00'a kadar CNR 1. Salon'da devam edecek.)

04 Şubat 2009

Berekete dair

Size de olur mu bilmem, bazen bir fotoğraf gördüğümde plopppp, sözcükler beliriverir zihnimde. Bu fotoğraf karşıma çıktığında (ben çektim tabii) "berekete dair" demek geldi içimden. Bir fotoğraf seçeyim, siteye koyayım, yazısını sonra yazayım diyordum çünkü pazara gitmem lazım. Geç kaldığım için otçu kızım sütleri satmıştır. Yerelmacım bana yerelması ayıracaktı, bilmem ki getirdi mi? Getirdiyse hala tutuyor mu? Çiçekçiler, sebzeciler, meyveciler... Bir an önce gidip güzellere kavuşmam lazım. Onlar toprağın bereketi. Bol bol sebze yemek istiyorum bu hafta. Bakliyat yemek istiyorum, bulgur yemek istiyorum. Karbonhidrat krizini atlattım nasılsa. Bazen canınız bir şey ister hani, tutturuk çocuklar gibi zihninizde dolanıverir o yiyecek, ben de illa poğaça istiyordum dün, peynirli pofuduk poğaça. Pastane poğaçası yemem, evde de yapmam, 1-2 tane yiyeceğim diye. Yolum düştü, aklıma geldi bizim Menekşe Börek Salonu'na uğradım. Pek hoş kadınlardır, açma börekleri ünlüdür. İki poğaça, iki dilim de açma börek koydurdum kutuya. Yok yok, poğaçanın birini yolda yürürken yedim. Nasıl da güzel geldi! Diyet sevdasına düşmüşse dahi insan, küçük kaçamaklara göz yummak lazım. Onlar size devam etme gücünü veren şeylerdir. Bir ufak kaçamak size kilo aldırmaz ama kaçamağı yapmamak hedefinize ulaşmadan vazgeçmenize neden olabilir. Bugün küçük kaçamak yapın. Yemekle ilgili olması gerekmez, ne bileyim öğlen kaçamağı yapın, sokağa çıkın, parka gidin, kuşları besleyin, deniz havası alın, bir kaç parça çikolata yiyin. Sonra da kocaman bir gülümseyin, yaşamın tüm sevinçleri sizin olsun!

03 Şubat 2009

Dünyanın en sağlıklı yiyecekleri

İngilizce bilenler ve arada ihtiyaç duyanlar için bir site adresi:
Dünyanın En Sağlıklı Yiyecekleri (World's Healthiest Foods)
Sağlıklı yemekler pişirmek istiyorum, en çok demir içeren sağlıklı yiyecekler hangileri, hastalıkları doğru beslenerek nasıl yenebilirim, alerjilerle boğuşmamak için nelere dikkat etmem lazım, kilo verirken nasıl beslenmeli... Bu ve bunun gibi sorular için.

02 Şubat 2009

Sarılar, yeşiller, brokoliler

Aşağıdaki güzelin 2 yeni adını daha buldum. Daha doğrusu biri Londra'dan, Elif'ten geldi: "Chinese cauliflower", bir diğer adı da "Romanesque broccoli" imiş. Merak edenlere duyurulur.
*
Dostlar, sevgili Zerrin ve Ayça'nın özverili çabasıyla kurulan Esra öğretmen kütüphaneleri Süheyla'nın katkısıyla Zaman gazetesinde haber olmuş. Buradan okuyabilirsiniz. Ellerinize sağlık kızlar, hadi devamını yapalım!
*
Aşağıdaki yazıda, fotoğrafta gördüğünüz şık latifeden bahsettim ama altında verdiğim tarif brokoli ile yapıldı, bir kaç yorumda yanlış anlaşılmış gibi geldiği için düzeltme yapma ihtiyacı hissettim. İlgi ve bilginize sunarım sevgili sebzeseverler.
*
Bu güzeli tanıyorsunuz değil mi? Yani bir kısmınızın bildiğini biliyorum. Bir kaç kere komşuların sitelerinde de gördüm. Adını unuttum, ne diyorlardı sahi? Bu şık latifenin fotoğrafı New York'ta, Union Square'deki çiftçi pazarında çekildiydi, geçen sene. Oturup saatlerce seyredebilirim, o kadar güzel buluyorum kendisini. Bir tür karnabahar, sarıyla yeşil arası, lezzeti bol. Tanesi 1.5 liraya satılıyor iyi mi? Bu hafta 2. bir pazara, cumartesi günleri kurulan Şirinyalı Pazarı'na da gidince, orada bulup aldım. Haşlayıp salatasını yapacağım. Ama brokoli demişken dün akşamın harikası brokolili makarna çorbasını anlatmak isterim, izninizle. Çarşamba Pazarı'ndan minik brokoliler almıştım, canım ille de sebze çekip tek başına sebzeyle doymayacağımı anlayınca şu tarifi geliştirdim: 250 gram kadarını yapraklarıyla doğradım, yıkadım. Bir su bardağı düdük makarnayı 450 ml. kaynar su ve bir çay kaşığı deniz tuzuyla haşladım. 4-5 dakika sonra brokolileri attım, biraz taze çekilmiş karabiber ve 3 diş doğranmış sarımsak ekledim. Biraz da birlikte piştiler. Durun, sakın suyunu süzmeyin. Kendi suyuyla yeniyor. Adı onun için çorba ya! Olduğu gibi alın koca bir kaseye. Üzerine bir tatlı kaşığı sızma zeytinyağı gezdirin, afiyetle yiyin. En düşük kalorili yemek olduğunu söyleyemem ama çok leziz. Hele bir de tam undan yapılmış makarnanız varsa daha da güzel. İyi haftalar!