12 Şubat 2009

Nihat Akkaraca

Başsağlığı dileklerinizi Nihat abinin ailesi ve tüm sevenleri, dostları için kabul ediyorum arkadaşlar. Biz sadece bir kere yüzyüze görüştük Nihat abiyle ama arada yazışırdık. Sağolsun, ne zaman yardım isteğiyle kapısını çalsam yardım etmiştir. Mutfaklardan Taşan Öyküler'i okuyan dostlarım Nihat abiyi biraz daha iyi tanıyordur, orada kendi dilinden öyküsü var. Hayatımda öğrenmeye bu kadar meraklı az insan tanıdım. Kendi kendine İngilizce, Almanca, Yunanca öğrenmiş Nihat abi. Datça'sına hayrandı, Datça'nın öykülerini derlerdi. Bir kitabı Datça'da Zaman adıyla yayımlanmıştı, yeni bir kitabın hazırlığını yapıyordu. Eminim sevenleri ve ailesi bu kitabın okurlarıyla buluşması için çaba gösterecektir. Burada okuyacaklarınız Mutfaklardan Taşan Öyküler kitabı için yazdığı yazıdan:

1931 yılında Datça’da doğdum. İlkokul eğitimi aldım. İş hayatı bir kargaşalar yumağı, yine de anlatayım: İlkokuldan sonra askere kadar çiftçilik ve bir yıl kahvecilik yaptım. Deniz eri olarak askerlik yaptıktan sonra Datça’ya değil İzmir’e dönüp işçilik yapmaya başladım. Bir süre ticaretle uğraşıp iflas ettikten sonra Amerikan üslerinin inşaatında karo döşeme işlerini üslenen bir inşaat firmasına girdim. Önce işçi, sonra ustabaşı olarak çalışırken İngilizce öğrenmeye kalkıştım. Kendi kendime öğrendiğim az İngilizce’yle Sinop’taki Amerikan üssünde basit bir tercümanlıkla işe başladım. İngilizce’yi ilerleterek iş saatleri dışında teknik tercümeler yapmaya başladım. Böylece aylık ücretimin dışında da para kazanırken, soğutma sistemlerinin ilgimi çekmesi üzerine o tür kitaplar üzerine yoğunlaşınca müdürlerin dikkatini çekmişim. Bunun üzerine beni havalandırma (air conditioner) kısmına şef olarak atadılar. İşim gereği elektriği öğrendim. Çünkü işyerinde hazine gibi bir kütüphane vardı ve artık İngilizce teknik kitapları zorlanmadan okuyup anlıyordum. Bu arada Amerikan üsleri kapanır işsiz kalırsam Almanya’ya giderim düşüncesiyle Almanca öğrenmeye karar verdim. İş yerinde çalışan Almanlara Türkçe öğretirken ben de Almanca’mı orta duruma getirmişim. Sonra elektroniğe yöneldim ve iş saatleri dışında Sinop’ta açtığım dükkânda televizyon ve video tamirine başladım. Emekli olduktan sonra da yıllarca elektronikçi olarak çalıştım.
1986’da memleketim Datça’ya taşındım. Burada açtığım elektronik tamir dükkânını kapattıktan sonra boş kalmamak için Datça’da arkadaşlarımla bir yerel tarih grubu kurduk. Grubun çalışmaları esnasında Türk-Yunan ilişkilerini araştıran alt grubu yönetirken herkes çekildi ben kaldım. Sömbeki Adası’nda İngilizce yayınlanan bir yerel gazeteyle, Symi Visitor, ilişki kurarak tarihi bilgileri değiş tokuş ederken gazeteye yazılar yazmaya başladım. Daha çok ilişkileri ilgilendiren yazılar. Gazetenin her sayısından 20-30 tane gönderiyorlar. Ben de Datça’da okumak isteyenlere dağıtıyorum. Bu gazetenin bir yemek yazarı var: Adriana. Çok güzel Yunan yemekleri yazıyor. Bazı sayılarda dikkat ediyorum bitkilerin mitolojik öykülerini de yazıyor. Adriana benden de yemek tarifi istiyor. Ama bakıyorum bizim yemeklerle onların yemekleri arasında fazla fark yok. Bu arada bir senedir Yunanca çalışıyorum. Çok zor ama Sömbeki’den her hafta gelen arkadaşlarımla çat pat anlaşmak hoşuma gidiyor.
Tarih grubu için araştırma yapıp yazılarım sergilerde görününce ilgi topladı. Ben de yaşanmış öyküleri dinleyip yazmaya ve yerel gazetelerde yayınlamaya başladım. İki senedir yazıyorum. (Nihat Abi bu yazıyı Aralık 2004’te yazıp yolladığına göre yazmaya başlayalı beş sene olmuş.) Öykülerle ilgilenen bir yayınevi var, Zürih’te Türkçe yayın yapan bir radyo ara sıra öykülerimi okuyor. Geçen Ay (Kasım 2004) İzmır Life Dergisi’nde ‘Datça Boğa Güreşleri’ başlığıyla bir yazım yayınlandı. Bunlar bana heyecan veriyor. Boş durmak yok. Gündüz dinliyor, kaydediyor, akşamları yazıya döküyorum. Sadece öykü değil. Eski Datça’daki öykülü manileri de topladım. ‘Datça Ağzı’ başlığı altında eski Datça aksanı kelimeleri derlemekteyim. Dünyanın bir çok yerinde arkadaşım var. Durmadan mailler gelir gider. Yaz aylarında arkadaşlarımdan Datça’ya gelenlerle ilgilenirim. Datça’da bir çok kişi bana ‘Gönüllü Konsolos’ der. Ancak bütün bunlar beni yormuyor, aksine coşku veriyor.

20 yorum:

pinarbk dedi ki...

Çok üzüldüm, çokkk...
Işıklar içinde uyusun...

SOFRAM dedi ki...

Tijen'ciğim,ne kadar güzel, başarılarla dolu dolu geçen bir yaşam, insan yeter ki birşeyler yapmayı istesin, herkesin kendince ders çıkaracağı çok şey var yaşam öyküsünde...
Aşağıda verdiğiniz linkten sayfasını da ziyaret ettim, ne güzel yazıları varmış, allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın...
Sevgilerimle...

Mehmet Vuran dedi ki...

Etkileyici bir hayat öyküsü... İngilizceyi kendi kendine öğrenme kısmı ise, tam da benim yarama parmak basıyor...

SICAK PAYLAŞIMLAR AYSEL dedi ki...

Sizin ve Tüm sevenlerinin başı sağolsun.

Sevgi Küçük dedi ki...

kendisini tanıma fırsatım olmadığı için inan çok büyük üzüntü duydum. öğrenmeye hevesi, öğrendiklerini uygulamaya dökmedeki coşkusu, kendi için ülkesi için tüm insanlar için bir şey yapma çabası ve takdir edilecek tüm bu çalışmalarını büyük bir alçakgönüllülükle anlatması...
dilerim mekanı cennet olur. tekrar hepimizin başı sağolsun.

Damak Tadı dedi ki...

Datça'lıların başı sağolsun..Böyle insanlar az bulunuyor günümüzde..Mekanı cennet olsun..Bu tür haberler beni derinden üzüyor Tijen'ciğim..

Maviye Yolculuk dedi ki...

Nur içinde yatsın...Ben kendisini blogundan ve Datça merakımdan dolayı tanıyıp sevmiştim...Hiç görmesem de...Ailesine başsağlığı diliyorum.

neslihan dedi ki...

başınız saolsun canım.mekanı cennet olsun.yeni okudum yazıyı.sevgilerimle...

ORDAN BURDAN HAYATTAN dedi ki...

Tijencim gerçekten çok dolu bir insanmış anladığım kadarıyla.Ne mutlu onu tanıyanlara onunla bişeyler paylaşabilmiş olanlara.Öncelikle ailesinin ve tüm sevdiklerinin başı sağolsun.

Zehra Gürgen dedi ki...

çok güzel bir insanmış, tüm sevdiklerinin ve ailesinin başı sağolsun.

Melda dedi ki...

Sevgili Tijen hanım
Anısını yaşatıyorsunuz ve yaşatacaksınız, sağolun. Biz geride kalan Datçalılar olarak onu hiç unutmayacağız. Bu zaten mümkün değil. O kadar hayatlarımızın içindeydi ki.
Ama kitabını elbette tamamlayacağız, bu bizim boynumuzun borcudur. Çok sevdiği Datça'sına çok iyi bakacağız, söz...

Tijen dedi ki...

Hepinize teşekkürler güzel yorumlarınız için. Dilerim Nihat abi hiç unutulmaz, tüm sevenleri onun adını yaşatır.

Asortik Krep dedi ki...

Toprağı bol olsun..Datçanın ve Datçalıların başta ailesinin başı sağolsun.

ayse.. dedi ki...

Hepimizin basi sagolsun..Onu hic tanimamis insanlara bile bu hayat hikayesini birakarak ornek oldu..Cok tesekkur ederim bunu da bizlerle paylastiginiz icin. Tek dilegim bu insanlarin yerlerini doldurabilecek genclerin yetisebilmesi.
Sevgiler

EREN dedi ki...

Kendisini 29 sene önce Sinop ta tanımış ve beraber çalışmış olmakla şanslıyım ama geçen yaz gidip göreyim ve eskileri konuşalım deyip de yapmadığım için ise suçluyum..Lütfen ertelemeyin.Sevdiklerinizi hemen bugün arayın,konuşun,dertleşin.Yoksa onlar da Nihat abi gibi bırakıp gidiverirler..ansızın.Son pişmanlık? Faydasız. Hayat Dediğin 3 gündür.Dün geldi geçti yarın meçhuldür.Öyleyse hayat dediğin bir gündür. O da bugündür demişti Can Baba.Datça Can Baba ve Nihat abi gibi güzel insanları çok özleyecek.

Kedila dedi ki...

Güzel bir insanı ölümü nedeniyle tanımmak benim açımdan üzücü oldu. Hayat hikayesi yaşama bakışı herkese örnek olacak bir insanmış.

Çok üzüldüm.

Mine dedi ki...

Tijen Hanım,
Nihat Abi'yle gerçek yaşamda tanışmamış olsam da, beni teselli eden tek şey, o yaşarken blogunu keşfetmiş olmak.
Mekanı cennet olsun.

Aysegul dedi ki...

En son Kurban Bayramında Datça'da beraber olduk Nihat Abi ile. Dışarıda yağmur vardı, bir şişede şarap açtı Nihat Abi ve sohbet saatlerce sürdü. Yeni yazdığı kitap için öylesine heyecanlıydı ki,hatta senden de bahsetmiştik Tijen'cim. Eskişehir'den ve çocukluğumuzdan bahsetmiştim ona. Ayrılırkende önümüzdeki yaz için bir dolu plan yapmıştık. Öylesine keyifli bir akşam olmuştu ki..Son derece sağlıklı, enerjik ve mutlu görünüyordu. Gittiğine inanabilmek öyle zor ki...

tilia dedi ki...

Yeni öğrendik Nihat Abi'yi kaybettiğimizi ve çok ama çok üzüldük... Kendisini TRT'nin onun hakkında yaptığı belgesel sayesinde tanımış ve sonra Datça'ya gittiğimizde tanışma fırsatını yakalamıştık. Bize ikram ettiği beyaz şarabın ve ettiğimiz sohbetin tadı hala damağımızda...
Hoşsohbet, misafirperver, sevgi dolu ve çok değerli bir insandı... Sonradan gönderdiği "Datça'da Zaman" kitabında ve blogunda da gördüğüm kadarıyla çok iyi bir hikayeciydi... "Bademler çiçek açtığında gelin bir de Datça'ya" diyordu hep... Çok üzgünüm onu bir daha görüp sohbetini dinlemeyeceğim için...
Onu seven herkese, en başta sevgili Emel Teyze'ye ve kızlarına sabırlar ve başsağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun...

Cemal Yavuz dedi ki...

Nihat Bey'i 2008 Yazında tanıma fırsatını bulmuş,"Datça'da Zaman" Kitabını imzalatıp, uzunca bir süre sohbet etmiştik.O Yörede tatilini geçirenler için daha da bir anlam taşıyan Kitabı bir solukta okumuştuk. Renkli kişiliği ile ve yöresi için kültürel olarak yaptığı çalışmalarla anılarda yer alacağından emin olduğumuz değerli insana Allah'dan Rahmet , yakınlarına da baş sağlığı diliyoruz
C.Yavuz Keskinbora ve Eşi İclal Keskinbora